4 Mayıs 2026 Pazartesi

Klasik ve neoklasik iktisat teorileri ekonomiyi “değer” üzerinden açıklar ve piyasaların kendi kendine dengeye gelip en iyi sonucu üreteceğini savunur. Bu yaklaşımda bireyler rasyonel, bilgi tam, rekabet kusursuz kabul edilir. Ancak bu varsayımlar gerçek hayatta neredeyse hiç yoktur. Daha önemlisi, bu teoriler ekonominin en kritik unsuru olan para ve finans sistemini ya ihmal eder ya da modelin dışında bırakır.

Oysa günümüz kapitalizmi, üretimden çok finansal ilişkiler, borçlanma, para akımları ve krizler üzerinden şekillenmektedir. Hyman Minsky’nin de vurguladığı gibi, kapitalist sistem doğası gereği istikrarsızdır ve kriz üretir. Bu nedenle, sürekli denge varsayan klasik ve neoklasik modeller bu sistemi açıklamakta yetersiz kalır.

Gerçek dünyayı anlamak için “kusursuz piyasa” gibi teorik kabullere değil, paranın, finansın ve krizlerin merkezde olduğu daha gerçekçi bir iktisat yaklaşımına ihtiyaç vardır.

Eğitimin amacı yalnızca işverenlerin istediği şekilde hazır aday yetiştirmek değildir; ama ekonomik hayatla hiçbir bağı olmayan soyut bir bilgi üretmek de değildir. Eğitim, bireye eleştirel düşünme becerisi kazandırmalı, analitik ve kavramsal kapasitesini geliştirmeli, onu sadece bir çalışan değil, düşünen ve karar verebilen bir özne haline getirmelidir. Aynı zamanda toplumsal, etik ve bilimsel bir perspektif inşa etmelidir. Bu yönüyle eğitim, dar anlamda bir meslek edindirme kursuna indirgenemez.

Ancak modern ekonomiler, hızlı uyum sağlayan, belirli becerilere sahip ve üretim süreçlerine maliyet yüklemeden katılabilen bir iş gücü talep eder. Bu talep, zamanla eğitimi piyasa ihtiyaçlarına göre şekillenen bir yapıya doğru iter. Sorun tam da burada ortaya çıkar: Eğitim tamamen piyasanın beklentilerine göre biçimlenirse bireyin düşünsel derinliği daralır; buna karşılık piyasa ile bağı koparsa, ortaya çıkan yapı istihdam üretmekte zorlanır.

Bu nedenle temel mesele bir tercihten ziyade dengedir. Eğitim ne yalnızca piyasanın ihtiyaçlarına hizmet eden bir araç olmalı, ne de gerçek dünyadan kopuk bir soyutluk içinde kalmalıdır. Asıl hedef; düşünebilen, sorgulayabilen ve aynı zamanda ekonomik hayatta karşılık bulabilen bireyler yetiştirebilmektir.

 “Görünmez Elin Gölgesinde”

Piyasa derler, kendi kendine kurulurmuş düzen, Sanki hayat bir denklem, insan sadece bilinmeyen. Tam bilgi varmış, herkes akıllı, herkes serbest, Oysa sokakta eksik olan hep ekmek, hep nefes.

Fiyatlar konuşurmuş, sessizce kurarmış dengeyi, Kim anlatacak borcu, krizi, geciken ödemeyi? Kağıt üstünde kusursuz, hayatta kırık bir sistem, Rasyonel insan derler, duygusuz bir varsayım.

Ne Adam Smith’in görünmez eli tutar düşeni, Ne de soyut modeller bilir açlığın nedenini. Rekabet tammış güya, kim güçlü kim zayıf bilinmez, Ama kazanan hep aynı, kaybeden hiç değişmez.

Para yokmuş sanki bu hikâyede, yok sayılmış gerçek, Oysa hayat dediğin tam da orada başlar, sert ve gerçek. Kriz gelir, sistem sarsılır, teori susar o an, Kitapta denge var ama sokakta hep tufan.

Ey iktisat! Biraz da hayata bak, rakamdan çık, İnsan var bu oyunda, unutma, denklem değil artık. Gerçek, modelden büyüktür, bunu gör ve anla: Dünya, mükemmel piyasa değil… yaşayan bir karmaşa.

