2 Ekim 2008 Perşembe

Nükleer Santral İstemiyoruz Çünkü;

1) Her nükleer santral nükleer atık üretir. Nükleer atıkların ne yapılacağı konusunda bugün dünyada hiçbir geçerli çözüm önerisi bulunmamaktadır. Bu atıklar ya gömülmekte, ya denize atılmakta, sonuç olarak büyük ve çözümsüz bir ekolojik problem ortaya çıkmaktadır.

2) Nükleer santraller tehlikelidir. Dünyanın bu bölgesinde yaşayan tüm toplumlar gibi Türkiye toplumunun da hafızasında Çernobil faciasının anıları ve bu facianın ardından yaşanan acılar çok tazedir. Bu acılar ve nükleer korkusu yersiz değildir. Bir nükleer santralde sızıntı oluşması demek, çok geniş bir bölgedeki tüm canlıların radyoaktif serpintiye maruz kalması, insanların ölmesi, ölümcül hastalıklara yakalanmaları, ekosistemlerin yok olması demektir.

3) Nükleer santraller ekonomik olarak makul yatırımlar değildir. Bir nükleer santralin kurulumu 5 milyar dolara yakın bir yatırım gerektirmekte, inşaatın uzadığı bazı durumlarda maliyetin onmilyarlarca dolara fırladığı da görülebilmektedir.

4) Türkiye’nin enerji ihtiyacını karşılamak için rüzgar ve güneş enerjisinden yararlanmak ekonomik ve ekolojik açıdan kesinlikle dikkate alınması gereken alternatiflerdir. Bu teknolojilerin halihazırda yeterince kullanılmıyor olmaları, yeni bir enerji politikası üzerine düşünmemek için bir mazeret olamaz. Türkiye, hem rüzgar ve hem de güneş enerjisi üretmek için oldukça elverişli bir coğrafi konumdadır.

5) Enerji verimliliği ve tasarrufu nükleer enerjinin en önemli alternatifidir.

Siyasal irade, aydınların, sanatçıların, bilim insanlarının ve halkın vicdanını, sezgilerini ve görüşlerini dikkate almadığında zalim olur. Yukarıdakilerden sadece biri bile nükleer santral inşaatından vazgeçmeyi gerektirir. Nükleer santrallerden vazgeçen, yeni santral yapmayan ülkelerde hala çalışan nükleer santraller olması, bizim bu hataya ortak olmamızı gerektirmez. İnanıyoruz ki, yukarıda saydığımız gerekçeler, bilimsel olarak çürütülebilecek gerekçeler değildir.

Bunları biliyor musunuz?


Küresel ısınma nedeniyle 2080'e kadar 200 - 600 milyon insanın açlık çekebilir, 1,1 - 3,2 milyar insanın da susuzluktan etkilenebilir.

Yurdumuzda doğal olarak bulunan 9000 bitki türünden 3000'i sadece Türkiye'de yaşıyor.

Ülkemizde yaşayan hayvan türü sayısı tüm Avrupa kıtasında yaşayan hayvan türlerinin 1.5 katı.

Ülkemizde doğal olarak yaklaşık 120 memeli, 450 kuş, 13 sürüngen, 350 balık türünün yaşamakta ve 15 memeli,

Dünyanın büyük kuş göç yollarından ikisi Anadolu’dan geçiyor.

Ülkemizdeki toprakların üçte ikisinin su veya rüzgar erozyonu etkisi altında.

Her yıl 1 cm. kalınlığında ve Kıbrıs Adası büyüklüğünde toprağımızın erozyonla yok oluyor.

Bir ton kullanılmış beyaz kağıt, geri kazanıldığında 16 adet çam ağacının,

Geri dönen her bir ton cam için yaklaşık 100 litre petrol tasarruf edilmiş olur.

Türkiye'de yaklaşık yılda 1 milyon ton kağıtla gereksiz yazışma yapılıyor.

Otomobilinizi hortumla yıkadığınızda yaklaşık 550 litre su harcamış olursunuz.

Bir cam şişe doğada 4000 yıl, plastik 1000 yıl, sakız 5 yıl, bira kutusu 10-100 yıl, sigara filtresi 2 yıl süreyle yok olmaz.

Büyük bir kayın ağacı, 72 kişinin 1 günlük oksijen ihtiyacını karşılar.

