2 Şubat 2026 Pazartesi

2026 Yılı ÜFE-TÜFE Oranları

 

Ocak - 2026ÜFE (%)TÜFE (%)
Bir Önceki Aya Göre2,674,84
Bir Önceki Yılın Aralık Ayına Göre2,674,84
Bir Önceki Yıla Göre27,1730,65
Oniki Aylık Ortalamalara Göre25,3933,98

 

Ocak ayı enflasyonu açıklandı. Enflasyon Ocak ayında yüzde 4,84 oldu. Toplu sözleşme hükmüne göre memurlar, 2026'ün ilk yarısı için yüzde 11 zam aldılar. İlk ayda enflasyon yüzde 4,84 oldu. Şubat, Mart, Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında çıkacak enflasyon rakamları memurların alacağı enflasyon farkını da netleştirecek.

Ocak ayı enflasyon rakamları açıklandı

 

Tüketici fiyat endeksi (TÜFE) yıllık %30,65 arttı, aylık %4,84 arttı

TÜFE'deki (2025=100) değişim 2026 yılı Ocak ayında bir önceki aya göre %4,84 artış, bir önceki yılın Aralık ayına göre %4,84 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre %30,65 artış ve on iki aylık ortalamalara göre %33,98 artış olarak gerçekleşti.

TÜFE yıllık değişim oranları (%), Ocak 2026

TÜFE gıda ve alkolsüz içeceklerde yıllık %31,69 arttı

En yüksek ağırlığa sahip üç ana harcama grubunun yıllık değişimleri; gıda ve alkolsüz içeceklerde %31,69 artış, ulaştırmada %29,39 artış ve konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda %45,36 artış olarak gerçekleşti. İlgili ana harcama gruplarının yıllık değişime olan katkıları ise gıda ve alkolsüz içeceklerde 7,82, ulaştırmada 4,64 ve konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda 6,74 yüzde puan oldu.

TÜFE ana harcama gruplarının yıllık değişim oranları ve genel endeks değişimine katkıları, Ocak 2026

TÜFE gıda ve alkolsüz içeceklerde aylık %6,59 arttı

En yüksek ağırlığa sahip üç ana harcama grubunun aylık değişimleri; gıda ve alkolsüz içeceklerde %6,59 artış, ulaştırmada %5,29 artış ve konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda %4,43 artış olarak gerçekleşti. İlgili ana grupların aylık değişime olan katkıları ise gıda ve alkolsüz içeceklerde 1,61, ulaştırmada 0,88 ve konutta 0,51 yüzde puan oldu. (Ana harcama gruplarına göre endeksler, ağırlıklar ve değişim oranları Ek Tablo-1'de, ana harcama gruplarının genel endeksteki aylık ve yıllık değişime olan katkıları Ek Tablo-3'tedir).

TÜFE ana harcama gruplarının aylık değişim oranları ve genel endeks değişimine katkıları (%), Ocak 2026

Endekste kapsanan 174 alt sınıftan (Amaca Göre Bireysel Tüketim Sınıflaması-COICOP 2018 5'li Düzey) 2026 yılı Ocak ayı itibarıyla, 14 alt sınıfın endeksinde düşüş gerçekleşirken, 3 alt sınıfın endeksinde değişim olmadı. 157 alt sınıfın endeksinde ise artış gerçekleşti.

Özel kapsamlı TÜFE göstergesi (B) yıllık %30,11 arttı, aylık %4,22 arttı

İşlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç TÜFE'deki değişim, 2026 yılı Ocak ayında bir önceki aya göre %4,22 artış, bir önceki yılın Aralık ayına göre %4,22 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre %30,11 artış ve on iki aylık ortalamalara göre %33,82 artış olarak gerçekleşti.


2026 Ocak ayı enflasyon rakamları açıklandı

 

TÜFE'deki (2025=100) değişim 2026 yılı Ocak ayında bir önceki aya göre %4,84 artış, bir önceki yılın Aralık ayına göre %4,84 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre %30,65 artış ve on iki aylık ortalamalara göre %33,98 artış olarak gerçekleşti.

Yİ-ÜFE (2003=100) 2026 yılı Ocak ayında bir önceki aya göre %2,67 artış, bir önceki yılın Aralık ayına göre %2,67 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre %27,17 artış ve on iki aylık ortalamalara göre %25,39 artış gösterdi.

01.02.2026 tarihi itibariyle; Kurulu güç 123.064 MW oldu. Santral Sayısı: 40.930 adet oldu. 31 Temmuz 2024 ile 01 Şubat 2026 tarihleri arasında toplam 12.884 adet santral devreye girmiştir. Yine aynı tarihler arasında kurulu güçte 11.514 MW artış kaydedildi. 01.01.2025 tarihinden bu yana kurulu güç değerinde 7.404 MW artış kaydedildi. Yine aynı ay içinde 01.02.2026 tarihi itibariyle, üretilen elektrik enerjisinin kaynaklara göre dağılımı ise şöyle oluşmuştur.

      1- Hidrolik kaynaklı elektrik enerjisi üretim (Akarsu ve Baraj Tipi Santrallerde) %21,29

    2- Kömür kaynaklı elektrik enerjisi üretimi (Linyit, İthal Kömür, Asfaltit ve Taşkömürü Santrallerde) %35,43

     3- Yenilenebilir kaynaklı elektrik enerjisi üretimi (Güneş, Rüzgar, Jeotermal, Biyokütle ve Atık Isı Santrallerde) %33,27,

   4- Doğalgaz ve fuel-oil kaynaklı elektrik enerjisi üretimi (Doğalgaz ve fuel-oil (İthal kaynaklı) %10,01

    Özetle; Yenilenebilir kaynaklı elektrik enerjisi üretimi %54 56, fosil yakıtlı kaynaklı elektrik enerjisi üretimi ise %45,44 oldu.

