4 Haziran 2026 Perşembe

Türkiye’de enflasyonun derinleşen krizi

 

Türkiye’de enflasyon artık günlük hayatın merkezine yerleşmiş durumda. Market fiyatları sürekli değişiyor. Kiralar yükseliyor. Ulaşım, enerji ve temel ihtiyaç giderleri her geçen ay daha ağır hale geliyor. Vatandaşın alım gücü zayıflarken ekonomik belirsizlik toplumun her kesiminde hissediliyor. Bu tabloyu tek bir nedene bağlamak mümkün değil. Çünkü Türkiye’deki enflasyon birçok iç ve dış faktörün aynı anda etkili olduğu karmaşık bir yapıya dönüştü.

Dünyadaki ekonomik düzen son yıllarda büyük bir değişim geçiriyor. Uzun süre boyunca küreselleşme sayesinde düşük maliyetli üretim ve ucuz taşımacılık sistemi vardı. Şimdi ise korumacılık yükseliyor. Büyük devletler arasındaki siyasi rekabet tedarik zincirlerini parçalayarak maliyetleri artırıyor. Ticaret yollarındaki güvenlik sorunları da bu süreci daha ağır hale getiriyor.

Rusya-Ukrayna savaşı ve Orta Doğu’daki çatışmalar enerji fiyatlarını uzun süre yüksek seviyelerde tuttu. Türkiye’nin enerji alanında dışa bağımlı olması bu maliyet artışını doğrudan ekonomiye taşıdı. Sanayi üretiminde kullanılan enerji pahalandıkça fabrikaların üretim giderleri yükseldi. Çimento, demir-çelik, lojistik ve tarım gibi alanlarda maliyet baskısı daha belirgin hale geldi. Bu artışlar zamanla market raflarına kadar ulaştı.

Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı çevresindeki krizler de küresel ticaret üzerinde ciddi baskı oluşturdu. Deniz taşımacılığında yaşanan aksaklıklar navlun fiyatlarını yükseltti. Teslimat süreleri uzadı. Türkiye’de üretim yapan birçok firma ithal ara malına bağımlı olduğu için bu gelişmeler doğrudan üretim maliyetlerine yansıdı. Küresel düzeyde yaşanan her lojistik problem içeride yeni zam dalgalarını hızlandırdı.

Tarım sektöründe de benzer bir sorun var. Türkiye son yıllarda tohum üretiminde önemli ilerleme kaydetmiş olsa da gübre, mazot ve zirai ilaç gibi temel girdilerde dışa bağımlılık devam ediyor. Çiftçi üretim yaparken yüksek maliyetlerle karşılaşıyor. Kur artışı yaşandığında tarımsal üretim giderleri de hızla yükseliyor. İklim değişikliği ve kuraklık riski eklenince gıda fiyatları üzerindeki baskı daha da artıyor.

Enflasyonu hızlandıran bir başka unsur ise şirketlerin fiyatlama davranışları oldu. Küresel kriz ortamı birçok firma için güçlü bir gerekçeye dönüştü. Bazı şirketler maliyet artışının çok üzerinde fiyat yükseltti. Tüketici tarafında oluşan “yarın daha pahalı olacak” düşüncesi bu süreci hızlandırdı. İnsanlar fiyatların sürekli yükseleceğine inandıkça harcamalarını öne çekmeye başladı. Böylece piyasadaki fiyat artışları kendi kendini besleyen bir döngüye dönüştü.

Toplumdaki beklenti bozulması ekonomik sorunları daha ağır hale getiriyor. Vatandaş geleceğe güven duymadığında tasarruf yapmak yerine hızlı tüketime yöneliyor. Özellikle kira piyasasında bu durum çok net görülüyor. Ev sahipleri gelecekte maliyetlerin daha da artacağını düşündüğü için fiyatları sürekli yukarı çekiyor. Aynı davranış birçok hizmet sektöründe de ortaya çıkıyor.

6 Şubat depremlerinin ekonomiye yüklediği maliyet de enflasyon üzerinde önemli etki bıraktı. Yeniden inşa süreci büyük kamu harcamalarını beraberinde getirdi. İnşaat sektöründeki yoğun talep çimento, demir ve enerji maliyetlerini artırdı. EYT düzenlemesinin bütçe üzerindeki yükü ve kıdem tazminatı ödemeleri de piyasadaki talep baskısını güçlendirdi.

