1 Mart 2009 Pazar

Adem'le Havva elmayı Şanlıurfa'da mı yedi?


Alman arkeolog Klaus Schmidt'e göre kutsal kitaplarda adı geçen “Cennet Bahçesi” Şanlıurfa'da...

Schmidt “14 bin yıllık Göbekli Tepe, aslında Adem'le Havva'nın yaşadığı ‘Garden of Eden' olarak anılan kutsal mekan” diyor.

Şanlıurfa'da arkeologları şoke edecek düzeyde önemli kalıntıların bulunduğu Göbekli Tepe hakkında çok sansasyonel bir iddia ortaya atıldı. Hayatını buradaki kazılara adayan Alman arkeolog Klaus Schmidt, Piramitler'den 7 bin 500 yıl önce inşa edildiği tespit edilen bu mekanın Kutsal Kitaplar'da adı Garden of Eden ya da “Cennet Bahçesi” olarak geçen ve Adem ile Havva'nın yasak elma ağacının meyvesinden yiyerek kovuldukları yer olduğunu ileri sürdü.

1994'te sürüsünü otlatan bir çoban, Şanlıurfa'nın 15 km kuzey doğusundaki Göbekli Tepe'-de dikdörtgen şeklinde üzerinde oymalar olan taşlar buldu, yetkililere götürdü. İstanbul'daki Alman Arkeoloji Enstitüsü görevlisi Klaus Schmidt, bölgeye giderek incelemelere başladı. Kazılarda şimdiye dek çıkarılan 45 adet T şeklindeki taş anıtın üzerinde yabani domuz, ördek, yılan, aslan, balık ve avcılık yapan insan figürleri var. Daha yüzlerce taş anıtın çıkarılmayı beklediği bölgenin tapınak olarak kullanıldığını tahmin ediliyor.

ESKİ METİNLER DOĞRULUYOR

Uzmanlara göre Göbekli Tepe tam 14 bin yaşında, yani piramitlerden 7 bin 500 yıl daha eski. Schmidt'e göre artık çorak olan Göbekli Tepe, bir zamanlar çok bereketli bir bölgeydi. Ancak insanlık, çevrenin bozulmasına yol açarak bu “cennet”in yok olmasına sebep oldu. Göbekli Tepe'de bulunan taşlar, M.Ö. 8000'de programlı bir şekilde toprağa gömüldü. Bunun sonucu, çobanın üzerinde dolaştığı yapay tepeler oluştu. Bilim adamlarına göre Göbekli Tepe'nin Adem ve Havva'nın yaşadığı Cennet Bahçesi olduğuna ilişkin kanıtlar şöyle:

- İncil'in “yaradılış” bölümünde cennet bahçesinin Asur'un batısında olduğu yazıyor. Göbekli Tepe de burada.

- Cennet Bahçesinin 4 nehirle çevrelendiği, bunlardan ikisinin de Fırat ile Dicle olduğu biliniyor.

- Asur tabletlerinde Beth Eden adlı bir medeniyetten bahsediliyor. Yeri Göbekli Tepe'nin bulunduğu yer tarif ediliyor.

- Tevrat'ta da bahçenin Suriye'nin kuzeyinde olduğu belirtiliyor.

- “Eden” kelimesi Sümerce “ova” anlamına geliyor. Göbekli de Harran Ovası'nın hemen içinde yer alıyor.

UZMANLAR HEYECANLI

İngiliz Daily Mail gazetesinin konuştuğu bilim adamları, “Medeniyetten ve her şeyden önce Göbekli Tepe vardı” ifadesini kullandı. İşte bölgeyi inceleyen uzmanların tepkileri:

- Stanford Üniversitesi'nden Ian Hodder: Göbekli Tepe tarihle ilgili bildiğimiz her şeyin değişmesine sebep olacak.

- Witwatersrand Üniversitesi'nden David Lewis Williams: Göbekli Tepe tarihin gelmiş geçmiş en büyük arkeolojik keşfi.

- Reading Üniversitesi'nden Steve Mithen: Burası insan aklının anlamakta zorlanacağı kadar olağanüstü.

- Alman arkeolog Klaus Schmidt: Tüm kanıtlar gösteriyor ki burası insanlığın doğduğu yer. Göbekli Tepe, Adem'le Havva'nın yaşadığı Cennet Bahçesi'ndeki bir tapınaktı.

50 yılda tarihe karışacaklar açıklandı


İngiliz fütürolog önümüzdeki 50 yıl içinde tarihe karışacak kişi, ülke ve eşyaları sıraladı.