Neoliberal Masal

Serbest piyasa dediler, her şey çözülür sandık, Devlet çekilsin yeter, gerisi kendiliğinden artık. Özgürlük diye sundular kuralsız bir düzeni, Ama büyüyen hep aynı, küçülen yine emekti.

Rekabet dediler, eşit başlıyormuş herkes,

Ama biri maraton koşar, diğeri zincirle nefes. Fiyatlar bilir dediler, en doğruyu seçer diye, Ama kriz geldiğinde sustu o “bilimsel” hikâye.

Milton Friedman’ın dünyasında devlet hep fazlaydı, Ama gerçek hayatta kriz olunca ilk kapı yine devletti. Özelleştirme, esneklik, verimlilik sözleri, Gizledi güvencesizliği, kırılgan hayat izleri.

Para serbest, sermaye hızlı, sınırlar ince,

Ama işçiye gelince kurallar birden sertleşince. Kâr büyürken refah neden aynı hızla artmaz? Çünkü sistem eşit değil, fırsat herkese dağıtmaz.

Neoliberal çağ dediğin, paranın hükümranlığı, Birey yalnız, toplum zayıf, büyür eşitsizliğin ağı. Ve gerçek şu, ne kadar örtülse de üzeri: Piyasa her şeyi çözmez… bazen sorunun kendisi.

Üniversite mezunu sayısı artıyor ama umut azalıyor.

Eskiden diploma iş demekti, şimdi diploma sadece bekleme salonu.

4 yıl okuyorsun, 2 yıl hazırlanıyorsun (belki daha fazla), sonra yıllarca ilan kovalıyorsun.

Sorun gençlerde değil.

Sorun; planlama eksikliğinde, piyasa ile bağı zayıf eğitimde ve liyakat ile fırsatların her zaman örtüşmediği bir sistemde.

Gençler tembel değil, kurallar herkese aynı işlemiyor.

Ve en acısı, kimse bu düzeni gerçekten değiştirmek istememesi.

Çünkü herkes, bir gün o sistemin içinde kendine yer açabileceğine inanıyor.

Yeni neslin çocuk sahibi olmaktan uzaklaşmasını sadece ekonomiyle açıklamak eksik kalır; asıl mesele değişen yaşam tasavvuru. Bugün birçok genç için çocuk sahibi olmak, maddi bir yükten öte, özgürlükten feragat anlamına geliyor. Kariyer önceliği, bireyselleşmenin artması ve belirsizliklerle dolu bir dünya algısı, çocuk yapamamaktan çok çocuk istememek eğilimini güçlendiriyor.

Bu noktada kritik mesele, aileyi yeniden anlamlandırabilmek. Aileyi sadece sorumluluk ve yük olarak değil, anlam ve değer üreten bir alan olarak konumlandırmak gerekiyor. Başarıyı yalnızca kariyer ve gelir üzerinden tanımlayan dar çerçeve kırılmadan, doğurganlıkta kalıcı bir değişim beklemek zor. Zorlamak değil, anlam kazandırmak belirleyici.

Eğitim sistemi de bu dönüşümün merkezinde yer alıyor. Uzun yıllar süren ama hayata ve mesleğe hazırlamayan bir eğitim yapısı, gençlerde beklenti ve gerçeklik uçurumunu büyütüyor. Esnek eğitim modelleri, güçlü mesleki yönlendirme ve saygın bir alternatif yol sunulmadan bu döngü kırılmaz.

Üniversite meselesi ise ayrı bir kırılma noktası. Artan üniversite sayısına rağmen kalite aynı oranda yükselmediği için ortaya çıkan diploma enflasyonu, gençlerde ciddi bir gelecek kaygısı yaratıyor. İşsiz mezun gerçeği, aile kurma kararını doğrudan erteleyen bir faktöre dönüşüyor.

Mekansal yapı da çocuk sahibi olmayı zorlaştırıyor. Büyükşehirlerde küçülen yaşam alanları, artan kiralar, uzun çalışma saatleri ve zaman baskısı; çocuklu bir hayatı sürdürülebilir olmaktan çıkarıyor. Bu nedenle tek merkezli büyüme yerine çok merkezli kalkınma artık bir tercih değil zorunluluk.