Kaynak: TEİAŞ

Kurulu güç Ocak ayında 618 MW artış gösterdi

Türkiye’nin elektrik üretim kapasitesi geçtiğimiz ay 618 MW’lık net artış ile 123.064 MW’a yükseldi.

Türkiye Elektrik İletim A.Ş. tarafından Yük Tevzi Bilgi Sistemi üzerinden açıklanan verilere göre geçtiğimiz ayki artışta açık ara en büyük pay lisanssız güneş enerjisi projelerinin oldu.

Verilere göre geçtiğimiz ay Türkiye’nin güneş enerjisi gücü, 610 MW artış gösterirken, bu artışın tamamını lisanssız güneş enerjisi projeleri sağladı.

Bu artış ile birlikte Ocak ayı sonu itibariyle Türkiye’nin güneş enerjisi gücü 23.188 MW’lık bölümü lisanssız, 2.540 MW’lık bölümü ise lisanslı alanda olmak üzere toplamda 25.728 MW’a yükseldi.

Ocak ayında rüzgâr enerjisi gücü 4 MW’lık bir lisanssız projenin devreye girmesi ile 14.778 MW’a, jeotermal enerji gücü de 2 MW’lık artış ile 1.759 MW’a yükseldi.

Fosil yakıtlar alanında ise doğal gaz üretim kapasitesinde 15 MW, lisanssız kömürlü termik santral alanında ise 4 MW’lık artış gerçekleşti.

Bununla birlikte geçtiğimiz ay linyit kullanan kömürlü termik santral gücü 10 MW’lık, biyokütle santral gücü de 7 MW’lık azalış gösterdi.

Rüzgardan elektrik üretimi yüzde 84 artış gösterdi


Türkiye’nin ocak ayı elektrik üretimi, 2025 yılının ocak ayına göre %5,9 oranında artış ile 32.065,92 Gigavat-saat (GWh) olarak gerçekleşti.

Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (TEİAŞ) tarafından Yük Tevzi Bilgi Sistemi üzerinden açıklanan henüz kesinleşmemiş verilere göre Ocak ayı üretimindeki yenilenebilir enerji payı bir yıl önceye göre 3,74 puan artış ile 40,51 olarak gerçekleşti.

Barajlı hidroelektrik santrallerinin elektrik üretiminin bir yıl önceye göre 715,69 GWh azalış gösterdiği bu dönemde, yenilenebilir enerji payının artmasında en büyük katkıyı rüzgâr enerjisi santralleri verdi.

Rüzgâr enerjisinden üretilen elektrik miktarı 2.373,45 GWh artış gösterirken, rüzgâr enerjisinin toplam elektrik üretimindeki payı da bir yıl önceye göre 6,88 puan artış ile %16,22 olarak gerçekleşti.

Bu üretim seviyesi geçtiğimiz ay rüzgâr enerjisini, doğal gaz ve ithal kömürden sonra en fazla elektrik üretimi sağlayan kaynak haline getirdi.

 

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre, Türkiye enerji üretim ve tüketiminde büyümesini sürdürürken, yenilenebilir kaynakların payını artırmaya devam ediyor.

📊 GÜNCEL SANTRAL ADETLERİ (OCAK 2026 İtibarıyla)

Türkiye genelinde elektrik enerjisi üretim santrali sayısı, lisanssız santraller dahil olmak üzere 40.930’a yükselmiştir. Kaynaklara göre dağılım şöyledir:

☀️ Güneş Enerjisi Santrali: 38.867 Adet
💧   Hidroelektrik Santrali: 773 Adet
🌬️ Rüzgar Enerjisi Santrali: 396 Adet
🔥  Doğal Gaz Santrali: 349 Adet
🪨   Kömür Santrali: 68 Adet
♨️ Jeotermal Santrali: 68 Adet
♻️ Diğer Kaynaklı Santraller: 410 Adet

⚡ KURULU GÜÇ VE KAYNAK DAĞILIMI

2026 yılı Ocak ayı sonu itibarıyla ülkemizin toplam kurulu gücü 123.064 MW’a ulaşmıştır. Kurulu gücün kaynaklara göre oransal dağılımı ise şu şekildedir:

💧 Hidrolik: %26,37
☀️ Güneş: %20,51
🔥 Doğal Gaz: %19,51
🪨 Kömür: %17,97
🌬️ Rüzgar: %12,06
♨️ Jeotermal: %1,43
♻️ Diğer: %2,15

📉 2025 YILI ÜRETİM VE TÜKETİM VERİLERİ

Tüketim: 2025 yılında elektrik enerjisi tüketimi bir önceki yıla göre %2,0 artarak 360,929 GWh olarak gerçekleşmiştir.

Üretim: Elektrik üretimi ise %2,35 artışla 362,992 GWh olmuştur.

2025 Üretim Kaynakları: Elektriğin;

🪨 %34,7'si kömürden,
💧 %21,1'i hidrolikten,
🔥 %18,9'u doğal gazdan,
🌬️ %10,7’si rüzgardan,
☀️ %10,5’i güneşten ve
♨️ %3,1'i jeotermalden elde edilmiştir.

31.01.2026 tarihi itibariyle (Ocak ayı verileri) elektrik üretimimizin, % 34,16'sı kömürden, % 25,14'ü doğal gazdan, % 13,16'sı hidrolik enerjiden, % 16,21'i rüzgardan, % 5,73'ü güneşten, % 3,05'i jeotermal enerjiden ve % 2,55'i diğer kaynaklardan elde edilmiştir.

🎯 GELECEK VİZYONU VE TALEP TAHMİNİ

Türkiye Ulusal Enerji Planı çalışmasının sonuçlarına göre elektrik tüketiminin önümüzdeki yıllarda şu seviyelere ulaşması beklenmektedir:

2030 Yılı: 455,3 TWh
2035 Yılı: 510,5 TWh

🔹 NOT: Veriler ETKB-TEİAŞ'ın resmi sitelerinden alınmıştır.