Dünyadaki mevcut suların ancak % 1'i kullanılabilir.

Dünya yüzeyinin % 6’sı çölleşmiş, % 29'u çölleşmek üzere.

Evsel katı atıkların % 68 ’ini organik atıklar, geri kalanını kâğıt, karton, tekstil, plastik,

Türkiye'de günde yaklaşık 65 bin ton çöp üretiliyor.

Katı atık yönetiminin üç temel ilkesi: Az atık üretilmesi, atıkların geri kazanılması ve

Uygun şekilde depolanmamış çöpler yeraltı ve yüzeysel su kirliliğine, haşerelerin üremesine,

Türkiye'de bulunan 3215 belediyeden sadece 11 ’inde düzenli depolama yapılıyor.

Atıkların özelliklerinden yararlanılarak içindeki bileşenlerin fiziksel, kimyasal veya

Türkiye’de çöp miktarının yaklaşık % 15-20 ’sini geri kazanılabilir nitelikli atıklar oluşturuyor.

Plastik ambalaj atıkları yıkanıp granül haline dönüştürülerek ikincil ürün üretiminde ham madde olarak kullanılıyor.

1 santimetreküp kömürün içindeki boşlukların yüzey alanı toplamı 120-180 metrekaredir

Bir Tsunami dalgası saatte yaklaşık 800 km hızla ilerleyebilir.

En hızlı yüzen balık orkinos balığıdır. Yetişkin bir orkinos saatte yaklaşık 90 km hızla yüzebilir.

Kloroflüorokarbonlar (CFC) 1974 yılından itibaren dünyada yasaklanmaya başladı.

Hamamböcekleri yaklaşık olarak 250 milyon yıldır yaşadıkları halde hiçbir değişime uğramamışlardır.

Arap Körfezi’nde yer alan deniz suyunu içme suyuna çeviren dev tesisler günde yaklaşık

Bugün dünyada yaşayan aşağı yukarı 1 milyon böcek türü vardır. Her yıl aşağı yukarı 8000 yeni tür keşfedilmektedir.

Kangurular geri geri yürüyemezler.

Denizlerdeki tüm sular güneşimizin yaşlanmasından kaynaklanacak aşırı sıcaklıklar nedeniyle yaklaşık 1 milyar yıl sonra

Dünyadaki en büyük balık sıcak sularda yaşayan ve planktonlarla beslenen balina köpekbalığıdır.

En küçük kuş yumurtası mine çiçeği sinekkuşuna aittir. 10 mm'den daha kısadır ve 0,37 gram ağırlığındadır.

Dünyada en derine dalan kuş türü imparator penguenleridir. Bu kuşlar yiyecek aradıkları sırada tam 255 metre derine dalarlar.

Antarktika’ya ait olmayan birtakım canlı türleri kıtaya yerleşerek ekosistemi tehdit ediyor.

Kloroflüorokarbonlar (CFC) atmosfer bütününün yalnızca milyarda birlik bölümünü oluştururlar.

Kutup ayıları daha az enerji harcamak için (vücut ısılarını korumak için) arka ayaklarını ön ayaklarının izine basarlar.

Dünyadaki mercan kayalıklarının %60’ından fazlası kirlilik, tortulaşma ve küresel ısınmadan kaynaklanan deniz suyu sıcaklığı artışının yol açtığı ağarlaşma etkisi nedeniyle tehdit altındadır.

Dünyadaki ilk bitkiler olan algler 3,5 milyon yıl önce oluştular. Diğer bitkiler gibi algler besin üretirken oksijen açığa çıkartır.

Bir fil hortumunda 50 bin kas vardır ve hortumuyla hem bir ağaç kütüğünü kaldırabilir hem de, yere düşmüş bir bezelye tanesini alabilir.

Sahil bölgeleri kalabalıklaştıkça sahildeki suyun kalitesi düşecek sahildeki vahşi yaşam yok olacak ve sahiller yok olacak.

Alaska ayıları dünyadaki etobur canlıların en ağırlarındandır ve yaklaşık 770 kilo ağırlığındadır.

Yarasalar zifiri karanlıkta 0.6 mm. çapındaki bir teli bile tespit edebilir.

Köstebekler bir saatte 45 m. uzunluğunda tünel kazabilir.