Kırsala dönüş ise romantik bir söylemle değil, gerçekçi politikalarla mümkün olabilir. Gelir üretmeyen, eğitim ve sağlık altyapısı zayıf, bağlantısız bir kırsal model cazip değildir. Kırsal kalkınma; tarımın ötesinde, yaşam kalitesi sunan bütüncül bir ekosistem inşa etmeyi gerektirir.

Son olarak belirleyici olan şey güven duygusu. Gençler sadece bugüne değil, yarına bakarak karar veriyor. Öngörülebilir bir sistem, güçlü kurumlar ve adil bir düzen algısı oluşmadan doğurganlıkta kalıcı bir artış beklemek gerçekçi değil.

Kısaca çözüm, sadece teşvik değil denge kurmaktır: yaşam ve iş dengesi, erişilebilir konut, yaygın bakım hizmetleri, doğru eğitim yönlendirmesi, bölgesel kalkınma ve genç işsizliğiyle mücadele birlikte ele alınmadan bu eğilim tersine dönmez.

Nisan ayı enflasyon rakamları açıklandı

 

Tüketici fiyat endeksi (TÜFE) yıllık %32,37 arttı, aylık %4,18 arttı.

TÜFE'deki (2025=100) değişim 2026 yılı Nisan ayında bir önceki aya göre %4,18 artış, bir önceki yılın Aralık ayına göre %14,64 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre %32,37 artış ve on iki aylık ortalamalara göre %32,43 artış olarak gerçekleşti.

TÜFE yıllık değişim oranları (%), Nisan 2026

TÜFE gıda ve alkolsüz içeceklerde yıllık %34,55 arttı

En yüksek ağırlığa sahip üç ana harcama grubunun yıllık değişimleri; gıda ve alkolsüz içeceklerde %34,55 artış, ulaştırmada %35,06 artış ve konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda %46,60 artış olarak gerçekleşti. İlgili ana harcama gruplarının yıllık değişime olan katkıları ise gıda ve alkolsüz içeceklerde 8,72, ulaştırmada 5,66 ve konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda 6,30 yüzde puan oldu.

TÜFE gıda ve alkolsüz içeceklerde aylık %3,70 arttı

En yüksek ağırlığa sahip üç ana harcama grubunun aylık değişimleri; gıda ve alkolsüz içeceklerde %3,70 artış, ulaştırmada %4,29 artış ve konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda %7,99 artış olarak gerçekleşti. İlgili ana grupların aylık değişime olan katkıları ise gıda ve alkolsüz içeceklerde 0,95, ulaştırmada 0,73 ve konutta 0,90 yüzde puan oldu. (Ana harcama gruplarına göre endeksler, ağırlıklar ve değişim oranları Ek Tablo-1'de, ana harcama gruplarının genel endeksteki aylık ve yıllık değişime olan katkıları Ek Tablo-3'tedir).

TÜFE ana harcama gruplarının aylık değişim oranları ve genel endeks değişimine katkıları (%), Nisan 2026

Endekste kapsanan 174 alt sınıftan (Amaca Göre Bireysel Tüketim Sınıflaması-COICOP 2018 5'li Düzey) 2026 yılı Nisan ayı itibarıyla, 19 alt sınıfın endeksinde düşüş gerçekleşirken, 8 alt sınıfın endeksinde değişim olmadı. 147 alt sınıfın endeksinde ise artış gerçekleşti.

Özel kapsamlı TÜFE göstergesi (B) yıllık %30,51 arttı, aylık %3,42 arttı

İşlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç TÜFE'deki değişim, 2026 yılı Nisan ayında bir önceki aya göre %3,42 artış, bir önceki yılın Aralık ayına göre %11,72 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre %30,51 artış ve on iki aylık ortalamalara göre %32,01 artış olarak gerçekleşti.

Memur ve memur emeklileri 2026'nın ilk yarısı için yüzde 6,85 enflasyon farkı ve yüzde 11 de toplu sözleşme zammı almıştı. 2026 ayının ilk iki ayının enflasyon rakamları açıklandı. Ocak ayında enflasyon yüzde 4,84 çıktı. Şubat ayında yüzde 2,96 çıktı. Mart ayında yüzde 1.94 çıktı. Nisan ayında da yüzde 4,18 çıktı. 4 aylık kümülatif enflasyon oranı yüzde 14,64 oldu. 