Türkiye Elektrik İletim A.Ş. 31.01.2026 tarihine ait son kurulu güç raporunu yayınladı. 31.01.2026 tarihli kurulu güç raporuna göre Türkiye 31.01.2026 tarihini 123.064 MW kurulu güç ve 40.930 santral ile tamamladı.

31.01.2026 tarihli Kurulu Güç Raporunda Öne Çıkan Bazı Bilgiler aşağıdaki gibidir.

Toplam elektrik kurulu gücü, 123.064 seviyesine ulaşmıştır. Toplam santral sayısı da 40.930 olmuştur.

Yenilenebilir enerji kurulu gücü de bir önceki aya göre 608 MW artarak 76.895 MW‘a yükselirken yenilenebilir santraller toplam kurulu gücün yaklaşık % 62,48'ini oluşturdu.

Güneş enerji santrallerinin kurulu gücü de 25.728 MW'ye, toplam güneş enerji santral sayısı da 38.867'ye yükseldi.

Rüzgar enerji santrallerinin de kurulu gücü 5 MW artışla 14.778 MW oldu.

Güneş enerji kurulu gücü toplam kurulu gücün % 20,91'ini oluştururken, rüzgar enerji kurulu gücünün toplam kurulu güçteki oranı ise % 12,00 oldu.

Rüzgar ve güneşin yanında önemli bir yenilenebilir enerji santrali olan biyokütle santral kurulu gücü 2.114 MW seviyesine geriledi.

Toplam kurulu güçte ilk sırayı güneş aldı ve 25.728 MW seviyesine yükseldi. Toplam kurulu güçte ikinci sırayı yine doğalgaz aldı ve 23.908 MW seviyesine yükselirken, onu 23.868 MW ile barajlı hidroelektrik santralleri takip etti.

Fosil yakıtlı santrallerin kurulu gücü de 31.01.2026 tarihi itibariyle 46.169 MW seviyesine biraz yükselmekte olup, toplam kurulu güçteki oranı ise % 37.52'dir.

Ayrıca lisanssız güneş enerji santral kurulu gücü 23.188 MW seviyesine ulaşırken, lisanslı GES kurulu gücü ise 2.540 MW seviyesine yükseldi.

 

31.01.2026 tarihi itibarıyla ülkemiz kurulu gücü 123.064 MW’a ulaşmıştır. 31.01.2026 tarihi itibarıyla kurulu gücümüzün kaynaklara göre dağılımı; % 26,24'ü hidrolik enerji, % 19.43'ü doğal gaz, % 17,88'i kömür, % 12,00'ı rüzgâr, % 20,91'i güneş, % 1,43'ü jeotermal ve %2,11'i ise diğer kaynaklar şeklindedir. Toplam kurulu güçte ilk sırayı güneş aldı ve 25.728 MW seviyesine yükseldi. Toplam kurulu güçte ikinci sırayı yine doğalgaz aldı ve 23.908 MW seviyesine geriledi. Toplam yenilenebilir kurulu gücü de 76.895 MW’a yükseldi. Lisanssız güneş kurulu gücü 31.01.2026 tarihi itibariyle 23.188 MW’a ulaşırken, lisanslı güneş kurulu gücü 2.540 MW seviyesine yükseldi.

Ayrıca Ülkemizde elektrik enerjisi üretim santrali sayısı, 31.01.2026 tarihi itibarıyla 40.930'a (Lisanssız santraller dâhil) yükselmiştir. Mevcut santrallerin 773 adedi hidroelektrik, 68 adedi kömür, 396 adedi rüzgâr, 68 adedi jeotermal, 349 adedi doğal gaz, 38.867 adedi güneş, 410 adedi ise diğer kaynaklı santrallerdir. 

31.01.2026 tarihi itibariyle (Aralık ayı içinde) elektrik üretimimizin, % 34,16'sı kömürden, % 25,14'ü doğal gazdan, % 13,16'sı hidrolik enerjiden, % 16,21'i rüzgardan, % 5,73'ü güneşten, % 3,05'i jeotermal enerjiden ve % 2,55'i diğer kaynaklardan elde edilmiştir.

 31.01.2026 tarihi itibariyle;

2023 yılı Aralık ayı sonunda 106.556 MW olan toplam kurulu güç değeri 1.260 MW’lık artışla 2024 yılı Mart ayı sonunda 107.816 MW olarak kaydedilmiştir. 31 Mayıs 2024 tarihi itibariyle; Santral Sayısı: 25.548 adet oldu. 31 Mayıs 2024 tarihi itibariyle kurulu güç 110.056 MW olmuştur. Toplam yılbaşından bu yana 3.500 MW'lık artış kaydedilmişti. 30 Haziran 2024 tarihi itibariyle; Santral Sayısı: 25.871 adet oldu. 30 Haziran 2024 tarihi itibariyle kurulu güç 110.355 MW olmuştur. Mayıs ayı sonundan 30 Haziran 2024 tarihine kadar  toplam 323 adet santral devreye girdi. Yine aynı tarihler arasında kurulu güç 299 MW artış kaydedildi. 

Yılbaşından bu yana kurulu güç artışı 4.637 MW oldu. 31.07.2024 tarihi itibariyle kurulu güç 111.193 MW oldu. Santral Sayısı: 27.038 adet oldu. 30 Haziran ile 31 Temmuz 2024 tarihleri arasında toplam 1.167 adet santral devreye girmiştir. 11.08.2024 tarihi itibariyle kurulu güç 112.111 MW oldu. Santral Sayısı: 28.714 adet oldu. 31 Temmuz ile 11 Ağustos 2024 tarihleri arasında toplam 1.676 adet santral devreye girmiştir. Yine aynı tarihler arasında kurulu güç 918 MW artış kaydedildi

31.01.2026 tarihi itibariyle; Kurulu güç 123.064 MW oldu. Santral Sayısı: 40.930 adet oldu. 31 Temmuz 2024 ile 31 Ocak 2026 tarihleri arasında toplam 12.884 adet santral devreye girmiştir. Yine aynı tarihler arasında kurulu güçte 11.514 MW artış kaydedildi. Yılbaşından (01.01.2025) bu yana kurulu güç değerinde 7.404 MW artış kaydedildi. 