Dünyadaki volkanik olayların %90’ı denizlerde gerçekleşmektedir.

Denizlerdeki tüm sular güneşimizin yaşlanmasından kaynaklanacak aşırı sıcaklıklar nedeniyle yaklaşık 1 milyar yıl sonra buharlaşacak.

En yüksek gelgitler Kanada’daki Fundy Körfezi’nde gerçekleşmektedir. Sene boyunca değişik zamanlarda med ve cezir arasındaki fark 16 metreyi bulmaktadır.

Herkes rüzgarın hareket eden hava olduğunu bilir, peki havayı hareket ettiren nedir?

Hamsterler kış uykusuna yatan hayvanlar arasında en düşük vücut ısısına sahip olanlardır. Vücut ısısı 3.5 derece olacak kadar düşer.

Bazı balıklar oldukça uzun yaşarlar. Örneğin, Kanada’nın Pasifik kıyısında yaşayan “Rougheye Rockfish” isimli balık türünün yaklaşık 150 yıl hayatta kaldığı tahmin edilmektedir.

Hava kirliliği denizlerdeki zehirli maddelerin içte birini oluşturmaktadır. Denizlerdeki zehirli maddelerin %44’ü nehir ve akarsulardan kaynaklanmaktadır.

Yetişkin bir ayı, bir at kadar hızlı koşabilir.

Bir yıl içinde denizlerden avlanan balıkların ağırlığının üç katı kadar atık denizlere atılmaktadır. - 1 litre motor yağı 530.000 litre içme suyunu kirletebilmektedir.

Dünyada en derine dalan kuş türü imparator penguenleridir. Bu kuşlar yiyecek aradıkları sırada tam 255 metre derine dalarlar. yani bu kuşlar yaklaşık 18 dk nefessiz kalıyorlar!!

Bir insanın kalbi dakikada 60-80 defa çarparken, sinek kuşunun dakikada 615 defa çarpar.

Yaşayan en küçük memeli, ağırlığı yaklaşık 3 gram olan "Etrüks faresi"dir.

Büyüklükleri karıncalar kadar olan termitler, toprak üzerinde yüksekliği 8 metreyi bulan yuvalar yapabilirler.

Penguenler, enerji tasarrufu yapmak için sarkaç hareketiyle yürürler.

İnsanoğlunun bildiği okyanus canlı türlerinin sayısı 275.000 kadardır.

Okyanusların ortalama derinliği 3795 metredir. (Karaların ortalama yüksekliği 840 metredir).

Dişi morina balığı yılda yaklaşık 4.000.000 yumurta yumurtlayabilir.

Çöl akrebinin ayaklarında, kuma konan bir kelebeğin yerde oluşturduğu titreşimleri bile hissedebilen algılayıcılar vardır.

Erkek penguenler yavruları için kuluçkaya yattığı 4 ay boyunca hiçbir şey yemezler.

Sulak alanlar biyolojik çeşitlilik açısından dünyanın en verimli bölgeleri. Türkiye'de uluslararası öneme sahip 56 adet sulak alan bulunuyor.

Yalnız İstanbul’da yılda 450.000 ton kağıt tüketiliyor. Kişi başına düşen günlük ortalama ağaç tüketimi ise 1,5kg.

Tüm dünyada her gün 400.000 hektarlık orman alanı yok oluyor. Türkiye’de her yıl 20,000 hektarın üzerinde orman alanı yok oluyor.

Türkiye’de son 40 yıl içinde 1.300.000 hektar sulakalan kurutuldu ve tahrip edildi, bu alan Van Gölü’nün 3 katından daha fazladır.

Bir biliminsanının belirttiği gibi: “Umut etmek için sebebimiz var! Biz, insanların bu olaya bakışlarını değiştirebiliriz.


Maide Suresi

Maide Suresi Kur'an-ı Kerim'in beşinci suresi.

Medine’de nazil olmuş olup 120 ayettir. Hicri 6. yılda Muhammed’in Mekkeliler'le yaptığı Hudeybiye Anlaşması'ndan sonra nazil olmaya başlamıştır. İhtiva ettiği birçok konudan biri olan ve “yemek sofrası” manasına gelen Maide, sureye isim olmuştur.