Açıklanan enflasyon rakamlarına bakıldığında memurların aldığı yüzde 11 toplu sözleşme zammının yaklaşık yarısı ilk 4 ayda erimiş oldu. Mayıs ve Haziran aylarında çıkacak enflasyon rakamları memurların alacağı enflasyon farkını de netleştirecek.

2026 Yılı ÜFE-TÜFE Oranları

 

Ocak - 2026ÜFE (%)TÜFE (%)
Bir Önceki Aya Göre2,674,84
Bir Önceki Yılın Aralık Ayına Göre2,674,84
Bir Önceki Yıla Göre27,1730,65
Oniki Aylık Ortalamalara Göre25,3933,98


Şubat - 2026ÜFE (%)TÜFE (%)
Bir Önceki Aya Göre2,432,96
Bir Önceki Yılın Aralık Ayına Göre5,167,95
Bir Önceki Yıla Göre27,5631,53
Oniki Aylık Ortalamalara Göre25,6033,39


Mart - 2026ÜFE (%)TÜFE (%)
Bir Önceki Aya Göre2,301,94
Bir Önceki Yılın Aralık Ayına Göre7,5810,04
Bir Önceki Yıla Göre28,0830,87
Oniki Aylık Ortalamalara Göre25,9832,82


Nisan - 2026ÜFE (%)TÜFE (%)
Bir Önceki Aya Göre3,174,18
Bir Önceki Yılın Aralık Ayına Göre10,9914,64
Bir Önceki Yıla Göre28,5932,37
Oniki Aylık Ortalamalara Göre26,4832,43

2026 Nisan ayı enflasyon rakamları açıklandı

 

TÜFE'deki (2025=100) değişim 2026 yılı Nisan ayında bir önceki aya göre %4,18 artış, bir önceki yılın Aralık ayına göre %14,64 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre %32,37 artış ve on iki aylık ortalamalara göre %32,43 artış olarak gerçekleşti.

Yİ-ÜFE (2003=100) 2026 yılı Nisan ayında bir önceki aya göre %3,17 artış, bir önceki yılın Aralık ayına göre %10,99 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre %28,59 artış ve on iki aylık ortalamalara göre %26,48 artış gösterdi.

3 Mayıs 2026 Pazar

30.04.2026 tarihi itibariyle;

2023 yılı Aralık ayı sonunda 106.556 MW olan toplam kurulu güç değeri 1.260 MW’lık artışla 2024 yılı Mart ayı sonunda 107.816 MW olarak kaydedilmiştir. 31 Mayıs 2024 tarihi itibariyle; Santral Sayısı: 25.548 adet oldu. 31 Mayıs 2024 tarihi itibariyle kurulu güç 110.056 MW olmuştur. Toplam yılbaşından bu yana 3.500 MW'lık artış kaydedilmişti. 30 Haziran 2024 tarihi itibariyle; Santral Sayısı: 25.871 adet oldu. 30 Haziran 2024 tarihi itibariyle kurulu güç 110.355 MW olmuştur. Mayıs ayı sonundan 30 Haziran 2024 tarihine kadar  toplam 323 adet santral devreye girdi. Yine aynı tarihler arasında kurulu güç 299 MW artış kaydedildi. 

Yılbaşından bu yana kurulu güç artışı 4.637 MW oldu. 31.07.2024 tarihi itibariyle kurulu güç 111.193 MW oldu. Santral Sayısı: 27.038 adet oldu. 30 Haziran ile 31 Temmuz 2024 tarihleri arasında toplam 1.167 adet santral devreye girmiştir. 11.08.2024 tarihi itibariyle kurulu güç 112.111 MW oldu. Santral Sayısı: 28.714 adet oldu. 31 Temmuz ile 11 Ağustos 2024 tarihleri arasında toplam 1.676 adet santral devreye girmiştir. Yine aynı tarihler arasında kurulu güç 918 MW artış kaydedildi

