10 Temmuz 2026 Cuma

05.07.2026 tarihi itibariyle; Kurulu güç 126.115 MW oldu. Santral Sayısı: 43.127 adet oldu. 

31 Temmuz 2024 ile 05 Temmuz 2026 tarihleri arasında toplam 15.218 adet santral devreye girmiştir. Yine aynı tarihler arasında kurulu güçte 14.538 MW artış kaydedildi. 01.01.2025 tarihinden bu yana kurulu güç değerinde 10.428 MW artış kaydedildi. Yine aynı ay içinde 05.07.2026 tarihi itibariyle, üretilen elektrik enerjisinin kaynaklara göre dağılımı ise şöyle oluşmuştur.


   1- Hidrolik kaynaklı elektrik enerjisi üretim (Akarsu ve Baraj Tipi Santrallerde) %28,37,

  2- Kömür kaynaklı elektrik enerjisi üretimi (Linyit, İthal Kömür, Asfaltit ve Taşkömürü Santrallerde) %30,58,

  3- Yenilenebilir kaynaklı elektrik enerjisi üretimi (Güneş, Rüzgar, Jeotermal, Biyokütle ve Atık Isı Santrallerde) %30,52

 4- Doğalgaz ve fuel-oil kaynaklı elektrik enerjisi üretimi (Doğalgaz ve fuel-oil (İthal kaynaklı) %10,53,


   Özetle; Yenilenebilir kaynaklı elektrik enerjisi üretimi %58,89, fosil yakıtlı kaynaklı elektrik enerjisi üretimi ise %41,11 oldu.


Kaynak: TEİAŞ

9 Temmuz 2026 Perşembe

“Kümeste değişen kurallar, her zaman tilkinin menfaatinedir. "


Bu söz, güç dengelerinin asimetrik (eşit olmayan) olduğu durumları ve sistem değişikliklerinin kimlerin işine yarayacağını harika bir metaforla özetliyor.

Burada üzerinde düşünülmesi gereken birkaç temel nokta var:

Güç Asimetrisi: Kümes ve tilki ilişkisinde kuralları koyan ya da değiştiren genelde tavuklar değildir. Tavuklar sadece korunaklı, statik bir düzen içinde hayatta kalmaya çalışırlar. Tilki ise o düzeni yıkmak veya esnetmek isteyen dışsal/avcı güçtür.

Kaostan Beslenmek: Mevcut kurallar (çitler, kilitler, bekçi köpekleri) ne kadar katı ve netse, zayıf olanın (tavukların) güvenliği o kadar sabittir. Kuralların değişmesi, esnemesi veya belirsizleşmesi; her zaman durumu manipüle etme kabiliyeti yüksek olan stratejik aktörün (tilkinin) lehine bir boşluk yaratır.

Kurumsal Hafıza ve Bürokrasi: Makro düzeyde bakarsak; hukukta, ticarette veya yönetimde kuralların sürekli ve hızla değişmesi, o sistemin içindeki yerleşik ve küçük oyuncuları sersemletir. Değişime hızla adapte olabilecek sermayeye, güce veya kurnazlığa sahip olanlar (büyük yapılar, "tilkiler") bu yeni gri alanları hemen kendi menfaatine çevirir.

Kısacası; düzenin istikrarsızlaşması, her zaman gücü elinde tutan ya da pusuda bekleyen fırsatçıya yarar. Tavuklar yeni kuralları anlamaya çalışırken, tilki çoktan akşam yemeği planını yapmıştır.

Türkiye’nin kalkınma ve teknoloji ligindeki yeri, yüksek teknoloji enstrümanlarını barındıracak kapasitede değildir. Eğitim sistemi ne kadar nitelikli bireyler yetiştirirse yetiştirsin, sanayi yapısı düşük katma değerli üretime hapsolduğu sürece nitelikli işgücü asgari ücret sınırında kalmaya mahkûmdur. Yapısal bir sanayi ve teknoloji dönüşümü gerçekleşmediği müddetçe, nitelikli eğitim "diplomalı işsizlik" veya "beyin göçü" üretmeye devam edecektir.

Sonuç olarak; yüksek nitelikli beyinler ya hayal kırıklığı içinde asgari ücret veya asgari ücretin biraz üzerinde bir gelire razı olup köreliyor ya da ilk fırsatta emeğinin değer gördüğü gelişmiş ülkelere göç ediyor. (beyin göçü) Türkiye ise kendi yetiştirdiği en parlak zihinleri ekonomisine entegre edemeyerek, düşük ve orta teknoloji liginde patinaj çekmeye devam ediyor.