İngiliz fütürolog Richard Watson tarafından kaleme alınan “Future Files: A History of the Next 50 Years” (Gelecek Dosyaları: Gelecek 50 Yılın Tarihi) isimli kitap, 50 yıl içinde hayatımızdan tamamen çıkacak olan kişi, ülke ve eşyaları tahmin ediyor. İşte gelecek 50 yıl içinde soyu tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olanlar:

2009: Eşya onarımı

2012: Tüplü TV’ler

2013: Faks cihazları

2014: Kaybolmak

2016: Emeklilik

2017: Blackberry (cep telefonu), mendil

2018: Rusya demokrasisi, DVD, sekreterlik

2019: Postane, kütüphane, kasap, bedava otopark, Birinci Dünya Savaşı gazileri, 0 beden

2020: Telif hakkı, Tayvan

2022: Bloglar, Maldivler

2024: Paris Hilton, haftasonu tatilleri

2025: AM radyo, bedava otoyollar

2026: K. Kore lideri Kim Jong Il, kırışıklıklar

2027: FM radyo, öğle yemeği, mahremiyet

2028: Sendikalar

2030: Anahtarlar, realite şovlar

2033: Madeni paralar

2035: Petrol, Aral Denizi, Bangladeş, Microsoft, orta sınıf, spam mailler

2036: Petrolle çalışan araçlar, bağımlılık

2037: Buzullar

2038: AB, Rus lider Putin

2039: Sağırlık, karbon emisyonu, ulusal para birimleri, banknotlar, cüzdanlar, gece uykusu

2040: Kravat

2045: Oturma odası

2049: Gazeteler,

Google, körlük

2050: İkinci Dünya Savaşı gazileri

2050 sonrası: Ağrı, çirkinlik, estetik ameliyat, ulus devletler, ölüm.

TEPAV’DAN ÇARPICI ARAŞTIRMA


TEPAV’DAN ÇARPICI ARAŞTIRMA: HALKIN UMUT VE GÜVENİ AZALIYOR, İKİTADARA GÜVEN DÜŞÜYOR!

Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı desteğiyle yılda bir kez yapılan araştırmaya göre halkın gündemindeki ilk üç sorun işsizlik, ekonomik kriz ve pahalılık. Ekonomik ve siyasi karamsarlık iyice artarken iktidara güven geriliyor. İşte çarpıcı sonuçlar…

MURAT YETKİN/RADİKAL

Dört yılda bir yapılan ‘Toplumun Kamu Yönetimine ve Kamu Hizmetlerine Bakışı’ araştırmasının 2008 sonuçları dün açıklandı. Araştırma, ülke gündeminin neredeyse tamamen işsizlik, ekonomik kriz ve hayat pahalılığı ile kapladığı, karamsarlığın hâkim olduğu ve hükümete duyulan güvenin bir önceki araştırmanın yapıldığı 2004 yılına göre azaldığını gösteriyor.
Boğaziçi Üniversitesi’nden Fikret Adaman, Sabancı Üniversitesi’nden Ali Çarkoğlu ve İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Burhan Şenatalar tarafından, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) bünyesindeki Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı desteğiyle yürütülen çalışma sonuçları dün TEPAV’da açıklandı.
8 Kasım - 23 Aralık 2008 tarihlerinde 25 ilde kent nüfusunu temsil eden 2040 kişi üzerinde Frekans Araştırma şirketi tarafından Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre rastsal yöntemle yürütülen görüşmelerin sonucu, 2008 sonu itibarıyla Türk halkının ekonomik krizin ana neden olduğu bir karamsarlık içinde olduğunu gösteriyor.
Benzerleri ağır bir ekonomik krizin hâkim olduğu ve kırılgan bir koalisyonun işbaşında bulunduğu 2000 yılı ve AK Parti iktidarının güçlenen bir ekonomiyle yerel seçimlerden oyunu artırarak çıktığı 2004 yılında yapılan araştırmanın çarpıcı sonuçlarından bazıları şöyle:

En önemli sorunlar
Araştırmaya katılanlardan, seçenek vermeden ‘Ülkedeki en öncelikli iki sorunu’ söylemeleri istenmiş. Burada seçenek verilmemesi, yanıtların yönlendirilmemesi açısından önem taşıyor. Sonuçlar sırasıyla şöyle:
1- İşsizliği en önemli sorun görenlerin 2004’de yüzde 37 olan oranı, 2008’de yüzde 39’a çıkmış.
2- Ekonomik istikrarsızlık/kriz yanıtı 2004’de yüzde 10 ile dördüncü sırada yer alırken, 2008’de yüzde 20 ile ikinci sıraya yerleşmiş.
3- Enflasyon/hayat pahalılığı, 2004’de yüzde 21 ile ikinci sıradayken, 2008’de yüzde 20 oranıyla, ekonomik kriz ile birlikte üçüncü sırada.
Bu üç sorunun en yakın takipçisi açık arayla (yüzde 9’dan yüzde 5’e düşen) eğitim sorunları ve (yanıtlarda yüzde 10’dan yüzde 3’e düşen) rüşvet ve yolsuzluk. (1. Tablo)?

