Amerika Birleşik Devletleri Ağustos 2026'da 40 trilyon dolar eşiğini aştı.
ABD'de, "Kime borçluyuz?" sorusunun bir cevabı var; "Hazine tahvillerini elinde bulunduran herkese borçluyuz."
Alacaklılar kim?
-Dolaylı olarak emeklilik fonları, yatırım fonları, emekli maaşları ve bankalar aracılığıyla Amerikan vatandaşı.
-Devlet muhasebesinin bir parçası olarak Hazine bonoları bulunduran federal hesaplar.
-Yurtdışı yatırımcılar ve bazı yabancı devlet kuruluşları da dahil olmak üzere yabancı hissedarlar.
Dünyada elinde en fazla ABD tahvili bulunduran Çin'in pozisyonu 4.4 milyar dolar düşüşle 1.18 trilyon dolara indi. İkinci sıradaki Japonya'nın pozisyonu 6 yılın en düşük seviyesi olan 1.03 trilyon dolara geriledi.
TRUMP BIDEN'I SUÇLAMIŞTI
Trump geçmişte Amerika'nın yüksek borcu nedeniyle önceki başkan Biden'i eleştirmiş, “time bomb” gibi ifadeler kullanmış ve sorunun büyüme ile çözüleceğini söylemişti.
Öyle ki; Trump'ın Biden'e, "Amerika'nın borcu 40 trilyon doları aşarsa eyaletlerin ayrılmasını önleyemezsiniz" dediği iddia edilmişti.
ABD İFLAS MI ETTİ?
Kendi para birimiyle borçlanan bir devlet için bunu söylemek bugün için mümkün değil. Ancak Amerika'nın, yüksek borç, özellikle yüksek faiz maliyetleri ve ödeme yükümlülüklerinin yerine getirilmesiyle ilgili siyasi istikrarsızlık yoluyla ciddi risklerle karşı karşıya kaldığını söylemek mümkün.
Trump yönetimi kıskaca girdi. Amerika borç ödemelerini durduramaz veya erteleyemez. Hazine yükümlülüklerini yerine getirmeyi reddetmek, kendi kendine yaratılmış bir güvenilirlik krizi olur. Etkileri Washington'la ve Amerikan vatandaşı ile sınırlı kalmaz. Amerika'nın küresel borçlanma maliyetlerine, küresel piyasalara ve ABD'nin güvenilirliğine büyük darbe vurur.
ABD borcunu teknik olarak ödeyebilir (kendi parasıyla borçlu olduğu için). Pratikte ise büyümeyle, faizleri kontrol altında tutarak ve mali ayarlamalarla yönetmeye çalışır. Çin/Japonya satışı ek baskı yaratır ama tek başına oyunu bozmaz. Asıl tehlikeler uzun vadeli. Faizlerin büyümeyi aşması, siyasi tıkanıklık, güven erozyonu ve enflasyon/faiz sarmalı.
Borç sürdürülebilirliği için bir noktada harcama disiplini veya gelir artışı şart; aksi halde faiz yükü bütçeyi daha da sıkıştırır.
-Harcama disiplini: Amerikan vatandaşının harcamalarını kısması. Amerikan vatandaşı bu krizden Trump'ı sorumlu tutuyor. Siyasi açıdan risk var.
-Gelir artışı: Yüksek vergi demek. Yüksek vergi üretimi kısar ve siyasi riski artırır. Diğer ülkelere gümrük vergilerini artırması, karşı hamlelere yol açıyor ve sürdürülebilir değil.
FED'in para basması: Enflasyonu artırır. Hürmüz krizine bağlı olarak artan enerji fiyatları nedeniyle sıkıntı yaşayan Amerikan vatandaşı, yüksek enflasyonu kaldıramaz.
SONUÇ: ABD tarihsel olarak II. Dünya Savaşı sonrası yüksek borç/GSYİH oranını (yüzde 100+) büyüme + ılımlı enflasyon + mali disiplinle düşürmüştü. Ama bugün şartlar farklı ve Trump'ın işi çok zor.