30.04.2026 tarihi itibariyle; Kurulu güç 125.303 MW oldu. Santral Sayısı: 42.202 adet oldu. 31 Temmuz 2024 ile 30 Nisan 2026 tarihleri arasında toplam 14.293 adet santral devreye girmiştir. Yine aynı tarihler arasında kurulu güçte 13.726 MW artış kaydedildi. 01.01.2025 tarihinden bu yana kurulu güç değerinde 9.616 MW artış kaydedildi

2 Mayıs 2026 Cumartesi

Türkiye Elektrik İletim A.Ş. 30.04.2026 tarihine ait son kurulu güç raporunu yayınladı. 30.04.2026 tarihli kurulu güç raporuna göre Türkiye 30.04.2026 tarihini 125.303 MW kurulu güç ve 42.202 santral ile tamamladı.

30.04.2026 tarihli Kurulu Güç Raporunda Öne Çıkan Bazı Bilgiler aşağıdaki gibidir.

Toplam elektrik kurulu gücü, 125.303 seviyesine ulaşmıştır. Toplam santral sayısı da 42.202 olmuştur.

Yenilenebilir enerji kurulu gücü de bir önceki aya göre 420 MW artarak 78.281 MW‘a yükselirken yenilenebilir santraller toplam kurulu gücün yaklaşık % 62,47'sini oluşturdu.

Güneş enerji santrallerinin kurulu gücü de 26.705 MW'ye, toplam güneş enerji santral sayısı da 40.119'a yükseldi.

Rüzgar enerji santrallerinin de kurulu gücü 25 MW artışla 15.091 MW oldu.

Güneş enerji kurulu gücü toplam kurulu gücün % 21,31'ini oluştururken, rüzgar enerji kurulu gücünün toplam kurulu güçteki oranı ise % 12,04 oldu.

Rüzgar ve güneşin yanında önemli bir yenilenebilir enerji santrali olan biyokütle santral kurulu gücü 2.120 MW seviyesinde kaldı.

Toplam kurulu güçte ilk sırayı güneş aldı ve 26.705 MW seviyesine yükseldi. Toplam kurulu güçte ikinci sırayı yine doğalgaz aldı ve 24.750 MW seviyesine yükselirken, onu 23.869 MW ile barajlı hidroelektrik santralleri takip etti.

Fosil yakıtlı santrallerin kurulu gücü de 30.04.2026 tarihi itibariyle 47.022 MW seviyesine gerilemekte olup, toplam kurulu güçteki oranı ise % 37,53'dür.

Ayrıca lisanssız güneş enerji santral kurulu gücü 24.002 MW seviyesine ulaşırken, lisanslı GES kurulu gücü ise 2.703 MW seviyesine yükseldi.

30.04.2026 tarihi itibarıyla ülkemiz kurulu gücü 125.303 MW’a ulaşmıştır. 30.04.2026 tarihi itibarıyla kurulu gücümüzün kaynaklara göre dağılımı; %25,78'i hidrolik enerji, %19.75'i doğal gaz, %17,57'si kömür, %12,04'ü rüzgâr, %21,31'i güneş, %1,43'ü jeotermal ve %2,12'si ise diğer kaynaklar şeklindedir. Toplam kurulu güçte ilk sırayı güneş aldı ve 26.705 MW seviyesine yükseldi. Toplam kurulu güçte ikinci sırayı yine doğalgaz aldı ve 24.750 MW seviyesine geriledi. Toplam yenilenebilir kurulu gücü de 78.281 MW’a yükseldi. Lisanssız güneş kurulu gücü 30.04.2026 tarihi itibariyle 24.002 MW’a ulaşırken, lisanslı güneş kurulu gücü 2.703 MW seviyesine yükseldi.

Ayrıca Ülkemizde elektrik enerjisi üretim santrali sayısı, 30.04.2026 tarihi itibarıyla 42.202'ye (Lisanssız santraller dâhil) yükselmiştir. Mevcut santrallerin 776 adedi hidroelektrik, 68 adedi kömür, 408 adedi rüzgâr, 68 adedi jeotermal, 352 adedi doğal gaz, 40.119 adedi güneş, 411 adedi ise diğer kaynaklı santrallerdir. 