Gelecekten umut
Bu tabloya bağlı olarak ailesinin ekonomik durumunun önümüzdeki bir yıl içinde daha iyi olacağına inananların oranı yüzde 24. Türkiye’nin siyasi durumunu önümüzdeki yıl daha parlak olacağına inananların oranı ise yüzde 31. Hükümet politikalarının ülkenin siyasal durumuna olumlu etkisi olacağına inananlar ise yüzde 36. (2. Tablo)?

En güvenilen kurumlar
Kamu Yönetimi araştırmasında en güvenilir çıkan kurum yine Türk Silahlı Kuvvetleri. Araştırmaya katılanların 1’den 10’a kadar not vermelerin istendiği soruşturmada, askere 10 üzerinden 8.3 not verilmiş. TSK’nın 2004’de aldığı not 8.2, 2000’de ise 7.7 olduğu göz önünde tutulduğunda, son yıllara TSK üzeride yürütülen pek çok tartışmaya karşın, halkın gözündeki itibarının zedelenmediği ortaya çıkıyor.
Güven sıralamasında ilk sırada ilk ve orta öğretim kurumları, bir anlamda Milli Eğitim Bakanlığı bulunuyor. İlk ve orta öğretimin 2004’teki 6.8 notuna göre 2008’deki 6.5 hafif bir gerilemeyi gösterse de, 2000 yılındaki 5.4’e göre güven artırmış olduğu görülüyor.
Emniyet teşkilatı sürekli güven kazanan kurumlardan. Polise 2000 yılındaki araştırmada 10 üzerinden 5 oralar verilen ve 2004’te 6.1’e yükselen güven notu, 2008 araştırmasında 6.4’e çıkmış görünüyor.
Mahkemeler ve hukuk sistemi 2002’de polis gibi 10 üzerinden 5 olan notu, 2004’te 6.4’e yükselerek ikinci sıraya yerleşmiş. Ancak 2008 araştırmasında 6.2’ye gerileyerek yine de dördüncü sırada halkın güvenini kazanmış görüyor. (3. Tablo)

Güven kaybedenler
En büyük güven kaybı ‘Merkezi yönetim/hükümet’ alanında görünüyor. Ekonomik kriz ve kırılgan bir koalisyonun mevcudiyetinde, 2000 yılında yapılan araştırmada hükümete verilen güven notu 10 üzerinden 3.9 olmuş, bir anlamda hükümet sınıfta kalmıştı. AK Parti iktidarın güçlenmekte ve ekonominin yükselmekte olduğu 2004 yılın hükümete güven notunun 6.2’ye yükseldiği görülüştü. 2008 araştırmasında ise hükümete verilen güven notu 10 üzerinden 4.9 olarak belirlendi.
Araştırmada ortaya çıkan önemli bir nokta da, hükümete gösterilen güvendeki azalmanın, TBMM ve belediyelerde de o kadar görülmemesi. 2000 yılında ancak 3.2 not alan ve yoğun reform çalışmaları yapılan 2004 yılında notunu 6.1’e yükselten Meclis, 2008’de bir miktar gerilese de 5.4 ile geçer not çizgisinin üzerinde. Belediyeler de 2004’deki notlarını (5.2) korumuş görünüyorlar (5.1).

Ve diptekiler
Güven listesinin en sonunda politikacılar bulunuyor. 2004’te 3.4 olan güven notu 2008’de 2.9’a inmiş bulunuyor.
Politikacıların bir üstünde 2004’te 3.8 olan notlarını 2008’de 3.2’ye düşüren siyasi partiler var.
Onların hemen üzerinde ise gazete ve televizyonlar, yani medya bulunuyor. 2004’te gazetelerin 4.7, televizyonların 4.8 olan kırık notları, 2008’de (her ikisi de) 3.8’e inmiş.
2004’ten 2008’e medyada yaşanan bu güven kaybı, medyadaki hükümete yakın olmayan kutuplaşmasının başlamasına ve hükümet cephesinden medyaya yapılan çıkışlarla aynı döneme rastlıyor.