 

Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (TEİAŞ) tarafından 31 Ocak 2026 tarihinde açıklanan verilere göre, Türkiye’nin toplam elektrik kurulu gücü 123 bin 064 MW’a ulaştı. Bu kapasite içinde yenilenebilir enerji kaynaklarının önemi giderek artarken, güneş enerjisi kurulu gücü 25 bin 728 MW’a yükselerek dikkat çekti.

Güneş enerjisi kapasitesinin detaylarına bakıldığında, kurulu gücün büyük bir kısmının lisanssız santrallerden oluştuğu görülüyor. TEİAŞ verilerine göre, güneş enerjisi kurulu gücünün 23 bin 188 MW’ı lisanssız santrallerden, 2 bin 540 MW’ı ise lisanslı santrallerden sağlanıyor. Lisanssız güneş enerjisi santrallerinin bu denli yüksek paya sahip olması, bireysel ve küçük ölçekli üreticilerin yenilenebilir enerjiye olan ilgisini ortaya koyuyor. Türkiye’nin enerji politikalarında temiz ve sürdürülebilir kaynaklara yönelim son yıllarda hız kazanmış durumda. Güneş enerjisinin toplam kurulu güç içindeki payının yüzde 20,91'e ulaşması, ülkenin bu alandaki potansiyelini ve yatırımlarını gözler önüne seriyor. Uzmanlar, güneş enerjisinin hem çevresel faydaları hem de enerji bağımsızlığı açısından Türkiye için stratejik bir önem taşıdığını vurguluyor.

31.01.2026 tarihi itibariyle Ülkemizin Birincil Kaynaklara göre Kurulu Güç Verileri

 

BİRİNCİL KAYNAKLARA GÖRE SANTRAL ADETLERİ VE KURULU GÜÇ VERİLERİ

BİRİNCİL KAYNAK

SANTRAL ADEDİ

KURULU GÜÇ (MW)

AKARSU

625

8.426

ASFALTİT KÖMÜR

1

405

ATIK ISI

32

222

BARAJLI

148

23.868

BİYOKÜTLE

367

2,114

DOĞALGAZ

348

23.906

FUEL OİL

8

254

GÜNEŞ

38.867

25.728

İTHAL KÖMÜR

16

10,462

JEOTERMAL

68

1.759

LİNYİT

47

10,233

LNG

1

2

MOTORİN

1

1

NAFTA

1

5

RÜZGAR

396

14.778

TAŞKÖMÜR

4

901

TOPLAM

40.930

123.064


* TEİAŞ KURULU GÜÇ RAPORU - 31.01.2026

27 Ocak 2026 Salı

Risk Yönetimi Üzerine...


“Risk, Gelecekle Yapılan En Ciddi Anlaşmadır”

Risk analizi ne ifade ediyor?
 
Risk analizi yalnızca olası tehlikeleri hesaplamak değil, aynı zamanda insanın gelecekle kurduğu ilişkinin zihinsel bir haritasını çıkarmaktır. Risk, belirsizlikten doğar; analiz ise bu belirsizliği anlamlandırma çabasıdır. Bu nedenle risk analizi, teknik olduğu kadar felsefi bir disiplindir. Belirsizliğin hızla arttığı çağımızda, risk artık yalnızca hesaplanan bir ihtimal değil; insanın gelecekle kurduğu ilişkinin aynasıdır. Kurumlar, toplumlar ve bireyler tüm kararlarında görünmez risk haritaları üzerinde yürürken, bu haritaları okuyabilen uzmanlara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuluyor.
 
Kurumlar neden risk analizine yeterince önem vermiyor?
 
Çünkü risk genellikle ancak gerçekleştiğinde fark edilir. Oysa risk analizi, krizi önceden görme sanatıdır. Kurumlar çoğu zaman kısa vadeli kazançlara odaklanırken uzun vadeli kırılganlıkları gözden kaçırır. Bu da sürdürülebilirliği zayıflatır. Mesela Challenger Uzay Mekiği Kazasında mavi yakalıların dikkat ve özenini beyaz yakalılar önemsemeyerek sağlıklı iletişim kurulamadığı için kaza yaşanmıştır. Oysa biraz dikkat ve sorgulama yeteneği ile sonuç bambaşka olabilirdi. Ayrıca Şili Maden Kazasında devlet kaçış odalarını düşünmüş, gerçekten hayat kurtarması için en iyi şekilde inşa etmiştir. Ne var ki kaçış odası ile iletişim kurma noktası gözden kaçırılmıştır.  Sorgulama ve dikkat önemsenmemiştir. Uluslararası kurtarma operasyonu sonucu yorucu ve uzun bir kurtarma süresi neticesi madenciler kurtarılmıştır. Oysa tatbikat ve sorgulama yapılmış olsa idi risk analizi ve iletişimin ne kadar önemli olduğu görülecek ve ona göre aksiyon alınacaktı. 
 
Risk analizinde insan faktörü ne kadar belirleyicidir?
 
