30 Temmuz 2026 Perşembe

 Bugün kentleri yalnızca binalar üzerinden okumak büyük bir yanılgıdır.


Bir kentin siluetine bakarak ne kadar geliştiğini anlayamazsınız. Ama o kentte; • Rant kimlere gidiyor? • Konuta kimler erişebiliyor? • Kimler merkeze yaklaşırken kimler kentin dışına itiliyor? • Planlama kararları kimin lehine işliyor? • Kamu yararı mı, özel çıkar mı belirleyici oluyor? Bu soruların cevabı, o kentin gerçek hikâyesini anlatır. Kent rantı, çoğu zaman yalnızca arsa değerlerindeki artış olarak görülüyor. Oysa rant; mülkiyet ilişkileri, planlama kararları, finansallaşma, kamu politikaları ve siyasal tercihlerle şekillenen bir politik ekonomi meselesidir. Bugün dünyanın birçok kentinde konut, barınma hakkından çok yatırım aracına dönüşmüş durumda. Finansallaşma, kentleri sermaye için daha cazip hâle getirirken; dar ve orta gelir grupları için yaşanabilir kentleri giderek ulaşılmaz kılıyor. En ilginç olan ise şudur: Bu dönüşüm çoğu zaman “kalkınma”, “yenileme”, “marka şehir”, “küresel rekabet”, “mega proje”, “afet dönüşümü” gibi olumlu kavramlarla meşrulaştırılıyor. Oysa kavramlar değişse de temel soru değişmiyor: Kentler insanlar için mi şekilleniyor, yoksa sermayenin birikim süreçleri için mi? Gerçek kalkınma, yalnızca daha fazla bina yapmak değildir. Gerçek kalkınma; üretilen rantın adil paylaşılması, planlama süreçlerinin şeffaf olması, barınma hakkının korunması ve kentlerin yalnızca yatırımcılar için değil, o kentte yaşayan herkes için yaşanabilir kalabilmesidir.
Çünkü bir ülkenin medeniyet seviyesi, gökdelenlerinin yüksekliğiyle değil; kentlerinde adaletin ne kadar hissedildiğiyle ölçülür.

26 Temmuz 2026 Pazar

Sultanların Zaferi ve Sporun Acı Reçetesi

Filenin Sultanları bir kez daha göğsümüzü kabarttı, devasa bir mücadeleyle rakiplerini devirip dünya şampiyonluğuna ulaştı. Yürekten kutluyorum. Ancak bu tarihi başarı, arka planda yatan o bildik ve acı çelişkiyi bir kez daha gözler önüne seriyor.

Hatırlayalım; ikinci maçında elenerek Dünya Kupası’na veda eden A Milli Futbol Takımı’na 16 milyon dolar prim dağıtılmış, Bodrum’da villalar söz verilmişti. Dünya şampiyonu olan kadınlarımıza da prim verilecektir elbet; ancak mesele finansal rakamlardan ibaret değil. Asıl soru şu: Bu toplum, o kızlarımızın hak ettiği gerçek değeri ve nitelikli saygıyı verebilecek mi?

Bir toplumun kültür ve medeniyet düzeyinin en somut ölçütlerinden biri, bağ kurduğu ve değer verdiği spor dallarıdır. Bu noktada futbol, diğer branşlardan keskin biçimde ayrılıyor. Çim sahaların ötesine geçen futbol, kapitalizmin çarklarını döndüren küresel bir sektöre; kulüpler ise milyarderlerin ve küresel fonların vitrin aracına dönüştü.

Daha da önemlisi futbol, siyaset için bulunmaz bir aparattır. Zamanında Salazar ve Franco gibi liderlerin kitleleri afyonlamak için kullandığı ünlü "3F" formülü (Futbol, Fado ve Fiesta) bugün modern dünyada biçim değiştirerek varlığını sürdürüyor. Gerçek başarının hak ettiği değeri bulduğu, sporun şovdan ibaret görülmediği bir toplum düzeni dileğiyle...

16 Temmuz 2026 Perşembe

Türkiye Elektrik Kurulu Güç ve Üretim Raporu

TEİAŞ verilerine göre, Türkiye'nin elektrik kurulu gücü ve devreye giren santral sayılarına ilişkin güncel göstergeler şu şekildedir:

Kurulu Güç ve Santral Gelişimi

  • Yeni Devreye Giren Santraller: 31 Temmuz 2024 ile 25 Temmuz 2026 tarihleri arasında toplam 15.439 adet yeni santral devreye alınmıştır.

  • Kurulu Güç Artışı (Yaklaşık 2 Yıllık): Aynı dönemde (31 Temmuz 2024- 25 Temmuz 2026) kurulu güç kapasitesinde 14.596 MW artış kaydedilmiştir.

  • Son Dönem Kurulu Güç Artışı (2025 Başından İtibaren): 1 Ocak 2025'ten bu yana ise kurulu güce 10.486 MW ilave edilmiştir.

Elektrik Üretiminin Kaynaklara Göre Dağılımı

25 Temmuz 2026 tarihi itibarıyla, üretilen elektrik enerjisinin kaynak bazlı dağılımı şu şekildedir:

Kaynak TürüKapsadığı SantrallerÜretim Payı (%)
KömürLinyit, İthal Kömür, Asfaltit ve Taşkömürü%31,27
Diğer YenilenebilirGüneş, Rüzgar, Jeotermal, Biyokütle ve Atık Isı%31,43
HidrolikAkarsu ve Baraj Tipi Santraller%26,59
Doğalgaz ve Fuel-OilDoğalgaz ve İthal Fuel-Oil%10,71

Özet Değerlendirme:

Toplam elektrik üretiminde yenilenebilir kaynakların (hidrolik dahil) payı %58,02 seviyesine ulaşırken, fosil yakıtlı kaynakların payı %41,98 olarak gerçekleşmiştir.