Hizmetlerden memnuniyet
Kamu hizmetlerinden memnuniyet sıralamasında da ilk sırayı Silahlı Kuvvetler yüzde 80.3 oranıyla alıyor. TSK hizmetlerinden memnun olmadığını söyleyenlerin oranı ise yüzde 11.
İkinci sırayı yüzde 65.2 memnuniyet oranı ile yine ilk ve orta öğretim kurumları, bir anlamda Milli Eğitim Bakanlığı alıyor. İlk ve orta öğretimden memnun olmadığını beyan eden yüzde 14.7’lik bir kitle var.
Üçüncü sırayı Devlet Hastaneleri alıyor. Memnuiyet oranı yüzde 59, memnuniyetsizlik oranı yüzde 24.1. Devlet hastanelerinden memnuiyet notu 2000 araştırmasında 10 üzerinden 4.2 iken, 2004’te 5.4’e, 2008’de ise 6.0’a yükselerek istikrarlı bir iyileşme izliyor.
Dördüncü sırada ‘Trafik polisi dışındaki polisler’ yüzde 56 memnuniyet oranıyla yer alıyor. Trafik polislerinden memnuniyet oranı ise yüzde 51 ile sekizinci sırada. Memnuniyet oranı en düşük kamu kurumlarının ise gümrükler ve tapu daireleri olduğu ortaya çıkıyor.
Belediye hizmetlerinden memnuniyet oranlarında ise, çöp toplama, sokak aydınlatma, itfaiye park ve oyun alanları ve inşaatların sağlamlık denetimi başlıklarında iyileşmeler olduğu gözleniyor.

Rüşvet ve kayırma
Rüşvet yakınmalarında trafik polisleri, gümrükçüler ve tapu daireleri ilk üç sırada. Ancak trafik polisi ve gümrükten rüşvet algılamasında azalma görülürken, tapu dairelerinde rüşvet algılamasında artış var.
Kayırmacılık konusunda ise belediyeler başı çekiyor. Araştırma, belediyelerde işe girmenin ancak bir ilişki bulmakla mümkün olduğuna inananların oranı yüzde 54. Bu oran devlet sektöründe yüzde 44,özel sektörde yüzde 28 olarak ortaya çıkmış.

Şahin etkeni
TEPAV destekli araştırma, belediye seçimindeki ölçülere ilişkin ilginç bir bulguyu ortaya çıkarıyor. Görüş bildirenlerin yüzde 48’i partisine bakmaksızın belediye başkan adayının özelliklerine bakarak oy kullanacağını beyan etmiş.
Katılanların yüzde 44’ü iktidarda olsun olmasın siyasi görüşünü temsil eden partinin adayına oy vereceğini söylemiş.
Yüzde 12’si ise kendi siyasi görüşüne yakın olmasa bile, mevcut hükümetin partisinden olanlara oyunu vereceğini beyan etmiş.
Bu durum Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin tarafından dile getirilen ‘hükümetle diyalogu olan başkanı seçme’ telkininin toplumda belli bir karşılığı olduğunu gösteriyor. Muhalefet tarafından ‘seçmeni tehdide tenezzül’ olarak suçlanan bu yaklaşıma gösterilen yüzde 12 rağbet bazı noktalarda seçimin sonucunu belirleyebilecek öneme sahip olabilir. (4. Tablo)

Kömür yardımı
Araştırmada sosyal yardımların kömür, erzak, eşya vs. şeklinde sürmesi mi, yoksa asgari hane halkı geliri üzerinden hesaplanarak nakdi yardım içeren yeni uygulamaya mı geçilmesinin iyi olacağı sorulmuş. Görüşülenlerden yüzde 62’si yeni uygulamaya geçilmesi, yüzde 38’i mevcut uygulamanın sürmesi yönünde görüş bildirmiş. (5. Tablo)

Ve Anayasa değişikliği
Kamu Yönetimi araştırmasının belki de en çarpıcı sonuçlarından birisi yeni Anayasa çalışmaları üzerine ortaya çıkmış.
‘Türkiye’nin yeni bir Anayasa’ya ihtiyacı var mı?’ sorusuna katılanların yüzde 41’i ‘evet’, yüzde 59’u ‘hayır’ yanıtı vermiş.
Daha ilginç sonuç, yeni Anayasa’nın nasıl yazılması gerektiği sorulduğunda ortaya çıkıyor.
Görüş bildirenlerin yüzde 22’si ‘Çoğunluğun isteği olmalı’ yanıtı vermiş; yüzde 78’i ise ‘Mutabakat olmalı’ demiş. (6. Tablo)?

