23 Şubat 2026 Pazartesi

20.02.2026 tarihi itibariyle; Kurulu güç 123.353 MW oldu. Santral Sayısı: 41.266 adet oldu. 31 Temmuz 2024 ile 20 Şubat 2026 tarihleri arasında toplam 13.357 adet santral devreye girmiştir. Yine aynı tarihler arasında kurulu güçte 11.776 MW artış kaydedildi. 01.01.2025 tarihinden bu yana kurulu güç değerinde 7.666 MW artış kaydedildi. Yine aynı ay içinde 20.02.2026 tarihi itibariyle, üretilen elektrik enerjisinin kaynaklara göre dağılımı ise şöyle oluşmuştur.

      1- Hidrolik kaynaklı elektrik enerjisi üretim (Akarsu ve Baraj Tipi Santrallerde) %27,89

    2- Kömür kaynaklı elektrik enerjisi üretimi (Linyit, İthal Kömür, Asfaltit ve Taşkömürü Santrallerde) %33,00

     3- Yenilenebilir kaynaklı elektrik enerjisi üretimi (Güneş, Rüzgar, Jeotermal, Biyokütle ve Atık Isı Santrallerde) %27,70

   4- Doğalgaz ve fuel-oil kaynaklı elektrik enerjisi üretimi (Doğalgaz ve fuel-oil (İthal kaynaklı) %11,41

    Özetle; Yenilenebilir kaynaklı elektrik enerjisi üretimi %55,59, fosil yakıtlı kaynaklı elektrik enerjisi üretimi ise %44,41 oldu.

Kaynak: TEİAŞ

Kısa Kısa Enerji Bülteni

Ocak ayında günlük ortalama elektrik üretimi bir önceki aya göre %1,4, bir önceki yılın aynı ayına göre %3,9 arttı.

Ocak ayında PTF bir önceki aya göre %2,6 düşerken, bir önceki yılın aynı ayına göre ise %21,5 arttı. 

2025 yılı Aralık ayı sonunda 122.445 megavat (MW) seviyesinde olan Türkiye toplam kurulu gücü, 2026 yılı Ocak ayında 123.062 MW seviyesine çıktı. Ocak ayında Aralık ayına kıyasla toplam net 617 MW ilave kurulu güç devreye alındı. Devreye alan santrallerin 609,1 MW’ını güneş enerjisi santralleri oluştururken, doğal gaz ve çok yakıtlı santrallerin kurulu gücü 15,2 arttı. Rüzgar enerjisi santrallerinin kurulu gücü 4,2 MW, jeotermal enerji santrallerinin kurulu gücü ise 1,5 MW arttı. Yenilenebilir atık ve yerli kömür kullanan enerji santrallerinin kurulu gücünde ise sırasıyla 7,2 MW ve 5,7 MW düşüş gözlemlendi.

Ocak ayında devrede olan santrallerin %62,5’ini yenilenebilir kaynaklardan elektrik üreten santraller oluşturdu. Hidroelektrik santraller, Türkiye toplam elektrik kurulu gücünün %26,2’sini oluştururken, rüzgar ve güneş enerjisi santrallerinin toplam kurulu güçteki payı %32,9 ile hidroelektrik santrallerin payının üzerinde kalmaya devam etti. 

2025 Aralık ayında yaklaşık 31,7 teravatsaat (TWh) olan toplam elektrik üretimi, 2026 Ocak ayında 32,1 TWh olarak gerçekleşti. Bununla birlikte Ocak ayına ilişkin ortalama günlük elektrik üretimi bir önceki aya göre %1,4, bir önceki yılın aynı dönemine göre %3,9 arttı.

Aralık ayı içerisinde üretilen elektriğin %66’sını sağlayan termik santraller, Ocak ayında toplam üretilen elektriğin % 59,7’sini karşıladı. Üretilen elektriğin kaynak bazlı kırılımı incelendiğinde bir önceki ayda %12,6’lık bir paya sahip olan hidroelektrik santrallerin Ocak ayında toplam elektriğin % 13,2’sini ürettiği görülüyor. Aynı dönemde güneş enerjisi santrallerinden üretilen elektriğin payı %5,7 seviyesinde gerçekleşirken, jeotermal enerji santralleri ise üretilen toplam elektriğin %3,1’lik kısmını sağladı. 