Kaynak: TEİAŞ

14 Temmuz 2026 Salı

25.07.2026 tarihinde üretilen elektrik enerjisinin kaynaklara göre dağılımı ise şöyle oluşmuştur.

1- Hidrolik kaynaklı elektrik enerjisi üretim (Akarsu ve Baraj Tipi Santrallerde) %24,87,
2- Kömür kaynaklı elektrik enerjisi üretimi (Linyit, İthal Kömür, Asfaltit ve Taşkömürü Santrallerde) %31,91,
3- Yenilenebilir kaynaklı elektrik enerjisi üretimi (Güneş, Rüzgar, Jeotermal, Biyokütle ve Atık Isı Santrallerde) %36,43,
4- Doğalgaz ve fuel-oil kaynaklı elektrik enerjisi üretimi (Doğalgaz ve fuel-oil (İthal kaynaklı) %6,79

Yenilenebilir kaynaklı elektrik enerjisi üretimi %61,30
Fosil yakıtlı kaynaklı elektrik enerjisi üretimi ise %38,70

Kaynak: TEİAŞ

10 Temmuz 2026 Cuma

25.07.2026 tarihi itibariyle; Kurulu güç 126.173 MW oldu. Santral Sayısı: 43.348 adet oldu. 

31 Temmuz 2024 ile 25 Temmuz 2026 tarihleri arasında toplam 15.439 adet santral devreye girmiştir. Yine aynı tarihler arasında kurulu güçte 14.596 MW artış kaydedildi. 01.01.2025 tarihinden bu yana kurulu güç değerinde 10.486 MW artış kaydedildi. 


Yine aynı ay içinde 25.07.2026 tarihi itibariyle, üretilen elektrik enerjisinin kaynaklara göre dağılımı ise şöyle oluşmuştur.


   1- Hidrolik kaynaklı elektrik enerjisi üretim (Akarsu ve Baraj Tipi Santrallerde) %26,59,

  2- Kömür kaynaklı elektrik enerjisi üretimi (Linyit, İthal Kömür, Asfaltit ve Taşkömürü Santrallerde) %31,27,

  3- Yenilenebilir kaynaklı elektrik enerjisi üretimi (Güneş, Rüzgar, Jeotermal, Biyokütle ve Atık Isı Santrallerde) %31,43,

 4- Doğalgaz ve fuel-oil kaynaklı elektrik enerjisi üretimi (Doğalgaz ve fuel-oil (İthal kaynaklı) %10,71,


   Özetle; Yenilenebilir kaynaklı elektrik enerjisi üretimi %58,02, fosil yakıtlı kaynaklı elektrik enerjisi üretimi ise %41,98 oldu.


Kaynak: TEİAŞ

9 Temmuz 2026 Perşembe

“Kümeste değişen kurallar, her zaman tilkinin menfaatinedir. "


Bu söz, güç dengelerinin asimetrik (eşit olmayan) olduğu durumları ve sistem değişikliklerinin kimlerin işine yarayacağını harika bir metaforla özetliyor.

Burada üzerinde düşünülmesi gereken birkaç temel nokta var:

Güç Asimetrisi: Kümes ve tilki ilişkisinde kuralları koyan ya da değiştiren genelde tavuklar değildir. Tavuklar sadece korunaklı, statik bir düzen içinde hayatta kalmaya çalışırlar. Tilki ise o düzeni yıkmak veya esnetmek isteyen dışsal/avcı güçtür.

Kaostan Beslenmek: Mevcut kurallar (çitler, kilitler, bekçi köpekleri) ne kadar katı ve netse, zayıf olanın (tavukların) güvenliği o kadar sabittir. Kuralların değişmesi, esnemesi veya belirsizleşmesi; her zaman durumu manipüle etme kabiliyeti yüksek olan stratejik aktörün (tilkinin) lehine bir boşluk yaratır.

Kurumsal Hafıza ve Bürokrasi: Makro düzeyde bakarsak; hukukta, ticarette veya yönetimde kuralların sürekli ve hızla değişmesi, o sistemin içindeki yerleşik ve küçük oyuncuları sersemletir. Değişime hızla adapte olabilecek sermayeye, güce veya kurnazlığa sahip olanlar (büyük yapılar, "tilkiler") bu yeni gri alanları hemen kendi menfaatine çevirir.

Kısacası; düzenin istikrarsızlaşması, her zaman gücü elinde tutan ya da pusuda bekleyen fırsatçıya yarar. Tavuklar yeni kuralları anlamaya çalışırken, tilki çoktan akşam yemeği planını yapmıştır.

Türkiye’nin kalkınma ve teknoloji ligindeki yeri, yüksek teknoloji enstrümanlarını barındıracak kapasitede değildir. Eğitim sistemi ne kadar nitelikli bireyler yetiştirirse yetiştirsin, sanayi yapısı düşük katma değerli üretime hapsolduğu sürece nitelikli işgücü asgari ücret sınırında kalmaya mahkûmdur. Yapısal bir sanayi ve teknoloji dönüşümü gerçekleşmediği müddetçe, nitelikli eğitim "diplomalı işsizlik" veya "beyin göçü" üretmeye devam edecektir.

Sonuç olarak; yüksek nitelikli beyinler ya hayal kırıklığı içinde asgari ücret veya asgari ücretin biraz üzerinde bir gelire razı olup köreliyor ya da ilk fırsatta emeğinin değer gördüğü gelişmiş ülkelere göç ediyor. (beyin göçü) Türkiye ise kendi yetiştirdiği en parlak zihinleri ekonomisine entegre edemeyerek, düşük ve orta teknoloji liginde patinaj çekmeye devam ediyor.