Siyasette uzlaşma talebi
Yüzde 78 yalnızca Anayasa çalışması üzerine mutabakat isteyenlerin oranı. ‘Muhalefet ve iktidar partilerinin ülkenin önemli sorunları ve çözümleri üzerine mutabakat sağlaması gerekir mi?’ sorusu sorulduğunda ‘Gerekmez’ diyenlerin oranı yüzde 12’de kalıyor. Yüzde 70 ise ‘Gerekir’ diyor.
‘Gerekir’ yanıtı verenlerin yüzde 85’i ise şu anda bir siyasi uzlaşma ortamı olmadığına inanıyor. ‘Mutabakat ortamı yok’ diyenlerin yüzde 60’ı bu durumdan siyasi partilerin lider kadrolarını, yüzde 27’si de çıkar gruplarını sorumlu tutuyor

SONRADAN GÖRMEYİZ, MİLAT DA ÖZAL'LA BAŞLIYOR!


PROF. DOKSAT’TAN GÖRGÜSÜZLÜĞÜN TARİHİ: SONRADAN GÖRMEYİZ, MİLAT DA ÖZAL'LA BAŞLIYOR!

Görgüsüzlüğün miladının Turgut Özal'la başladığını söyleyen Psikiyatri profesörü Kerem Doksat’tan çarpıcı tarifler, açıklamalar ve sonradan görmeleri son derece kızdıracak tespitler... Bir de iyi haber var: Görgüsüzlük liginde tek değiliz!

Sadece bir bilim adamı olarak değil, bir İstanbul beyefendisi olarak konuştuğum görgüsüzlükten incinmiş bir erkeğin, Don Kişot misali yel değirmenlerine dört nala gidişinin hikayesi...

Sonradan görmelik nedir hocam?

İnsanın, özellikle aile ve yakın çevresinden, doğmadan öncesinden bile öğrendiklerinin bütünüdür. Doğduktan sonra da ilk 20 senesi çok önemli. Freud'a göre bu dönem 6 yıldır sadece. Davranmayı, el kol kullanmayı, göz temasını, ses tonunu ayarlamayı, hangi durumda hangi formatta davranılması gerektiğini öğreniyoruz.

Pek öğrenemediğimizi düşünüyorum, neden acaba?

Kentsoyluluk diye bir kavram var, burjuvazinin tam karşılığı olmuyor; kentte yaşamak ve kent yaşamına ayak uydurmak olarak açıklayabiliriz. Köylülük, kasabalılık, 'şeherlilik' de var ama kentsoylu derken büyük şehirliyi kastediyorum. İstanbul'da gerçek 'mavi kanlı' beyaz Türkler bir hayli azaldılar ve içlerine kapandılar. En az iki-üç nesildir, tercihen daha uzun bir zaman diliminde o büyük şehirde yaşıyor olmaktır kentsoyluluk. Adabı muaşeret dediğimiz görgü kurallarına vakıf olup, bunları artık kanında yaşıyor olmaktır. Bu ailelerin çocuklarında sonradan görmelik gibi şeylerin olması mümkün değildir.

Kentsoyluların içinde sonradan görme biri olmaz mı?

Olamaz. Ancak anti-sosyal kişilik bozukluğu ya da başka psikiyatrik bozukluklar ortaya çıkarsa başka. Gerçekten köklü ailelerin çocukları arasında sonradan görmeliğe rastlamadım.

Görseydiniz söylerdiniz herhalde (gülüyoruz). Köklü aileden kastınız nedir?

Düzgün ve normlara uygun yaşayan, ufak tefek kırıklıkları olsa da bunu ustaca örtmeyi becerebilen, saygıyı koruyan, kadının ve erkeğin kadınca ve erkekçe davrandığı, çocuklarıyla arkadaş değil onlara anne-baba olan.

ÇOCUĞA ARKADAŞ DEĞİL ANNE-BABA OLUN

Evet, yeni nesil arkadaş oluyor çocuklarıyla!
Öyle saçma şey olur mu, onların arkadaşı vardır veya olur nasılsa. Çocukların anne-babaya ihtiyacı vardır. Bahsettiğimiz görgü kurallarını uygulayan aileler çocuklarını da aynı görgüyle yetişiyorlar. Maddi durumları ya iyidir ya da idare ediyordur. Çocuklarını eğitirler ve iyi okuturlar. Görgülü, zaten nerede ne yapacağını bilen, ölçülü insandır. Kaçamağını da seksini de ilişkisini de efendilikle yapan insandır

Sınıf farklarından mı kaynaklanıyor acaba?