2025 yılı Aralık ayında %31,1 olan yenilenebilir enerji santrallerinin elektrik üretimindeki payı, 2026 Ocak ayında % 38,2 seviyesinde gerçekleşti. İlgili dönemde, baraj tipi hidroelektrik santralleri toplam üretimin %9,6’sına katkıda bulunurken, rüzgar santralleri toplam üretimin %16,2’ini karşılayarak en fazla elektrik üreten yenilenebilir kaynak olarak kayıtlara geçti. Bununla birlikte rüzgâr ve güneş enerjisi santrallerinden elde edilen elektriğin toplam üretilen elektriğe oranı %21,9 olarak kaydedildi. 

Ocak ayında ortalama günlük elektrik üretim miktarı 1,03 TWh olarak gerçekleşti. İlgili ay içerisinde gerçekleşen en yüksek üretim 21 Ocak Çarşamba günü 1,14 TWh olarak kaydedilirken, aynı dönemde gerçekleşen en düşük üretim 0,88 TWh ile 1 Ocak Perşembe günü oldu. 

Aynı dönemde ortalama günlük elektrik tüketimi 1,02 TWh olarak gerçekleşti. Ocak ayında en yüksek tüketim 1,13 TWh ile 21 Ocak Çarşamba günü gerçekleşirken en düşük elektrik tüketimi 0,87 TWh ile 1 Ocak Perşembe günü kaydedildi. 

Kaynak: TEİAŞ, TSKB Ekonomik Araştırmalar

22 Şubat 2026 Pazar

Kıymetli Metaller Neden Olağanüstü Şekilde Yükseliyor?

 

Son iki yılda altın ve gümüşte görülen sert fiyat artışı, klasik güvenli liman arayışının ötesinde daha yapısal bir tabloya işaret ediyor. Altın 2024 başında ivmelenmesinden bu yana yaklaşık iki yıllık dönemde %167,5 değer kazanırken gümüş aynı zaman aralığında %396,6’lık bir performans gösterdi. Aynı dönemde S&P 500 %47 yükselirken, BİST 100’ün dolar bazında getirisi %22,6 oldu. BİST 100’deki getirinin neredeyse tamamının sadece son ay gerçekleşmesi dikkat çekti. Altın ve gümüşte bu ölçekteki bir artış, kıymetli metallere olan talebin yalnızca kısa vadeli riskten kaçış tepkisi olmadığını, uzun vadeli beklenti ve portföy tercihleri kapsamında daha kalıcı olduğunu ortaya koyuyor.

Geçmişte benzer bir durum oldu mu? Şu an neden güçlü yükseliş var?

Kıymetli metallerde tarihsel olarak en güçlü yükselişler makro şokların belirsizliği artırdığı ve para rejimine ilişkin güven tartışmalarının derinleştiği dönemlerde ortaya çıktı. Örneğin, 1978 sonundan 1980 başına uzanan Petrol Krizi’nde altının yaklaşık dört katına çıkarak 217 dolardan 850 dolara tırmanması, enerji arz şoku ve enflasyonun belirginleştiği, ekonomi politikalarına güvenin aşındığı bir ortamla örtüşmüştü. Bu örnek altının yalnızca enflasyon yükselince değerlenen bir varlık olmadığını, aynı zamanda kurumsal çerçevenin devamlılığına, borcun sürdürülebilirliğine ve itibari para sistemine duyulan güvene ilişkin algı bozulduğunda devreye giren bir istikrar aracı olduğunu ortaya koyuyor. Gümüş ise genelde aynı hikayeyi oynaklığı daha yüksek bir şekilde izleyerek yükselişleri büyütme eğilimi gösteriyor. Mevcut dönemde de risk başlıkları tek bir kanaldan değil pek çok kanaldan besleniyor. Fiyatlar tarife riskleri, yüksek enflasyon beklentileri, borç sürdürülebilirliği kaygıları, merkez bankası rezerv tercihlerindeki kayma, jeopolitik gerilimler ve yatırımcı davranışındaki momentum etkisinin aynı anda devrede olduğu bir zeminde yukarı taşınmayı sürdürüyor.

Gelecekte ne olması beklenir?