Belirleyici unsurların başında gelir insan faktörü. En iyi sistemler bile yanlış insan kararlarıyla çökebilir. Aynı şekilde zayıf sistemler, doğru insan refleksiyle ayakta kalabilir. Bu nedenle risk analizi, insan psikolojisini, etik değerleri ve davranış biçimlerini mutlaka hesaba katmalıdır. Örneğin Titanik, bir dizi ihmal neticesinde felaket yaşamıştır. Başarılı insanların en büyük laneti geçmiş başarılarıdır. Kaptan Smith’in “Adriatic” transatlantiği ilk sefer dönüşü sırasında basına verdiği demeçte: “En İyisini Ümit Et ama En Kötüsüne Hazırlan!” ifadesini kullanmaktadır. Bu ifadeyi kullanmakla beraber en kötüsüne bir hazırlığı bulunmamaktadır. İyi yöneticiler kendi eksiklerini tamamlayabilecek olanlarla çalışır. Çünkü geçmiş başarılarına sığınmış ve üst düzey reklamı yapılan gemiye güvenmiştir. Dolayısıyla Titanik kaptan ve çalışanları şayet yapılan bu reklamdan müşteriler kadar etkilenmeseydi bu felaket yaşanmayabilirdi. Mimar malzemeyi uygun seçer, kaptan her tür ihtimali düşünüp ona göre hazırlık yapar, telsiz operatörü işini sağduyu ile yapar ve önemsenen risk analizi sonucunda durum farklı olurdu. Bu, önce birey gelişimi ardından kurum ve toplum gelişimini sağlayarak insanlığa değer katacaktır. Tüm bu süreçlerin yönetimi için insan unsurunun önemi aşikârdır.
 
Risk yalnızca tehdit midir, yoksa fırsat da olabilir mi?  
 
Risk aynı zamanda fırsattır. Değişim her zaman risklidir ama gelişim de oradan doğar. Önemli olan riski inkâr etmek değil, onu yönetebilmektir. Dönüşümü ancak riskle yüzleşebilen kurum ve bireyler yönetebilir.
 
Türkiye’de risk analizi bilinci hangi aşamada?
 
Gelişme sürecinde diyebilirim. Teknik altyapı ilerliyor ancak kültürel altyapı henüz yeterince yerleşmiş değil. Risk analizi hâlâ çoğu yerde formalite olarak görülüyor. Oysa bu alan, stratejik karar mekanizmasının merkezinde olmalı ki amacına erişebilsin.
 
Afet, denetim ve sosyal alanlarda risk analizi nasıl bir rol oynuyor?

Bu alanlarda risk analizi, doğrudan insan hayatını ilgilendirir. Afetlerde zaman, denetimde güven, sosyal alanlarda ise adalet belirleyicidir. Risk analizi bu üç kavramın ortak zeminde buluşmasını sağlar.
 
 Risk analizinde en sık yapılan hata nedir?
 
Geçmişe bakarak geleceği birebir kopyalayabileceğimizi sanmaktır. Oysa dünya sürekli değişiyor. Risk analizinin en büyük hatası statik düşünmektir. Oysa risk dinamik bir süreçtir.
 
Risk analiz için gençlere ne önerirsin?
 
Sadece sayılarla değil, insanla da ilgilensinler. Psikoloji, sosyoloji, etik ve felsefe okumadan iyi bir risk analisti olunamaz. Çünkü risk, yalnızca tabloda değil, insanın zihninde doğar. Hatta tüm mesleklerin temelidir bu kavramlar.  
 
Risk analizi ile etik arasında nasıl bir ilişki vardır?
 
Risk analizi etik olmadan yalnızca hesap olur. Etik ise risk analizine vicdan kazandırır. Bir kararın teknik olarak doğru olması, ahlaki olarak doğru olduğu anlamına gelmez. Bu ayrımı görebilmek çok önemlidir.
 
Gelecek için en büyük risk snedir?
 
Düşünmeden karar vermeye alışmak. Teknoloji hızlandıkça insan refleksi yavaşlıyor. En büyük risk, sorgulamayan insan modelidir. Çok etkilendiğim bir öykü var. Danimarka Masalını filme çekmek isteyen yönetmen, oyuncu yerine yurtta kalan çocukları seçmiş. Daha önce hiç görmediği bir ortamı deneyimleyen çocukların ufku genişlemiş ve neyi başarabildiklerini görmüşlerdir. Bu da sorgulama yeteneklerini geliştirdiği için hepsi bulunduğu işte en iyi olmuş. Sorgulamalar neticesinde bireyin doğru bildiği yanlış ve önyargıları açığa çıkararak hayat görüşünün çözümlemesine destek olmak mühimdir.  Kısaca krizlerin önlenebilmesi, kriz anında aksiyon alınabilmesi iletişimi etkin kullanabilmekle mümkündür. İletişimi etkin kullanmak sağduyulu olmakla mümkündür. Hayata bakış açışı, öngörü, sorgulama, yetinmeme, risk yönetiminde başarılı olmak için oldukça mühimdir. 
 
Beni motive eden temel duygu nedir?
 
İnsanın zarar görmesini önleyebilme ihtimalidir. Eğer bir analiz, bir hayatı, bir kurumu, bir geleceği koruyabiliyorsa, tüm emek anlam kazanıyor. Mesela yakın zamanda şahit olduğumuz otel yangını. Hızlı aksiyon alınamadı. Üstelik çok basit yöntemlerle bir kişinin bile burnu kanamadan atlatılabilecek bir süreç göz göre göre krize döndü ve onlarca cana mezar oldu.
 
Riskten korkmayın. Ama onu görmezden de gelmeyin. Çünkü risk, fark edildiğinde güçsüzleşir; inkâr edildiğinde büyür. Belirsizlik çağında insan, kurum ve toplum için risk kavramını yalnızca bir tehdit değil, aynı zamanda bilinçli bir dönüşüm aracı olarak ele almalıyız. Risk analizi yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda bir sorumluluk bilinci olduğunu açıkça ortaya koymalıyız. Onun yaklaşımında risk; korkulacak bir olgu değil, doğru okunduğunda insanı ve kurumları güçlendiren bir farkındalık alanı olarak karşımıza çıkıyor. Gelecek, yalnızca planlanan değil; aynı zamanda doğru sorular sorularak inşa edilendir. Risk analizi ise bu soruların cesaretle sorulabilmesini mümkün kılan en önemli araçlardan biridir. Risk; insanın düşünme, sorumluluk alma ve geleceğe bilinçle yürüme cesareti üzerine de güçlü bir çağrıdır. 

