31 Ocak 2021 Pazar

MÜSLÜMAN OLMANIN SEMBOLÜ VE İFADESİ

    Herhangi bir gemi karaya yaklaştığında o geminin hangi ülkeye ait olduğunu gösteren ilk işaret hiç şüphesiz bayrağıdır. O dil de yazılı kelimeler ve diğer bazı işaretlerden de kime ait olduğunu öğrenebiliriz. 

    Bir kimsenin Müslüman olduğunu gösteren de bir kısım işaretler, semboller vardır. Mesela kişinin namazı, orucu, haccı Müslüman olduğunu gösterir. Onun en açık ve net şekilde Müslüman oluşunu ise bizzat kendi beyanından, sözlerinden anlarız. Bir kimse bütün içtenliği ve samimiyetiyle Kelime-i Şehadet getiriyorsa bu onun Müslüman olduğunun ikrarından ibarettir. 

  Kelime-i Şehadet, “Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Abdühû ve Resûlühû” kelimelerinden ibaret bir şahadettir. Bunu söylerken, “Şehadet ederim ki Allah´tan başka ilah yoktur ve yine şehadet ederim ki, Muhammed (S.A.V.) O’nun kulu ve resulüdür” demiş oluyoruz. 

    Allah'tan başka bir ilah olmadığını dile getirme "tevhid", yani Allah'ı birlemek olarak ifade edilir. “Lâ ilâhe illallah Muhammedun Resûlullah”a da "kelime-i tevhid" denir. Hz. Muhammed (S.A.V.) Allah’ın bize gönderdiği bir elçidir. Kur'an'la gönderilmiştir. İşte bunlara, inanma, ikrar ve ifade etmeye Kelime-i Şehadet denmektedir. 

İnternet ve Sosyal Medya Kullanımı

    2020 toplam nüfusa göre internet kullanım oranı dünya ortalaması % 59 iken 2021 yılında % 0,8 artarak % 59,5 oldu. Fakat Türkiye için bu oran % 4,1 artarak %74'ten % 77'ye geldi. Arama motoru pazarını Google domine etmeye devam ediyor. 2020'de bir önceki yıla göre % 1,4'lük düşüşe rağmen % 91,4 ile açık ara önde. Dünya'da 4.2 milyar sosyal medya kullanıcısı var. 2020 yılında nüfusa göre sosyal medya kullanıcısı dünya ortalaması % 49 iken Türkiye’de % 64 idi. 2021 yılında ise dünya ortalaması % 53,6'ya yükselirken Türkiye oranı % 70,8'e yükseldi. Türkiye’de nüfusunun % 56'sına facebook reklamları ile erişilebiliyor. 2020 yılında instagramda reklam ile erişilen kullanıcı sayısı 928 milyon iken 2021 yılında 1.22 milyar olarak gerçekleşti. Türkiye’de ise 38 milyondan 46 milyona yükseldi.

Gıda Fiyatları Üzerine

    Gıdaya erişim bir insan hakkıdır. Fiyat artışları bir sonuç olup nedenleri ortadan kaldırılmadan frenlenmesi kolay görülmüyor. Daha önce patates ve soğanda yaşanan fiyat artışları sürecinde olduğu gibi, dışarıdan müdahaleler ile ancak kısa süreliğine rahatlamalar sağlanabilir, ancak sorun çözülemez. Öncelikle bir tarım-gıda devlet politikasının belirlenmiş olması gerekir. Konu felsefi, siyasi ve politik bir konu olup öncelikle gıdaya erişim hakkının bir insan hakları sorunu olduğunu kabul etmek gerekir. Her insanın asgari ihtiyacı olan gıda ve temiz suya erişimi sağlanmalı anlayışı herkes tarafından bilinçle benimsenmeli, sonra da kamusal yaklaşımla kar güdüsünden ayrı olarak üretim sağlanmalıdır. Gelişmiş ülkelerde ve bizde tarıma yapılan desteklemelerin temel mantığına uygun olarak, tarımsal üretim ve gıda üretimi öncelikle kendi kendine yetebilirlik durumuna getirilecek şekilde planlama yapılmalıdır. Sonra da gıda dağıtımı ve vatandaşın erişeceği durum planlanmalıdır.