30.04.2026 tarihi itibariyle (Nisan ayı içinde) elektrik üretimimizin, %20,81'i kömürden, %7,61'i doğal gazdan, %42,05'i hidrolik enerjiden, %9,65'i rüzgardan, %13,83'ü güneşten, %3,28'i jeotermal enerjiden ve %2,77'si diğer kaynaklardan elde edilmiştir.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre, Türkiye enerji üretim ve tüketiminde büyümesini sürdürürken, yenilenebilir kaynakların payını artırmaya devam ediyor.

📊 GÜNCEL SANTRAL ADETLERİ (NİSAN 2026 İtibarıyla)

Türkiye genelinde elektrik enerjisi üretim santrali sayısı, lisanssız santraller dahil olmak üzere 42.202’ye yükselmiştir. Kaynaklara göre dağılım şöyledir:

☀️ Güneş Enerjisi Santrali: 40.119 Adet
💧   Hidroelektrik Santrali: 776 Adet
🌬️ Rüzgar Enerjisi Santrali: 408 Adet
🔥  Doğal Gaz Santrali: 352 Adet
🪨   Kömür Santrali: 68 Adet
♨️ Jeotermal Santrali: 68 Adet
♻️ Diğer Kaynaklı Santraller: 411 Adet

⚡ KURULU GÜÇ VE KAYNAK DAĞILIMI

2026 yılı Nisan ayı sonu itibarıyla ülkemizin toplam kurulu gücü 125.303 MW’a ulaşmıştır. Kurulu gücün kaynaklara göre oransal dağılımı ise şu şekildedir:

💧  Hidrolik: %25,78
☀️ Güneş: %21,31
🔥  Doğal Gaz: %19,75
🪨  Kömür: %17,57
🌬️ Rüzgar: %12,04
♨️ Jeotermal: %1,43
♻️ Diğer: %2,12

📉 2025 YILI ÜRETİM VE TÜKETİM VERİLERİ

Tüketim: 2025 yılında elektrik enerjisi tüketimi bir önceki yıla göre %2,0 artarak 360,929 GWh olarak gerçekleşmiştir.

Üretim: Elektrik üretimi ise %2,35 artışla 362,992 GWh olmuştur.

2025 Üretim Kaynakları: Elektriğin;

🪨 %34,7'si kömürden,
💧 %21,1'i hidrolikten,
🔥 %18,9'u doğal gazdan,
🌬️ %10,7’si rüzgardan,
☀️ %10,5’i güneşten ve
♨️ %3,1'i jeotermalden elde edilmiştir.

30.04.2026 tarihi itibariyle (Nisan ayı verileri) elektrik üretimimizin, %20,81'i kömürden, %7,61'i doğal gazdan, %42,05'i hidrolik enerjiden, %9,65'i rüzgardan, %13,83'ü güneşten, %3,28'i jeotermal enerjiden ve %2,77'si diğer kaynaklardan elde edilmiştir.

🎯 GELECEK VİZYONU VE TALEP TAHMİNİ

Türkiye Ulusal Enerji Planı çalışmasının sonuçlarına göre elektrik tüketiminin önümüzdeki yıllarda şu seviyelere ulaşması beklenmektedir:

2030 Yılı: 455,3 TWh
2035 Yılı: 510,5 TWh

🔹 NOT: Veriler ETKB-TEİAŞ'ın resmi sitelerinden alınmıştır.

30.04.2026 tarihi itibariyle Ülkemizin Birincil Kaynaklara göre Kurulu Güç Verileri

 

BİRİNCİL KAYNAKLARA GÖRE SANTRAL ADETLERİ VE KURULU GÜÇ VERİLERİ

BİRİNCİL KAYNAK

SANTRAL ADEDİ

KURULU GÜÇ (MW)

AKARSU

628

8.438

ASFALTİT KÖMÜR

1

405

ATIK ISI

35

260

BARAJLI

148

23.869

BİYOKÜTLE

366

2,120

DOĞALGAZ

351

24,748

FUEL OİL

8

254

GÜNEŞ

40.119

26.705

İTHAL KÖMÜR

16

10,462

JEOTERMAL

68

1.798

LİNYİT

47

10,229

LNG

1

2

MOTORİN

1

1

NAFTA

1

5

RÜZGAR

408

15.091

TAŞKÖMÜR

4

916

TOPLAM

42.202

125.303


* TEİAŞ KURULU GÜÇ RAPORU - 30.04.2026