26 Ocak 2026 Pazartesi

Liberal İtiraflar


Davos’un karlı tepeleri bu yıl sadece coğrafi bir soğukluğa değil, otuz yıldır dünyayı yöneten zihniyetin buz kesen itiraflarına sahne oldu. 2026 yılının bu ilk büyük buluşması, tarihe “pembe yalanların sonu” olarak geçecek. Zirvenin en sarsıcı anı, kuşkusuz Kanada Başbakanı Mark Carney’in kürsüye çıkıp, o güne kadar “kutsal bir metin” gibi savunulan uluslararası düzenin aslında ne kadar kurgusal olduğunu dile getirmesiydi. Carney’in sözleri, bir siyasetçinin ağzından dökülen alelade cümleler değil, bizzat sistemin mimarlarından birinin “Maske düştü, oyun bitti” demesiydi.

“Hoş Bir Kurgu”nun Sonu

Mark Carney, Davos’ta yaptığı o tarihi konuşmada, yıllardır dilimizden düşürmediğimiz “kurallara dayalı uluslararası düzen” (rules-based order) kavramını “hoş bir kurgu” olarak nitelendirdi. Carney’e göre Batı dünyası, bu düzeni gerçekten inandığı için değil, sadece kendi çıkarlarını koruduğu ve rakiplerini dizginlediği sürece bir “performans” olarak sergiledi. Bu itiraf, aslında devasa bir ikiyüzlülüğün tesciliydi. Liberalizm ve demokrasi, evrensel değerler olmaktan çıkarılıp, sadece güçlülerin elindeki birer kullanışlı araca dönüştürülmüştü.

Carney bu durumu açıklarken Vaclav Havel’in meşhur “manav” örneğine atıfta bulundu. Hatırlarsınız; o manav, dükkanının camına rejime inandığı için değil, sadece başı ağrımasın ve sistemin bir parçası görünsün diye afiş asardı. Carney’e göre dünya liderleri de yıllardır “serbest ticaret” ve “demokrasi” afişlerini dükkanlarına asıp durdular. Ancak dükkanın arkasında herkes kendi korumacı duvarlarını örüyor, kendi ulusal devlerini kayırıyor ve rakiplerine karşı ekonomik pusular kuruyordu. Bugün bu tiyatronun perdesi kapandı; çünkü artık afiş asmak bile kimseyi kurtarmıyor.

Güç Oyununda “Efendisiz Ev” Tuzağı

Peki, neden şimdi? Neden bu itiraflar 2026 yılında, Davos’un orta yerinde yapılıyor? Cevap, güç dengelerindeki o devasa kaymada gizli. Dünyayı çekip çeviren, kuralları koyan ve gerektiğinde sopayı gösteren bir “ev sahibi” (yani mutlak bir hegemon) kalmadığında, evin içindeki herkes birbirine şüpheyle bakmaya başlar. Siyaset biliminde buna “Kindleberger Tuzağı” denir: Eski gücün artık liderlik edemediği, yeni güçlerin ise henüz bu sorumluluğu (ve maliyeti) üstlenmek istemediği o tehlikeli boşluk.

Donald Trump’ın Davos 2026’daki o meşhur transaksiyonel (al-verci) yaklaşımı, Carney’in itiraflarının diğer yüzüdür. Trump, “Biz artık kimsenin polisliğini yapmayacağız, kimsenin bedava korumalığını üstlenmeyeceğiz” derken aslında Carney ile aynı şeyi söylüyor: “Artık maske takmaya gerek yok, sadece çıkar konuşur.” Bu yeni dünyada müttefiklik bir “değer ortaklığı” değil, bir “iş ortaklığı”dır. Eğer ortağınız size artık kar getirmiyorsa, onu bir gecede terk edebilirsiniz.

“Benim Pastam Seninkinden Büyük Olacak”

Liberalizm bize yıllarca “pastayı beraber büyütelim, herkesin dilimi artsın” masalını anlattı. Buna “mutlak kazanç” deniyordu. Ancak bugünkü küresel tablo, bu masalın yerine çok daha sert bir kuralı getirdi: Nisbi Kazanç. Artık mesele pastanın büyümesi değil, “Benim dilimim seninkinden daha mı büyük?” sorusudur.

Eskiden “nerede ucuzsa orada üretelim” diyen dev şirketler ve devletler, şimdi “kim daha güvenliyse ve kim bize daha çok itaat ediyorsa oraya gidelim” (friend-shoring) diyorlar. Avrupa Birliği’nin “stratejik özerklik” adı altında kendi içine kapanması, Çin’in kendi teknolojik eko-sistemini kurması ve ABD’nin gümrük duvarlarını birer kalkan gibi kullanması, serbest piyasanın tabutuna çakılan son çivilerdir. Ekonomi artık sadece para kazanma sanatı değil, jeopolitik bir cephaneliktir. Mikroçipler, nadir toprak elementleri ve enerji hatları artık birer refah aracı değil, birer füze kadar etkili silahlar haline gelmiştir.

Toplumsal İsyan ve “Demir Yumruk”un Dönüşü

Zirvede yapay zeka ve derinleşen eşitsizlik üzerine yapılan tartışmalar, aslında derinlerde kaynayan toplumsal bir öfkenin itirafıydı. Kontrolsüz küreselleşme, orta sınıfları eritirken bir avuç azınlığı devasa zenginliklere boğdu. Şimdi ise toplumlar, bu “vahşi piyasaya” karşı devleti ve onun korumacı gücünü geri çağırıyor. İnsanlar artık daha fazla “verimlilik” değil, daha fazla “güvenlik” istiyor.