İleriye dönük görünümü tek bir senaryoya indirgemek zor olmakla birlikte küresel merkez bankaları öncülüğünde menkul kıymet yatırım fonu, sigorta şirketi gibi kurumsal yatırımcılarla beraber bireysel yatırımcı talebinin güçlü kalmasının altın fiyatları için yapısal ve kalıcı bir taban oluşturmayı sürdürmesi kuvvetle muhtemel. Bu durum altın ve gümüşün emtia sıfatıyla bir spekülasyon aracı olmaktan ziyade rezerv varlık gibi davranmaya devam etmesine olanak tanıyabilir. Bu senaryoda kıymetli metallerde olası geri çekilmeler sınırlı kalırken, yükseliş eğilimi dalgalı ancak kalıcı bir patikaya oturabilir. Alternatif senaryoda ise küresel büyüme görünümünün toparlanması, belirsizliklerin azalması ve alternatif getirilerin yeniden cazip hale gelmesiyle kıymetli metallerde yatay bir seyir ortaya çıkması mümkün görünüyor.

Kaynak: TSKB

15 Şubat 2026 Pazar

Küresel Kontrolün Görünmez Ağları


Modern dünyada gücün nasıl örgütlendiği sorusu, artık sadece devlet sınırlarıyla cevaplanamaz. Elimizdeki veriler, dünya ekonomisinin sanıldığı gibi binlerce bağımsız aktörün rekabetine değil, merkezinde finans devlerinin bulunduğu dar ve iç içe geçmiş bir "süper-varlık" tarafından yönetildiğine işaret ediyor. Bu teknik gerçeklik, sermayenin nasıl bir yapısal güç oluşturduğunu kanıtlarken; Jeffrey Epstein vakası gibi skandallar, bu gücün kişisel ve karanlık ağlar üzerinden nasıl operasyonel hale getirildiğini acı bir şekilde yüzümüze çarpıyor.

Kontrolün Mimarisi ve Finansal Çekirdek

Küresel ekonomideki mülkiyet ilişkileri incelendiğinde, yaklaşık 43.060 çok uluslu şirketin (TNC) arkasında devasa bir "fiyonk" (bow-tie) yapısı olduğu görülmektedir. Bu yapının en kritik noktası, "SCC" (Strongly Connected Component) olarak adlandırılan ve sadece 1318 düğümden oluşan aşırı yoğunlaşmış bir çekirdektir. Şaşırtıcı olan ise, küresel kontrolün %80'inin sadece 737 ana hissedarın elinde toplanmış olmasıdır. Bu grubun ezici çoğunluğunu ise bankalar ve finansal aracılar oluşturur.

Bu ağın üyeleri, ortalama 20 diğer üyeyle doğrudan veya dolaylı bağlantı içindedir. Yani karşımızda, kendi içinde kapalı, birbiriyle çapraz hisse ortaklıkları kurmuş ve küresel kontrolün %40'ına yakınına tekabül eden bir ekonomik "süper-varlık" bulunmaktadır. Bu denli yüksek bir yoğunlaşma, pazar rekabetini öldürmekle kalmaz, aynı zamanda bu dar elit grubun siyasi sistemler üzerinde devasa bir manipülasyon kapasitesi oluşturmasına zemin hazırlar.

Finans Devlerinin Rolü ve Çapraz Sahiplik

Bu çekirdek yapının merkezinde yer alan kurumlar, sadece ekonomik birer birim değil, aynı zamanda küresel karar vericilerdir. Barclays PLC, JPMorgan Chase & Co, Goldman Sachs ve Deutsche Bank gibi isimler, listenin en tepesinde yer alarak bu ağın omurgasını oluşturmaktadır. Bu kurumlar arasındaki bağlantı o kadar komplekstir ki, çekirdeğin içindeki rastgele bir şirketin aynı zamanda en üst düzey kontrol sahibi olma olasılığı %50'ye yakındır.

Bu "iç içe geçmişlik", finansal kurumların sadece resmi oy haklarıyla değil, aynı zamanda kayıt dışı müzakereler ve kredi ilişkileri üzerinden de şirketlerin stratejik kararlarını etkilemesine olanak tanır. Finansal aktörler, portföylerindeki binlerce şirket üzerinde benzer stratejileri (örneğin maliyet kısıntıları veya istihdam politikaları) eş zamanlı olarak dayatabilme gücüne sahiptir.

Epstein Dosyası: Yapısal Gücün Karanlık Yüzü

Epstein vakasını bu perspektifle okuduğumuzda, mesele bir suç dosyasının ötesine geçerek sistemik bir analize dönüşür. Ekonomik verilerde gördüğümüz o "sıkı sıkıya örülmüş çekirdek", sadece bilanço tablolarıyla değil, aynı zamanda lüks jetlerde, özel adalarda ve gizli toplantılarda kurulan kişisel bağlarla da birbirine lehimlenmiştir.