Türkiye’nin önündeki en önemli mesele üretim yapısını güçlendirmek ve dışa bağımlılığı azaltmaktır. Enerji alanında yenilenebilir kaynaklara yönelmek büyük önem taşıyor. Tarımda verimlilik artırılmadan gıda fiyatlarını kalıcı şekilde düşürmek zor görünüyor. Lojistik altyapının güçlendirilmesi ve sanayide yüksek katma değerli üretime geçilmesi de ekonomik dayanıklılığı artırabilir.

Avrupa ülkelerinin Çin’e olan bağımlılığı azaltma arayışı Türkiye için önemli bir fırsat sunuyor. Türkiye güçlü sanayi altyapısı ve coğrafi konumu sayesinde yeni dönemde bölgesel üretim merkezi olabilir. Ancak bunun gerçekleşmesi için uzun vadeli planlama gerekiyor. Çünkü enflasyon bugün Türkiye ekonomisinin en ağır yapısal sorunlarından biri haline gelmiş durumda.

3 Haziran 2026 Çarşamba

Türkiye elektrik şebekesinde yeni rekor: En temiz üretim karması 28 Mayıs'ta görüldü

 

CO2Free.energy platformundaki gerçekleşmiş üretim ve karbon yoğunluğu verilerine göre Türkiye elektrik şebekesi, 28 Mayıs 2026 Perşembe günü saat 12:00'de (TRT) yeni bir rekor düşük karbon yoğunluğu seviyesine ulaştı.

Bu saatte hesaplanan gerçekleşmiş karbon yoğunluğu 160,0 gCO2/birim oldu. Platformun normalize edilmiş Grid Carbon Intensity (GCI) göstergesi ise bu saat için 0,0 değerini aldı. Bu, mevcut veri setinde Türkiye için izlenen en düşük gerçekleşmiş karbon yoğunluğu seviyesi.

Rekorun Kurban Bayramı tatili döneminde oluşması da ayrıca önemli. Tatil günlerinde sanayi ve ticari tüketimin zayıflamasıyla elektrik talebi normal iş günlerine göre daha düşük seyredebiliyor. 28 Mayıs'ta buna güçlü güneş ve hidro üretimi de eklenince, Türkiye elektrik üretim karması karbon yoğunluğu açısından veri setindeki en temiz saatlerden birine değil, doğrudan yeni rekor düşük seviyeye ulaştı.

Türkiye’nin kurulu gücündeki artış geçtiğimiz ay önemli oranda yavaşlama gösterdi.

Türkiye Elektrik İletim A.Ş. verilerine göre bu yılın Mayıs ayında Türkiye’nin kurulu gücü 26 MW artış gösterdi. Bu artışı da 66 lisanssız güneş enerjisi yatırımı sağladı.

Kurumun verilerine göre Türkiye’nin kurulu gücü bir önceki ay 350 MW, yılın ilk dört aylık döneminde ise 3.035 MW’lık artış göstermişti.

Mayıs ayındaki artış sonrası Türkiye’nin kurulu gücü 125.481 MW’a ulaşmış oldu.

Bu gücün içinde en büyük pay 26.840 MW ile güneş enerjisi yatırımlarının olurken, ikinci sırada 24.748 MW ile doğal gaz santralleri, üçüncü sırada ise 23.869 MW ile barajlı hidroelektrik santralleri geliyor.





2 Haziran 2026 Salı

Türkiye Enerji Sektörü Stratejik Analiz Raporu

 

Dönem: Mayıs 2026

Ana Tema: Yeşil Dönüşümde Tarihi Eşik ve Akıllı Şebeke Vizyonu

1. Giriş: Yeşil Dönüşümün Tarihi Başarısı 

31 Mayıs 2026 tarihi itibarıyla Türkiye, enerji sepetinde radikal ve tarihi bir yapısal dönüşümü tamamlamıştır. Toplam kurulu gücün 125.481 MW’a ulaştığı bu dönemde, güneş enerjisi 26.840 MW ile ilk sıraya yerleşerek Türkiye’nin yeni enerji lideri olmuştur.

Mayıs 2026 döneminde gerçekleşen fiili elektrik üretim verileri, karbon emisyonlarının azaltılması noktasında çok büyük bir başarıyı ortaya koymaktadır:

Toplam elektrik üretiminin %70,85'i temiz ve yenilenebilir kaynaklardan (Hidrolik, Güneş, Rüzgâr, Jeotermal) karşılanmıştır.

Karbon yoğunluğu en yüksek kaynak olan kömürün payı %16,36’da kalırken, ithal bağımlılığı yaratan doğal gazın payı %10’a kadar gerilemiştir.