Bizde sınıflar yoktu eskiden, şimdi yaratıldı çok şükür! Osmanlı kültüründe sınıf yoktur. Marx bizdeki durumu anlayamamıştır ve 'Asyavi' demiştir. Saray ve halk vardır, vatandaş padişaha övgüler düzer. Sonuç olarak görgülü ailelerden kolay kolay görgüsüz çıkmaz. Zaten görmüştür onlar.

Nerede kırıldı, nerede başladı görgüsüzlük dönemi?

Türkiye ABD'nin uydusu oldu süratle. İnönü döneminden sonra Batı değerlerini alan ama taklitçi olmayan bir toplum yaratmak isteyenlerle olmayanların savaşı başladı. Ayaklar baş, başlar ayak oldu. Anadolu'da cehalet artırıldı, okuma-yazma oranı düşürüldü.

Neden ve kim tarafından yapıldı bütün bunlar?

ABD kuvvetlenmemizi istemedi, Batı da. Biz onları müthiş bir bozguna uğratmıştık ve onlar bunu asla unutmadılar. O zamanlar statosferden insanların popolarının fotoğraflarını çeken teknolojiler veya Tomahawk füzeleri yoktu. Atatürk'ün o zaman müthiş bir askeri dehayla bozguna uğrattığı Batı, intikam almakta gecikmedi. O devir geçti şimdi bu konuşmayı bile kaydedebilirler.

Ben kaydediyorum zaten (gülüyoruz)...

Hatta CIA'in bir açıklamasında duymuştum, yerin beş metre altındaki faaliyetleri bile kaydedebiliyorlarmış. Beton olsa bile, bu bir paranoya değil, buna sahip adamlar.

MİLAT ÖZAL'LA BAŞLIYOR

Geçmiş olsun o zaman (gülüyoruz).
Türkiye zamanla değerlerini kaybedip, din alet edilerek de -ki ben din düşmanı kesinlikle değilim- verilen mesajlarla gittikçe cehalete sürüklendi. Özellikle de Özer Uçuran Çiller döneminde çok büyük bir darbe yedik. O dönemde Türkiye'de yaşayan insanların parası ve sahip olduklarının yarısı bir gecede uçtu.

Görgüsüzlüğün miladı Çiller mi o halde?

Daha geriye gidelim. 12 Eylül'de ne oldu? Silindir gibi geçti ihtilal. Kavramların da canına okudu ve esas istenilen şey oldu. Kendisi de Kürt asıllı olan Özal zamanını bekliyordu. Vahşi kapitalizm gümbür gümbür girdi Türkiye'ye. 'Anayasayı bir kere delmekten bir şey olmaz' diyerek, 'benim memurum işini bilir' diyerek, 'hanım koy da bir şarkı dinleyelim' diyerek ve 'Abraham Sweetvoice'un şarkılarını dinleyerek görgüsüzlük dönemi başladı. Arabaya atlayıp 300 kilometre hız yaparak bir rol-model oluşturuldu. Özal'ın kendisi bizatihi sonradan görmeliğin idolüdür Türkiye'de. Çünkü yolu açmıştır. Devletin en başındaki ve ekonomiyi idare eden adam ve tabii bunu ABD'yle beraber yapan adam, sonradan görmeliğin miladıdır.

AKP'yi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sonradan görmeliğin dik alası. Çocukları küçücük yaşta iş güç sahibi oluyorlar. Adam gidiyor, Arap işadamları ile yemek yerken 15 yaşındaki oğlu da orada. Ortaya şimdi İslami burjuvazi çıktı.

En çok merak ettiğimiz şey, nedir bu Allah aşkına, nasıl tarif edersiniz?

Müthiş bir şekilde sermaye el değiştirdi. Fakat bu parayla ne yapacaklarını bilmiyorlar. Başını öne doğru gelecek biçimde bağlayan birçok kadın etrafı 25'er derece kısıtlı olarak görerek araba kullanıyorlar. Bir o kadar da işitme kayıpları var. 4 çeker arabalarını kullanamıyorlar. Para da çok ama anladıkları İslam'ın Peygamberimiz'in anlatmaya çalıştığı ile bir alakası yok. Başını bağlıyor ama öyle bir giyinmiş ki, baştan ayağa kadar marka ve vücut hatları da ortada.

ABD BİZDEN BETER!

Onlar da ne yapsın kendi kültürlerini yarattılar değil mi?