Epstein’ın müşteri listesindeki isimlerin, dünyadaki en güçlü finans kuruluşu yöneticileriyle olan doğrudan temasları tesadüf değildir. Bir tarafta küresel sermayeyi kontrol eden mekanik yapı, diğer tarafta bu yapının aktörlerini şantaj, yasadışı ağlar ve etik dışı ilişkiler üzerinden birbirine bağlayan karanlık bir diplomasi vardır. Bu durum, "karşılıklı sahiplik" kavramının sadece hisse senetleriyle değil, aynı zamanda "paylaşılan sırlar ve suçlar" üzerinden de tahkim edildiğini gösterir. Bu kişisel ağlar, kurumsal kontrolün resmi sınırlarını aşarak, hukukun erişemediği bir dokunulmazlık alanı yaratır.

Sistemik Risk ve Kurumsal Çöküş

Analizler, bu denli yoğunlaşmış ağların "bıçak sırtı" bir özellik taşıdığı konusunda bizleri uyarır: İyi zamanlarda çok güçlü ve "verimli" görünen bu yoğun ağ, kriz anlarında tüm sistemi bir domino etkisiyle yıkabilecek "bulaşma" (contagion) riskini taşır. Ancak Epstein skandalı, riskin sadece finansal olmadığını, aynı zamanda ahlaki ve kurumsal bir çöküşle ilgili olduğunu kanıtlamıştır. Küresel sermayenin tepesindeki aktörlerin, yatırımcı korumasının ötesinde kişisel zırhlarla donatılması, piyasaların meşruiyetini kökten sarsmaktadır.

Sonuç olarak, kurumsal mülkiyet ağlarının yarattığı bu "süper-varlık", Epstein gibi figürlerin içinde hareket ettiği korunaklı ekosistemi inşa etmektedir. Eğer dünya kontrolü, birbirine binlerce bağla eklemlenmiş bir avuç kurumun elindeyse, bu kurumların temsilcilerinin dahil olduğu her türlü ağ, toplumsal normları belirleme gücüne kavuşur. Bugün karşımızdaki tablo, sadece bir şirketler ağı değil; hukuku, siyaseti ve insan onurunu kendi dar çıkarları doğrultusunda araçsallaştıran denetimsiz bir oligarşidir.

12 Şubat 2026 Perşembe

Site Yönetim Aidatları Üzerine Faydalı Bilgiler


Fahiş Aidat Artışına Karşı Ne Yapılabilir?

Eğer belirlenen aidat artışının fahiş olduğunu veya işletme projesinin gerçek giderleri yansıtmadığını düşünüyorsanız, izleyebileceğiniz hukuki yollar mevcuttur:

Genel Kurula Katılım: Aidatların belirlendiği Kat Malikleri Genel Kurulu toplantısına mutlaka katılın. Bütçe kalemlerine itirazlarınızı burada dile getirin ve tutanağa geçirin.

Denetçi Raporu: Site denetçisinden harcamaların ve bütçenin usulüne uygun olup olmadığına dair rapor talep edin.

Sulh Hukuk Mahkemesi’ne Başvuru: Genel kurul kararlarına karşı, toplantı tarihinden itibaren bir ay içinde (toplantıya katılmadıysanız kararı öğrenmenizden itibaren bir ay, her halde altı ay içinde) gayrimenkulün bulunduğu yerdeki Sulh Hukuk Mahkemesi’nde iptal davası açabilirsiniz. Mahkeme, giderlerin gerekliliğini ve paylaşımdaki hakkaniyeti inceleyecektir.

TBMM’deki Kanun Teklifi Nedir ve 0 Ne Anlama Geliyor? Kabul Edilirse Uygulama Nasıl Olacak?