Bu tablo, Türkiye'nin Paris İklim Anlaşması ve 2053 net sıfır emisyon hedeflerine olan bağlılığının ve uyguladığı doğru teşvik politikalarının (özellikle %89,8 oranındaki lisanssız GES yatırımlarının) somut bir zaferidir.

2. Gelişme: Üretim Yapısında Yapısal Değişim ve "Kesintili" Enerji Gerçeği

Bu büyük başarı, beraberinde elektrik şebekesinin karakteristiğinde de köklü bir değişimi getirmiştir. Mayıs ayı üretiminde aslan payını alan iki kaynak şunlardır:

Hidrolik Enerji (%43,54): Mevsimsel yağışlara ve su akışına bağımlıdır.

Güneş Enerjisi (%15,12): Gece üretim yapamaz, bulutlu günlerde ani düşüşler yaşar (hava koşullarına tam bağımlılık).

Bu durum, üretimin %58,66'sının doğrudan doğa koşullarına bağlı, yani "kesintili (intermittent)" kaynaklardan geldiğini göstermektedir. Sistemde baz yükü sağlayan ve frekansı dengeleyen doğal gaz (%10) ve kömürün (%16,36) payı azaldıkça, şebekenin anlık dalgalanmalara karşı kırılganlığı artmaktadır.

3. Sonuç ve Vizyon: "Depolama ve Altyapı İhtiyacı" 

Yeşil dönüşüm başarısının sürdürülebilir olması ve arz güvenliğinin tehlikeye girmemesi için Türkiye’nin bir sonraki mega stratejisi "Şebeke Esnekliği ve Depolama Teknolojileri" olmak zorundadır. Raporun vizyon belgesi şu aksiyon planını işaret etmektedir:

Batarya Depolama Sistemleri (BESS): Güneşin zirve yaptığı öğle saatlerindeki fazla enerjinin depolanıp, tüketimin tepe yaptığı akşam saatlerinde şebekeye verilmesi (peak-shaving) artık bir lüks değil, zorunluluktur. Lisanssız GES'lerin bu denli yaygın olduğu bir senaryoda, dağıtık depolama yatırımları teşvik edilmelidir.

Akıllı Şebeke (Smart Grid) Altyapısı: Dijitalleşme, yapay zeka tabanlı hava tahmini ve üretim projeksiyon sistemleri şebeke yönetim sürecine entegre edilmelidir.

Esnek Dağıtım Şebekeleri: 40 binden fazla güneş santralinin şebekeye dikey değil yatay olarak bağlanması (dağıtık üretim), iletim hatlarının modernizasyonunu ve trafo merkezlerinin kapasite artışını zorunlu kılmaktadır.

Mayıs 2026 verileriyle "Üretimi Yeşillendirme" fazı başarıyla taçlandırılmıştır. Şimdi atılması gereken adım, bu yeşil enerjiyi güvenle taşıyacak ve saklayacak olan "Altyapıyı Akıllandırma ve Depolama" hamlesidir.

1 Haziran 2026 Pazartesi

Türkiye Elektrik İletim A.Ş. 31.05.2026 tarihine ait son kurulu güç raporunu yayınladı. 31.05.2026 tarihli kurulu güç raporuna göre Türkiye 31.05.2026 tarihini 125.481 MW kurulu güç ve 42.540 santral ile tamamladı.

31.05.2026 tarihli Kurulu Güç Raporunda Öne Çıkan Bazı Bilgiler aşağıdaki gibidir.

Toplam elektrik kurulu gücü, 125.481 seviyesine ulaşmıştır. Toplam santral sayısı da 42.540 olmuştur.

Yenilenebilir enerji kurulu gücü de bir önceki aya göre 111 MW artarak 78.459 MW‘a yükselirken yenilenebilir santraller toplam kurulu gücün yaklaşık % 62,53'ünü oluşturdu.

Güneş enerji santrallerinin kurulu gücü de 26.840 MW'ye, toplam güneş enerji santral sayısı da 40.456'ya yükseldi.

Rüzgar enerji santrallerinin de kurulu gücü 15.105 MW oldu.

Güneş enerji kurulu gücü toplam kurulu gücün % 21,38'ini oluştururken, rüzgar enerji kurulu gücünün toplam kurulu güçteki oranı ise % 12,04 oldu.

Rüzgar ve güneşin yanında önemli bir yenilenebilir enerji santrali olan biyokütle santral kurulu gücü 2.139 MW seviyesinde kaldı.

Toplam kurulu güçte ilk sırayı güneş aldı ve 26.840 MW seviyesine yükseldi. Toplam kurulu güçte ikinci sırayı yine doğalgaz aldı ve 24.750 MW seviyesine yükselirken, onu 23.869 MW ile barajlı hidroelektrik santralleri takip etti.