Bu durum, liberalizmin o “görünmez el”inin yerini devletin “demir yumruğuna” bırakmasıyla sonuçlanıyor. Davos 2026’da konuşulan “sosyal sözleşmenin yenilenmesi” vaatleri, aslında halkın bu yükselen öfkesini yatıştırma ve sistemi ayakta tutma çabasıdır. Ancak Carney’in itiraf ettiği gibi, sistemin temelleri bir kez sarsıldığında, sadece söylemlerle o yapıyı ayakta tutmak imkansızdır.

Sonuç: Gerçekçiliğin Soğuk Duşu

Davos 2026, tarihin “sonuna” değil, tam aksine tarihin en çıplak ve en sert haline geri döndüğümüzün tescilidir. Artık “demokrasi” veya “insan hakları” gibi kavramlar, uluslararası müzakere masalarında sadece birer fiyat etiketi veya pazarlık kozu olarak kullanılıyor. Carney ve benzerlerinin itirafları, bize bir dönemin kapandığını ve “Çok Kutuplu İşlemcilik” (Multipolar Transactionalism) döneminin başladığını fısıldıyor.

Bu yeni düzende ayakta kalmak için romantik hayallerden arınmak ve jeopolitik gerçekliğin o sert zeminine ayak basmak şart. 2026, dünyanın artık sadece “güç” diliyle konuştuğu bir yıl olacak. Ve bu dilde, sadece kendi kalesini kurabilenler ve çıkarını en sert şekilde savunanlar hayatta kalacak.

25 Ocak 2026 Pazar

Maden Sahalarında Rehabilitasyon Yönetmeliği


23.01.2026 tarihli, 33146 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş olan Maden Sahalarında Rehabilitasyon Yönetmeliği'nin Özetini aşağıda bulabilirsiniz.

1. Amaç ve Kapsam

Yönetmeliğin amacı, madencilik faaliyetleri sonucu bozulan veya topoğrafyası değişen sahalarda rehabilitasyon çalışmalarının, bu çalışmalarla ilgili rehabilitasyon bedeli işlemleri ve projelerin yürütülmesine ilişkin usul ve esasları belirlemektir. 

Kapsamı:

Rehabilitasyon çalışmaları ve projeleri,

Bedellerin tahakkuku, tahsili, nemalandırılması ve iadesi,

Koordinasyon, yetki ve yükümlülüklerdir. 

2. Temel Tanımlar

Yönetmelikte önemli bazı tanımlar yer alır:

Rehabilitasyon: Bozulan arazinin güvenli, düzenli hale getirilmesi ve doğaya yeniden kazandırılmasıdır.

Rehabilitasyon bedeli: Madencilik faaliyeti için yatırılması gereken zorunlu mali yükümlülüktür.

Nemalandırma: Rehabilitasyon bedelinin faiz getirisi ile değerlendirilmesidir. 

3. Rehabilitasyon Projesi ve Uygulama

Rehabilitasyon çalışmaları madencilik faaliyetiyle eş zamanlı başlar ve faaliyetin sona ermesinden sonra tamamlanır. 

Rehabilitasyon için proje hazırlanması zorunludur ve proje Genel Müdürlük onayı olmadan uygulama yapılamaz. 

Özel çevre koruma bölgelerinde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı onayı da gerekebilir. 

4. Rehabilitasyon Bedelinin İşleyişi

Rehabilitasyon bedelinin tahakkuku ve ödenmesi:

Her yıl Ocak ayının başında rehabilitasyon bedeli tahakkuk ettirilir.

Bedelin yıl sonuna kadar yatırılması zorunludur. 

Nemalandırma:

Yatırılan rehabilitasyon bedeli bankada faiz getirisiyle değerlendirilir.

Bu gelir yalnızca rehabilitasyon çalışmalarında kullanılabilir. 

5. Bedelin İadesi ve Yükümlülükler

İade:

Rehabilitasyon yükümlülüğü tamamen yerine getirilen ruhsatlara, ödenen rehabilitasyon bedeli iade edilebilir.

Kısmen yapılanlarda ise geri ödeme, yapılan iş oranında hesaplanır. 

Yükümlülük yerine getirilmezse:

Orman alanlarında ilgili orman idaresi,

Diğer alanlarda il özel idareleri veya YİKOB gibi kurumlar tarafından rehabilitasyon yapılabilir. Rehabilitasyon sonrası saha, Orman Genel Müdürlüğü’ne teslim edilir. 

6. Denetim ve Uygulama

Rehabilitasyon çalışmaları Genel Müdürlük tarafından periyodik olarak denetlenir.

Gerekirse Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı temsilcileri de denetimlere katılabilir. 

7. Diğer Önemli Hükümler

Eski mevzuatla alınmış çevre/uyum bedelleri ve teminatlar yeni sisteme aktarılır. Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce başlanan rehabilitasyonlarda, yeni hükümler genellikle uygulanmaz. 

Ne ile ilgili? Madencilik sonrası bozulan arazinin doğaya kazandırılması
Başlangıç zamanı Madencilik faaliyeti ile eş zamanlı
Proje zorunluluğu Evet – Genel Müdürlük onayı gereklidir
Bedel Yıllık tahakkuk – yatırım – nemalandırma – iade
Denetim Periyodik olarak yapılır
Uygulama Ruhsat sahibi veya idare tarafından yürütülür.

Maden Sahalarında Rehabilitasyon Yönetmeliği, madencilik faaliyetleri nedeniyle bozulan veya topoğrafyası değişen alanların çevreye ve topluma yeniden kazandırılmasını amaçlar. Yönetmelik uyarınca rehabilitasyon çalışmaları, madencilik faaliyetleriyle eş zamanlı olarak başlatılır ve faaliyet sona erdikten sonra tamamlanır. Ruhsat sahipleri, Genel Müdürlük onaylı bir rehabilitasyon projesi hazırlamakla ve her yıl belirlenen rehabilitasyon bedelini yatırmakla yükümlüdür. Yatırılan bedeller nemalandırılarak yalnızca rehabilitasyon çalışmalarında kullanılır. Rehabilitasyon yükümlülüklerinin eksiksiz yerine getirilmesi hâlinde, yatırılan bedeller kısmen veya tamamen iade edilebilir. Yükümlülüklerin yerine getirilmemesi durumunda ise rehabilitasyon çalışmaları ilgili kamu kurumları tarafından yapılarak masraflar ruhsat sahibinden tahsil edilir. Rehabilitasyon faaliyetleri, Genel Müdürlük ve ilgili kurumlar tarafından denetlenir.