Ne yaptılar, altından hela! Dört kişilik yatak odası eğer yatağa dört kişi girmiyorsan ne işe yarar bilemiyorum. Bunlar hep sonradan görmelik. Onlarınkiyle Amerika'daki zencilerin çok para kazandıktan sonraki halleri aynı. Benzer abartılı yaşamlar, zevkler, kocaman arabalar, en pahalı ve görgüsüzce döşenmiş evler.

Bizden beteri yok yani!

Olmaz mı? Söyleyeyim hemen; New York. Amerika sonradan görmelerin ülkesidir çünkü.

Peki, bizim magazin dergilerinden tanıyıp ezberlediğimiz isimler bahsettiğimiz görgülülerden mi?

Bana çok kızacaklar biliyorum çünkü hem çevremde var bu insanlardan hem de içlerinde gayet yakından tanıdıklarım var. Bunlar inan ki, 150-200 kişidir. İki nesil öncesi karanlık ve kentsoylu değiller. Özal dönemi, sermayenin onların istediği tarzda adamlara akmasıyla birtakım insanların zenginleştirildiği dönemdir.

Anadolu'da durum ne, köylüler için de görgüsüz diyebilir miyiz?

Diyemeyiz, Anadolu terbiyesi taşırlar orada. Köylünün tarımı ve hayvancılığı da bitirildi. Kuş gribi palavrası ile hayvanları telef ettiler. O insanlar son derece naif ve iyidir, dürüsttür. Görgüsüz değildirler.

Geleceği nasıl görüyorsunuz?

İyi görmüyorum. Bir mutabakat hükümeti kurulup, Türkiye çapında olağanüstü hal ilan edilip, başta etnik problemler olmak üzere olabildiğince barışçıl yöntemlerle topyekun bir eğitim ve öğretim seferberliğine gidilmesi gerekiyor. Bu bizleri aştı artık. Köylülük bitti, bizi ayakta tutan şey bitti. Türkiye'de bir sosyal patlamanın gelmekte olduğunu aklı yerinde herkes tahmin edebiliyor.

akşam

İşte internette dolaşan Erdoğan'ın ilkleri


Başbakan Erdoğan 6 yılda 46 ilke imza attı. İnternette milyonlarca kişi bu ilkleri okudu.

Bir süreden beri internette mail gruplarında dolaşan bir mail var. İçeriğine baktığınızda bir takım bilgilerin toplandığı ve bunların "ilkler" diye sunulmasından ibaret.
AKP Genel Merkezi'nin canını oldukca sıkan bu maili bugüne kadar tam 7 milyon internet kullanıcısı okumuş.


Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki AKP'nin Türk siyaset tarihindeki bazı
ilkleri:

1- İlk defa bir Başbakan " Tezkere geçmezse memura maaş ödeyemeyiz" dedi

2- İlk defa ekonomi büyürken işsizlik arttı

3- İlk defa cari açık verilirken döviz kuru arttı.

4- İlk defa bir Başbakan zam isteyen memura "İMF'yi ikna edin" dedi.

5- İlk kez ithalat 100 milyar doları aştı

6- İlk kez cari açığın üstünde borçlanma yapıldı

7- İlk kez Yunan kilise bankası Türkiye'de banka satın aldı.

8- İlk defa domuz, kesimlik hayvanlar arasına alındı

9- İlk defa düşük faizli dış borç yüksek faizli iç borç ile ödendi

10- İlk defa bir Başbakan ve Dışişleri Bakanı, islamiyeti yok etmeye yemin
eden bir Papa'nın heykeli önünde fotoğraf çektirdi.

11- İlk defa bir Başbakan " Toprak satılıyorsa alıp götürmüyorlar ya" dedi.
12- İlk defa bir cami kiliseye çevrildi.

13- İlk defa kilise ve havralar imar planında yer aldı.

14- İlk defa bir Başbakan Yahudi düşünce kuruluşundan " Üstün Cesaret Ödülü" aldı.

15- İlk defa Türk askerinin başına ABD güçlerince çuval geçirildi.

16- İlk defa bir Başbakan " bir dönem dini kullandık" dedi.

17- İlk defa petrol kanunu ile yabancılara 50 yıllık imtiyaz verildi.

18- İlk defa yabancı rantiyecilere vergi muafiyeti tanındı.

19- İlk defa iletişim sektörünün tamamı yabancıların eline geçti.

20- İlk defa tezkere ret edilmesine rağmen Dış İşleri Bakanlığı genelgesi ile silahlar Türkiye üzerinden geçti.

21- İlk defa bir Başbakan İslam dünyasının sınırlarını değiştirecek BOP'un eş başkanı oldu.