Bu sure sözleşmelere uymayı emrederek başlar. Sonra haccın eda edilmesi, bazı yiyecekler, bazı içtimai ilişkiler, dürüstlük gibi insanlığı yücelten faziletler, Yahudi ve Hıristiyanların ahitlerini ve dinlerini bozdukları, bununla beraber bazı mütevazı papazların müslümanlara sempati duymasının yanısıra Yahudiler'in taassubunu, münafıkların davranışlarını müteakip, tekrar hac ibadetinin edasıyla ilgili bazı hükümleri bildirir. Toplam olarak sure, on sekiz farz ihtiva etmektedir. Ahitlerini yerine getireceklerin kıyamet günü alacakları ödül bildirilerek surenin başlangıcı ile sonu uyum içinde bitirilir.

Tarihi değiştiren buluş

Marmaray kazıları ortaya çıkardı:
İstanbul’un ilk köyü, cilalı taş devrinde kurulmuş!

Marmaray projesi için yapılan kazılarda tarihi değiştirecek bir keşfe imza atıldı. Yenikapı’daki çalışmalarda 8.500 yıl öncesine ait 4 iskelet ile ahşap ve seramik eşyalar bulundu.

Kazı Başkanı Dr. İsmail Karamut çok heyecanlı... “Bu keşif, İstanbul’un ilk yaşam biriminin 2.700 yıl önce değil, cilalı taş devrinde kurulduğunu gösterir” diyor
Vatan Gazetesi'nin haberine göre; Yenikapı’da 4 yıldır devam eden Marmaray ve Metro istasyonları kazılarında İstanbul’un tarihini sil baştan yazdıracak yepyeni bulgulara rastlandı.

Tarih ve arkeoloji çevrelerinde büyük heyecan yaratan bulgulara göre İstanbul’un tarihi bilinenin aksine 2.700 değil 8.500 yıl öncesine dayanıyor. Marmaray kapsamında Yenikapı’da yapılan arkeolojik kazılarda bugüne kadar Theodosius Limanı gün yüzüne çıkarılmış 33 gemi, İstanbul’un Bizans Dönemi’nde yapılan en eski suru, Bizans Kilisesi ve binlerce buluntu ortaya çıkarılmıştı. Ancak son yapılan kazılarda hiç hesapta olmayan ve beklenmeyen tarihi bulgulara rastlandı. Theodosius Limanı’nın altındaki katmanda M.Ö. 6.500’lü yıllara ait olduğu tahmin edilen 4 insan iskeleti ile ahşap savunma silahları, ahşap eşyalar ve kano kürekleri bulundu.

İstanbul’un ilk çiftçileri

İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürü ve Marmaray Kazı Başkanı Dr. İsmail Karamut Yenikapı’daki kazı çalışmalarında 4 yıl içinde 58 bin metrekarelik alanın kazıldığını söyledi: “4 yıl içinde çok önemli tarihi bulgulara, eserlere ulaştık. 33 gemi çıkartıldı. Ancak 2 ay önce hiç birimizin tahmin etmediği bulgularla karşılaştık. Deniz seviyesinin 6 metre aşağısında, Theodosius Limanı katmanı altında 4 insan iskeleti bulundu. Bu iskeletler M.Ö. 6000-6500 yıllarına ait. Bu müthiş bir keşif. Çünkü İstanbul’un tarihinin sil baştan yazılmasını gerektirecek bir durumla karşı karşıyayız! İstanbul’un çevrelerinde neolotik döneme ait bulgulara rastlanılmıştı ancak tarihi yarımada da ilk kez böyle bulguları çıkardık. Kazılarda ahşap eşyalar, savunma silahları da bulduk. Kazı yaptığımız bölge,

Likhos deresinin Marmara Denizi’yle buluştuğu nokta. Belli ki bundan 8-8.500 yıl önce o bölgede bir köy vardı ve o köylüler hayvancılık ve tarımla uğraşıyordu.”

Çatalhöyük’le aynı

Marmaray kazılarıyla birlikte bulunan heyecan verici köy, İstanbul’un ilk yaşam merkezi miydi? Dr. Karamut, “Evet, olabilir” diyor. Peki Marmaray kazılarındaki son buluntuların Neolotik çağa, yani cilalı taş devrine ait olduğundan nasıl emin oldular? İşte Dr. Karamut’un kanıtları: “İnsanların avcılık ve toplayıcılıktan yerleşik hayata ve tarım toplumuna geçtiği dönemde yani Neolitik Çağ’da kullandığı malzemeleri biliyoruz. Yenikapı’da bulunan malzemeler, özellikle de seramik parçaları, buluntuların Neolitik Çağ’a ait olduğunu gösteriyor.