2026 yılı site aidat artış oranlarına ilişkin kamuoyunda tartışılan Yeniden Değerleme Oranı (YDO) meselesi, mevcut mevzuat açısından bağlayıcı bir yasal sınır niteliği taşımamaktadır. Hâlihazırda yürürlükte olan Kat Mülkiyeti Kanunu’na göre aidat ve aidat avanslarının belirlenmesinde esas alınan temel unsur, işletme projesinin hazırlanması ve Kat Malikleri Genel Kurulu tarafından onaylanmasıdır; bu çerçevede YDO, TÜFE veya benzeri oranlar doğrudan uygulanmaz. Bununla birlikte, TBMM’ye sunulan ve fahiş site aidatlarına yönelik düzenlemeler de içeren kanun teklifinde, özellikle genel kurul henüz yapılmamışken ortaya çıkan belirsizliği gidermeye yönelik bir düzenleme öngörülmektedir. Teklife göre, mevcut ve onaylı bir işletme projesi bulunması hâlinde, yeni yıl başında genel kurul kararı alınana kadar yöneticinin toplayabileceği geçici aidat avansı, bir önceki yıla ilişkin Yeniden Değerleme Oranı’nı aşamayacaktır. Ancak bu düzenlemenin altı özellikle çizilmelidir: Söz konusu sınır, kalıcı aidat artışı için değil, yalnızca genel kurul onayına kadar uygulanacak geçici avans için geçerli olacaktır. Teklifin yasalaşması durumunda dahi, genel kurulda kabul edilen yeni işletme projesi doğrultusunda YDO’nun üzerinde aidat artışı yapılması hukuken mümkün olmaya devam edecektir. Bu nedenle, teklifin kabulü halinde bile aidat artışlarında nihai belirleyicinin genel kurul iradesi ve işletme projesi olduğu gerçeği değişmeyecek; YDO yalnızca geçici bir referans sınırı olarak uygulamada yer bulacaktır.

Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 37. maddesi uyarınca aidatlar, “İşletme Projesi” adı verilen tahmini bütçeye göre belirlenir. 2026 yılı aidat artışlarını belirleyen temel faktörler şunlardır:

Personel Giderleri: Kapıcı, güvenlik, temizlik personeli gibi çalışanların maaşlarına (Asgari Ücret artışı endeksli) ve SGK primlerine gelen zamlar. Aidat kalemlerinin en büyük kısmını genellikle bu oluşturur.

Enerji Maliyetleri: Ortak alan elektrik, su ve doğalgaz (merkezi sistem ise) giderlerindeki artışlar.

Bakım ve Onarım: Asansör, havuz, peyzaj bakımı ve beklenmedik demirbaş yenileme giderleri.

Yönetim (veya yönetici), bu tahmini giderleri hesaplayarak bir işletme projesi hazırlar ve Kat Malikleri Genel Kurulu’nun onayına sunar. Genel kurulda kabul edilen bütçe, o yılın aidatlarını belirler.

Kaynak: Yargıtay Kararları ve İşletme projesinin iptali ve aidat uyuşmazlıklarına ilişkin emsal kararlar. 

Aidatların belirlendiği genel kurullarda oy hakkı kat maliklerindedir (ev sahipleri). Kiracılar ancak ev sahibinden alacakları vekaletname ile toplantıya katılıp oy kullanabilirler. Ancak fahiş aidat yükü altında kalan kiracı, ev sahibi ile görüşerek durumu değerlendirmelidir.

Site yönetimleri kafasına göre aidat artışı yapabilir mi? 

Yapamazlar. Yönetimler sadece işletme projesi taslağı hazırlar. Aidatın kesinleşmesi için bu projenin Kat Malikleri Genel Kurulu’nda onaylanması veya usulüne uygun tebliğ edilip itiraz edilmemesi gerekir. Keyfi artışlar hukuka aykırıdır. 

Aidat artışında enflasyon (TÜFE) oranı bağlayıcı mıdır? 

Hayır, TÜFE de yasal bir üst sınır değildir. Ancak mahkemeye intikal eden uyuşmazlıklarda hakimler, artışın makul olup olmadığını değerlendirirken genellikle TÜFE oranını ve personel giderlerindeki (asgari ücret) artışı referans alırlar. 

2 Şubat 2026 Pazartesi

2026 Yılı ÜFE-TÜFE Oranları

 

Ocak - 2026ÜFE (%)TÜFE (%)
Bir Önceki Aya Göre2,674,84
Bir Önceki Yılın Aralık Ayına Göre2,674,84
Bir Önceki Yıla Göre27,1730,65
Oniki Aylık Ortalamalara Göre25,3933,98

Memur ve memur emeklileri 2026'nın ilk yarısı için yüzde 6,85 enflasyon farkı ve yüzde 11 de toplu sözleşme zammı almıştı. 2026 ayının ilk enflasyon rakamları açıklandı. Ocak ayında enflasyon yüzde 4,84 çıktı.

Açıklanan enflasyon rakamlarına bakıldığında memurların aldığı yüzde 11 toplu sözleşme zammının yaklaşık yarısı ilk aydan erimiş oldu. Şubat, Mart, Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında çıkacak enflasyon rakamları memurların alacağı enflasyon farkını de netleştirecek.