ÇED / Çevre Yönetimi Bakış Açısıyla Yorum
Bu yönetmelik, ÇED sürecinin sadece proje öncesi değil, proje sonrası aşamasını da güçlendiren bir düzenlemedir. Rehabilitasyonun faaliyetle eş zamanlı başlatılması, çevresel zararların birikmesini önler. Rehabilitasyon bedelinin önceden alınması ise “kirleten öder” ilkesinin somut bir uygulamasıdır. Böylece, işletmenin faaliyeti sonlandırması veya terk etmesi hâlinde dahi çevrenin kaderi belirsizliğe bırakılmamaktadır. Yönetmelik, sürdürülebilir madencilik anlayışının çevre yönetimi boyutunu güçlendirmektedir.

Maden Sahalarında Rehabilitasyon Yönetmeliği, madencilik faaliyetleri sonucunda çevresel bütünlüğü bozulan alanların güvenli, düzenli ve çevreyle uyumlu bir biçimde yeniden kazanılmasını hedeflemektedir. Yönetmelik kapsamında rehabilitasyon çalışmaları, madencilik faaliyetleriyle eş zamanlı olarak başlatılmakta ve ruhsat süresinin sona ermesiyle tamamlanmaktadır. Ruhsat sahipleri, idarece onaylanmış bir rehabilitasyon projesi hazırlamak ve her yıl belirlenen rehabilitasyon bedelini yatırmakla yükümlüdür. Bu bedeller nemalandırılarak yalnızca rehabilitasyon faaliyetlerinde kullanılmakta, yükümlülüklerin yerine getirilmesi hâlinde ruhsat sahibine iade edilebilmektedir. Aksi hâlde rehabilitasyon çalışmaları kamu kurumları tarafından gerçekleştirilerek maliyetler ilgilisinden tahsil edilmektedir. Yönetmelik, çevrenin korunması ile madencilik faaliyetleri arasında denge kurulmasını amaçlayan önemli bir çevre hukuku düzenlemesi niteliğindedir.

Maden Sahalarında Rehabilitasyon Yönetmeliğinin İncelenmesi

Madencilik faaliyetleri, ekonomik katkılarının yanında çevre üzerinde önemli fiziksel ve ekolojik etkilere yol açmaktadır. Bu etkilerin kontrol altına alınması ve faaliyet sonrası alanların yeniden kullanılabilir hâle getirilmesi amacıyla Maden Sahalarında Rehabilitasyon Yönetmeliği yürürlüğe konulmuştur.

Yönetmelik, madencilik faaliyetleri sonucunda bozulan veya topoğrafyası değişen sahaların rehabilitasyonuna ilişkin usul ve esasları düzenlemektedir. Rehabilitasyon projeleri, bedelleri, denetim süreçleri ve yükümlülükler yönetmelik kapsamındadır.

Ruhsat sahipleri, madencilik faaliyetleriyle uyumlu bir rehabilitasyon projesi hazırlamakla yükümlüdür. Rehabilitasyon çalışmaları faaliyetin başlamasıyla eş zamanlı yürütülür ve faaliyetin sona ermesi sonrasında tamamlanır.

Her yıl tahakkuk ettirilen rehabilitasyon bedeli, kamu güvencesi altında nemalandırılarak saklanır. Bedel yalnızca rehabilitasyon amacıyla kullanılır ve yükümlülüklerin yerine getirilmesi hâlinde ruhsat sahibine iade edilir.

Yönetmelik, çevrenin korunması ile madencilik faaliyetlerinin sürdürülebilirliği arasında denge kuran önemli bir çevre hukuku düzenlemesidir.

Maden Sahalarında Rehabilitasyon Yönetmeliğini amaç, uygulama ve yaptırımlar açısından değerlendirirsek,

Maden Sahalarında Rehabilitasyon Yönetmeliği, madencilik faaliyetleri sonucunda bozulan alanların çevreye yeniden kazandırılmasını amaçlamaktadır. Yönetmelik kapsamında rehabilitasyon çalışmaları faaliyetin başlamasıyla eş zamanlı yürütülmekte, ruhsat sahipleri rehabilitasyon projesi hazırlamak ve rehabilitasyon bedelini yatırmakla yükümlü tutulmaktadır. Yükümlülüklerin yerine getirilmemesi hâlinde rehabilitasyon çalışmaları kamu kurumları tarafından yapılarak masraflar ilgilisinden tahsil edilmektedir. Bu yönüyle yönetmelik, çevre koruma ve kamu yararı ilkelerini güçlendirmektedir.

Maden Sahalarında Rehabilitasyon Yönetmeliği, çevre hukukunda önleyici ve telafi edici mekanizmaları bir arada barındıran modern bir düzenlemedir. Rehabilitasyon bedelinin faaliyet süresince tahsil edilmesi, terk edilmiş maden sahaları sorununu azaltmayı hedeflemektedir. Bu yönüyle yönetmelik, “kirleten öder” ilkesinin somut bir yansımasıdır. Ancak uygulamada denetim mekanizmalarının etkinliği, yönetmeliğin başarısını doğrudan etkilemektedir.

“Yönetmelik, sürdürülebilir madencilik anlayışının hukuki altyapısını güçlendirmektedir.”

“Rehabilitasyon bedeli sistemi, çevresel risklerin kamuya yüklenmesini önlemektedir.”