Zaten, Anadolu’daki bu çağa ait olan buluntularla da Marmaray kazılarından çıkan bulguları kıyasladık. Kazı ekibimizde bulunan Neolitik Çağ uzmanı Prof. Dr. Mehmet Özdoğan, Yenikapı’da bulunan seramik parçalarıyla, Çatalhöyük’teki neolitik çağda bulunan seramik parçaları arasında büyük benzerlikler olduğunu tespit etti.”

NEOLİTİK ÇAĞ NEDİR?

Neolitik Çağ (M.Ö 8.000-5.500) ya da diğer adıyla Cilalı Taş Devri’nde önceki devirlere göre daha sert ve daha düzgün taş aletler yapıldı. Topraktan veya kilden yapılan kaplar ateşte pişirildi, bunun sonucunda seramik sanatı başladı. Bu devirdeki insanlar bilgi ve teknikte önceki dönemlere göre oldukça ileri bir düzeye çıktı. İnsanların avcılık ve göçebeliği bırakıp yerleşik düzene geçmesi de bu dönemde başladı. Birbirine yakın aileler topluca bir yerde oturarak köyleri meydana getirdi. Böylece tarihteki ilk köyler kuruldu.

Ayrıca insanlar tahıl üretimine de başlayıp, hayvanlar evcilleştirilip, insanlar tüketicilikten üretici duruma geçti. İlk defa ticaret de başladı. Neolitik Devrim, ilk olarak Orta Doğu, Önasya , Uzakdoğu gibi geniş ve düzenli akarsuların yaygın olduğu bölgelerde ortaya çıktı.

Vatan


1 Ekim 2008 Çarşamba

3 hikaye 3 Ders...

DERS ALMAK

ÜÇ HİKÂYE- ÜÇ DERS- BİR SÖZ

1.Hikâye

Kavak Ağacı ile Kabak

Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş. Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış. Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacı ile aynı boya gelmiş. Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa:
-Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?
-On yılda, demiş kavak.
-On yılda mı? Diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak.
-Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak!
-Doğru, demiş kavak.
Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgârları başladığında kabak üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış. Sormuş endişeyle kavağa:
-Neler oluyor bana ağaç?
-Ölüyorsun, demiş kavak.
-Niçin?
-Benim on yılda geldiğim yere, iki ayda gelmeye çalıştığın için.
1.Ders: Çalışmadan emek harcamadan gelinen nokta başarı sayılmaz. Kolay kazanılan, kolay kaybedilir. Her işte alın teri ve emek şarttır.

2. Hikâye

En iyi Buğday

Her yıl yapılan 'en iyi buğday' yarışmasını yine aynı çiftçi kazanmıştı. Çiftçiye bu işin sırrı soruldu. Çiftçi:
-Benim sırrımın cevabı, kendi buğday tohumlarımı komşularımla paylaşmakta yatıyor, dedi.
-Elinizdeki kaliteli tohumları rakiplerinizle mi paylaşıyorsunuz? Ama neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuyorsunuz? diye sorulduğunda,
-Neden olmasın, dedi çiftçi.
-Bilmediğiniz bir şey var; rüzgâr olgunlaşmakta olan buğdaydan poleni alır ve tarladan tarlaya taşır.
Bu nedenle, komşularımın kötü buğday yetiştirmesi demek, benim ürünümün kalitesinin de düşük olması demektir.
Eğer en iyi buğdayı yetiştirmek istiyorsam, komşularımın da iyi buğdaylar yetiştirmesine yardımcı olmam gerekiyor.
2. Ders: Sevgi ve paylaşmak en yakınınızdan başlar. Sonra yayılarak devam eder. Kin, cimrilik, nefret kimsenin hoşlanacağı davranışlar değildir.