Bir ekonomide işgücünün finansal değeri, bireyin aldığı eğitimin teorik niteliğinden ziyade, o emeği talep eden üretim altyapısının teknolojik gelişmişlik düzeyi ile doğrudan ilişkilidir.

Türkiye’de yükseköğretim sisteminin plansız büyümesi (örn: Beslenme ve Diyetetik gibi branşlardaki aşırı mezun sayısı), piyasa dinamiklerinden kopuk bir arz fazlası yaratmıştır.

Temel problem; yüksek teknoloji üretemeyen bir ekonomide, dünya standartlarında yetişmiş uzmanların dahi asgari ücret sarmalına sıkışmasıdır.

İleri Teknoloji Uzmanlıkları ve Piyasa Gerçekliği

Dünya genelinde katma değeri en yüksek kabul edilen bilim dallarının (Kuantum Bilgi Bilimi, Sentetik Biyoloji, Nükleer Füzyon vb.) Türkiye özel sektöründe doğrudan karşılık bulamamasının iki temel nedeni vardır:

Ar-Ge Derinliğinin Olmaması: Yapay zekâ veya veri bilimi gibi alanlarda dahi istihdam, derin inovasyon (Ar-Ge) yerine yabancı teknolojilerin entegrasyonu ve basit otomasyon süreçleriyle sınırlıdır.

Kurumsal Altyapı ve Sermaye Yetersizliği:

Temel bilimlere dayalı uzmanlıklar milyar dolarlık laboratuvar ve sanayi yatırımları gerektirir. Piyasada bu yatırımları karşılayacak aktör bulunmadığından, bu zihinler ya kamuda memur statüsünde körelmekte ya da gelişmiş ülkelere göç etmektedir.

"Mavi Yaka" Arz Şoku ve Gelir Tezatlığı

Yüksek lisans ve doktora mezunlarının istihdam ve ücret krizi yaşadığı ekonomide; kule vinç operatörü, kaynakçı, kalıp ustası ve tesisatçı gibi meslek gruplarının dolgun maaşlarla hemen iş bulabilmesi iki yapısal nedene dayanmaktadır:

Ekonominin Lokomotif Tercihi:

Türkiye büyüme modelinin uzun süredir inşaat, montaj ve düşük teknolojili imalata dayanması, bu sektörlerdeki fiziksel emeğe yönelik yoğun bir cari talep yaratmaktadır.

Mesleki Eğitimin Çöküşü: Çıraklık kültürünün ve meslek liselerinin işlevsizleşmesi, sahada fiilen çalışacak usta arzını kritik seviyede düşürmüştür. Arzın ani düşüşü, ikame edilemeyen bu emeğin fiyatını (ücretini) yukarı fırlatmıştır.

Ortaya koyduğum bu tablo, aslında yapısal iktisatçıların yıllardır dile getirdiği "orta gelir tuzağı" ve "düşük katma değerli üretim yapısı" sarmalının tam bir sahadaki yansımasıdır.

Eğitim ve Ekonomik Yapı Uyumsuzluğu:

"Diplomalı İşsizlik"

"Eğitim, tek başına işgücünün değerini belirlemez; o eğitimi talep edecek bir sanayi yapısı yoksa, o emek değersizleşir."

Türkiye'deki durum tam olarak budur. Ülke, her köşe başına açılan üniversitelerle ve plansız kontenjanlarla (beslenme ve diyetetik, mimarlık, mühendisliklerin birçoğu dahil) adeta bir "diploma enflasyonu" yaratmıştır.

Sanayi ise teknoloji liginde üst sıralara tırmanamadığı, katma değeri yüksek ürünler üretemediği için bu nitelikli işgücünü absorbe edecek (emeğin karşılığını verecek) kapasiteye sahip değildir.

Herkesin üniversite mezunu olmaya zorlandığı, meslek liselerinin ve çıraklık kültürünün çöktüğü bir sistemde, piyasada "işi fiilen yapacak" usta bulunamaz hale geldi. Klasik iktisat kuralı işler: Arzı çok azalan ve ikame edilemeyen şeyin fiyatı fırlar.

İnşaat ve Geleneksel Sanayi Odaklı Büyüme:

Türkiye ekonomisinin lokomotifleri uzun süredir inşaat, tekstil, montaj sanayi ve düşük-orta teknolojili imalattır. Ekonomi ne üretiyorsa, ona uygun işgücü talep eder. Şu anki üretim altyapımızın kule vinç operatörüne veya iyi bir kaynakçıya olan ihtiyacı, yaşlanma biyoloğuna olan ihtiyacından bin kat daha fazladır.