Fosil yakıtlı santrallerin kurulu gücü de 31.05.2026 tarihi itibariyle 47.022 MW seviyesinde kalmakta olup, toplam kurulu güçteki oranı ise % 37,47'dir.

Ayrıca lisanssız güneş enerji santral kurulu gücü 24.112 MW seviyesine ulaşırken, lisanslı GES kurulu gücü ise 2.728 MW seviyesinde kaldı.

 31.05.2026 tarihi itibariyle;

2023 yılı Aralık ayı sonunda 106.556 MW olan toplam kurulu güç değeri 1.260 MW’lık artışla 2024 yılı Mart ayı sonunda 107.816 MW olarak kaydedilmiştir. 31 Mayıs 2024 tarihi itibariyle; Santral Sayısı: 25.548 adet oldu. 31 Mayıs 2024 tarihi itibariyle kurulu güç 110.056 MW olmuştur. Toplam yılbaşından bu yana 3.500 MW'lık artış kaydedilmişti. 30 Haziran 2024 tarihi itibariyle; Santral Sayısı: 25.871 adet oldu. 30 Haziran 2024 tarihi itibariyle kurulu güç 110.355 MW olmuştur. Mayıs ayı sonundan 30 Haziran 2024 tarihine kadar  toplam 323 adet santral devreye girdi. Yine aynı tarihler arasında kurulu güç 299 MW artış kaydedildi. 

Yılbaşından bu yana kurulu güç artışı 4.637 MW oldu. 31.07.2024 tarihi itibariyle kurulu güç 111.193 MW oldu. Santral Sayısı: 27.038 adet oldu. 30 Haziran ile 31 Temmuz 2024 tarihleri arasında toplam 1.167 adet santral devreye girmiştir. 11.08.2024 tarihi itibariyle kurulu güç 112.111 MW oldu. Santral Sayısı: 28.714 adet oldu. 31 Temmuz ile 11 Ağustos 2024 tarihleri arasında toplam 1.676 adet santral devreye girmiştir. Yine aynı tarihler arasında kurulu güç 918 MW artış kaydedildi

31.05.2026 tarihi itibariyle; Kurulu güç 125.481 MW oldu. Santral Sayısı: 42.540 adet oldu. 31 Temmuz 2024 ile 31 Mayıs 2026 tarihleri arasında toplam 14.631 adet santral devreye girmiştir. Yine aynı tarihler arasında kurulu güçte 13.904 MW artış kaydedildi. 01.01.2025 tarihinden bu yana kurulu güç değerinde 9.794 MW artış kaydedildi.

31.05.2026 tarihi itibarıyla ülkemiz kurulu gücü 125.481 MW’a ulaşmıştır. 31.05.2026 tarihi itibarıyla kurulu gücümüzün kaynaklara göre dağılımı; %25,74'ü hidrolik enerji, %19.72'si doğal gaz, %17,54'ü kömür, %12,04'ü rüzgâr, %21,38'i güneş, %1,43'ü jeotermal ve %2,15'i ise diğer kaynaklar şeklindedir. Toplam kurulu güçte ilk sırayı güneş aldı ve 26.840 MW seviyesine yükseldi. Toplam kurulu güçte ikinci sırayı yine doğalgaz aldı ve 24.750 MW seviyesinde kaldı. Toplam yenilenebilir kurulu gücü de 78.459 MW’a yükseldi. Lisanssız güneş kurulu gücü 31.05.2026 tarihi itibariyle 24.112 MW’a ulaşırken, lisanslı güneş kurulu gücü 2.728 MW seviyesine yükseldi.

Ayrıca Ülkemizde elektrik enerjisi üretim santrali sayısı, 31.05.2026 tarihi itibarıyla 42.540'a (Lisanssız santraller dâhil) yükselmiştir. Mevcut santrallerin 776 adedi hidroelektrik, 68 adedi kömür, 408 adedi rüzgâr, 68 adedi jeotermal, 352 adedi doğal gaz, 40.456 adedi güneş, 412 adedi ise diğer kaynaklı santrallerdir. 

31.05.2026 tarihi itibariyle (Mayıs ayı verileri) elektrik üretimimizin, %16,36'sı kömürden, %10,00'ı doğal gazdan, %43,54'ü hidrolik enerjiden, %8,81'i rüzgardan, %15,12'si güneşten, %3,38'i jeotermal enerjiden ve %2,79'u diğer kaynaklardan elde edilmiştir.