3. Hikâye

Geleceğini biliyordum…

Savaşın en kanlı günlerinden biriydi. Asker, en iyi arkadaşının az ilerde kanlar içinde yere düştüğünü gördü.
İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altındaydılar.
Tam siperden dışarı doğru bir hamle yapacağı sırada, başka bir arkadaşı onu omzundan tutarak tekrar içeri çekti,
-Delirdin mi sen? Gitmeye değer mi? Baksana delik deşik olmuş. Büyük bir ihtimalle ölmüştür.
Artık onun için yapabileceğin bir şey yok. Boşuna kendi hayatını tehlikeye atma.
Fakat asker onu dinlemedi ve kendisini siperden dışarıya attı. İnanılması güç bir mucize gerçekleşti, asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı.
Onu sırtına aldı ve koşa koşa geri döndü. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Fakat cesur asker yaralı arkadaşını kurtaramamıştı. Siperdeki diğer arkadaşı;
-Sana değmez demiştim. Hayatını boşu boşuna tehlikeye attın.
-Değdi, dedi, gözleri dolarak, -değdi…
-Nasıl değdi? Bu adam ölmüş görmüyor musun?
-Yine de değdi. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı. Onun son sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim içim.
Ve hıçkırarak arkadaşının son sözlerini tekrarladı:
-Geleceğini biliyordum… Geleceğini biliyordum…
3. Ders: Güven vermek önemlidir. Güven duymak önemlidir. Duyulan güveni boşa çıkarmamak daha da önemlidir.
'Her sabah Afrika'da bir ceylan uyanır. En hızlı aslandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa öldürülecektir.
Her sabah Afrika'da bir aslan uyanır. En hızlı ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa aç kalacaktır.
Aslan veya ceylan olmanız fark etmez. Güneş doğduğunda koşmaya başlasanız iyi olur. Afrika Atasözü
Çok çalışmak, emek harcamak, güven vermek, sevmek ve paylaşmak hayatın anlamlı olmasını sağlar.
Her sabah uyandığımızda bir de böyle bakalım dünyaya. Unutmayın hayat uzun bir öyküye benzer.
Ancak öykünün uzun olması değil, iyi olması önemlidir.







Sırlar

Hayatın sırları ile ölümün sırları ayrı ayrı iki sandıkta
sonsuza kadar saklı durmaktadır.
Her birinin içinde ötekini açacak anahtar saklı
durmaktadır.

El Mâûn suresine uymayanların vay haline!..

El Mâûn suresi ne diyor?

Kur’an’ın önemli surelerinden biri olan ve yedi ayetten oluşan bu sure özetle; ‘Yetimin hakkını korumayan ve yiyen, insanları itip kakıp eza ceza edenlerle, Muslüman sanılsın diye gösteriş için namaz kılıp, İslam’ın özelliklerine uymayanların sonu haraptır. Bunlar azap çekeceklerini ve cehennemde yanacaklarını bilmezler mi?’ diye soruyor.

Şimdi yukarıda bahsettiğimiz şirketler ve dernek için para toplayanlar ve belirtildiği şekli ile, o paraları gerçekten başka yerlere başka amaçlarla harcayıp, en iyi Müslüman geçinenler, kendilerini bu sure ve içindeki ayetlerle bir karşılaştırsınlar bakalım sonlarını nasıl görüyorlar.

Haa, “Biz oraya yani mahşere, fenerimizle beraber denizimizi de götürür cehennemin ateşini söndürürüz” der, ya da böyle düşünürlerse diyecek bir şeyimiz yoktur.

Yine aynı şekilde, “Biz kul hakkı, yetim hakkı yemeyiz ve yedirmeyiz. Yiyenlerden de hesap sorarız” diyerek insanları hor gören, hakaret eden yöneticilerimiz de durumlarını gözden geçirip bu sure ve içerdeki ayetleri inceleyip, kendileri ile mukayese edip davranışlarını ona göre ayarlarlarsa, hem kendileri için hem de halkımız için iyi bir davranış olur kanaatindeyim.

Bu sure ayrıca İslam’da tek paralı ibadet olan fitre ve zekâtını vermeyip, hatta, “Yahu şu kadar tutuyor ama, ben şu kadar versem ne olur ki?” diyenlere de azap olacağını da haber veriyor. Bu durumda olanlara da mahşerde, bizleri yaratanın karşısına çıkacaklarını bir kere daha düşünmeleri tavsiye olunur...

Mustafa DOLU

30.09.2008

Akşam Gazetesi