22- İlk defa bir Başbakan Müslüman topraklarını işgal eden ABD askerlerininevlerine sağ salim dönmeleri için dua ettiğini açıkladı.

23- İlk kez İsrailli bir işadamına çok gizli bir şekilde 800 milyon dolar kaynak aktarıldı.

24- İlk defa bir Başbakan yapılan ihalede önce uçak istedi ama sonra Mercedes'e razı oldu.

25- İlk defa fındık üreticileri en büyük mitingi yaptı.

26- İlk defa bir Başbakan Türkiye'yi pazarladığını açıkça itiraf etti.

27- İlk defa tarımsal üretimde dış ticaret açığı ortaya çıktı.

28- İlk defa bir Başbakan çiftçilere " Gözünü toprak doyursun" dedi.

29- İlk defa kap kaç diye bir sektör ortaya çıktı.

30- İlk defa zina suç olmaktan çıktı.

31- İlk defa bir Başbakan en fazla yurt dışı gezisi yaptı.

32- İlk defa bir Başbakan " Borç yiğidin kamçısıdır" diyerek borçlanmayı bir başarı olarak gösterdi.

33- İlk defa enflasyon % 10 artarken pancar fiyatları 99 kuruştan 88 kuruşa indi.

34- İlk defa çiftçi ve emekliden vergi alınması sözü verildi.

35- İlk defa bir Başbakan Danışmanı Amerikalılara Başbakan için "Bu adamı kullanın, onu rogara süpürmeyin " dedi.

36- İlk defa GSMH artarken KDV tahsilatı yerinde saydı.

37- İlk defa bir Başbakan TMSF katkısıyla bu kadar çok TV ve gazete yönlendirdi.

38- İlk defa Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı misafir olarak gelen bir kralın ayağına gitti.Hem de 10 Kasım günü...

39- "İLK DEFA BİR BAŞBAKAN ÇİFTÇİYE "ANANIDA AL GİT" DEDİ...

40- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN ŞEHİD ZİYARETTİNDE "ASKERLİK YAN GELİP YATMA YERİ DEĞİLDİR"DEDİ

41- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN 300 M LİK GEMİYE GEMİCİK DEDİ.

42- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN ..... GAZETELERİNİ OKUMAYIN
TELEVİZYONLARINI AÇMAYIN DEDİ.

43- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNEN İNSANLARI DİNSİZLİKLE SUÇLADI.

44- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN İÇİN CUMHURİYET MİTİNGLERİ YAPILDI.

45- İLK DEFA BİR HALK KENDİ LAİKLİĞİNDEN VE ÖZGÜRLÜĞÜNDEN OLMAKTAN KORKTU...

46- İLK DEFA ATAMI ANLIYORUM."

ODTÜ Robot Günleri


ODTÜ Robot Günleri'nin son başvuru tarihinin 4 Mart olduğu bildirildi.

ODTÜ Robot Günleri'nin en yeni robot teknolojilerinin yer aldığı, basit bir robotun nasıl yapıldığının görüldüğü ve öğrenildiği atölye çalışmalarına katılmak veya yarışmalarda yer alabilmek için son başvuru tarihinin 4 Mart olduğu bildirildi.

ODTÜ'den yapılan açıklamaya göre, ilki 2002 yılında gerçekleştirilen, Türkiye'nin ilk ve en köklü robot yarışmaları organizasyonu olan ODTÜ Robot Günleri'nin altıncısı, 7-8 Mart 2009 tarihleri arasında yapılacak.

İlgi duyanların izleyici olarak katılabileceği ODTÜ Robot Günleri'ne, www.odturobotgunleri.org.tr internet adresinden kayıt olunabiliyor.

Türkiye'nin ilk uluslararası robot yarışmalarına ev sahipliği yapan Uluslararası ODTÜ Robot Günleri, sekiz farklı kategoride düzenlenen robot yarışmaları, çeşitli seminerler, gösteriler ve atölye çalışmalarıyla, robotik teknolojisi ile akademik ya da profesyonel olarak ilgilenen bireyleri bir araya getirmeyi, amatörleri de bu teknolojiye yakınlaştırmayı amaçlıyor.

ODTÜ Robot Topluluğu tarafından ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezi'nde düzenlenecek Robot Günleri'nin hedefleri arasında yarışmalar, seminerler ve atölye çalışmaları sayesinde robotik teknolojisine ve bu teknolojiyle ilgili son yeniliklere Türkiye'de daha çok insanın ilgi göstermesini sağlamak yer alıyor.