    Neler yapılabilir?

Kısa vadede devlet gıda fiyatlarını sınırlandıracaksa, küçük çiftçinin ürünlerini doğrudan halk pazarlarından satmasına fırsat verilmelidir. Acilen “Hal Yasasının” yeniden düzenlenmesi ve komisyonculuğun gözden geçirilmesi ve sıkı kuralların getirilmesi gerekiyor.

  • Kooperatifçiliğin geliştirilmesine ortam hazırlayıp çiftçilerin kooperatifler üzerinden ürünlerini pazarlayarak gelir kayıplarının azaltılması sağlanmalı,
  • Küçük çiftçilerin ürünlerini doğrudan semt pazarlarında satmasına olanak verilmeli, uygun ortamlar düzenlenmelidir.
  • Desteklemeler tarlaya değil, ürün ve ürün kalitesine verilmeli,
  • Enerjide elektrik, petrol-doğal gaz desteği sağlanmalı, diğer girdilerin erişimi ve kullanımı kolaylaştırılmalı,
  • Tarım teknolojilerinde dışa bağımlılıktan kurtulmak için tarım teknolojilerine önem verilmeli,
  • Kırsalda üretimi sağlayacak çiftçilere teşvikler verilmeli, vergileri düşürülerek destek sağlanmalıdır.
Kaynak: Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ

Pencere

Farklı insanlar ayrı pencerelerden bakıp da aynı şeyi görebiliyorlarsa orada birlik beraberlik ve de ilerleme ihtimali vardır, çünkü hedef bellidir; aynı pencereden bakıp da farklı şeyler görüyorlarsa, orada pusula şaşmış , gelecek ümidi de yok demektir.

Soda Vergisinden Gelen Sağlık ve Toplumsal Fayda

 

Şekerli içeceklerin sağlığa zararlı olduğu bilim insanları tarafından kanıtlanmıştır. Harvard TH Chan Halk Sağlığı Okulu'nda Sağlık Sosyolojisi Profesörü Steven Gortmaker’ın da vurguladığı gibi şekerli içecekler insanları yavaş yavaş öldürmektedir.

Her ne kadar kulağa korkunç gelse de şekerli içecekler bir tür sigara gibidir. Kötü etkiler kısa vadede görünmezken, kilo artışı yıllar içinde birikerek adeta kartopu etkisi gibi kendinizi 30-40 yıl sonra obez olarak bulabilirsiniz.

Peki Şekerli İçeceklerin Tüketimi Nasıl Sınırlandırılmalı?

Her ne kadar sosyal sorumluluk çerçevesinde bilinçlendirme yapılsa da zararlı tüketimlerin azaltılması için daha etkili uygulamalara geçmek gerekebilir. Gortmaker, şekerli içeceklerin tüketimini azaltmak için vergilendirmenin doğru bir politika olduğunu belirtmektedir. Amerika’da ve bazı Avrupa ülkelerinde uygulanan bu vergi “soda taxes” olarak isimlendirilmektedir. Detaylı bilgi için buraya tıklayabilirsiniz.

Aynı vergi türevi ülkemizde de ÖTV olarak uygulanmaktadır. Böylece kişi meşrubat içeceğinin alımı için ek bir miktar olarak para ödemektedir. Avukatlar, sosyologlar, ekonomistler soda vergisinin sağlıklı beslenme ve iyi yaşam tarzını benimseme noktasında fayda sağlarken ülke ekonomisine de getiri sağladığını ortaya koymakta ve bu politikayı savunmaktadırlar.

Örneğin; Gortmaker, sigara tüketimini azaltmak için de aynı politikanın uygulandığını ve faydasının görüldüğünün altını çizmektedir. Klinik Hukuk Profesörü ve Harvard Hukuk Fakültesi Gıda Hukuku ve Politika Kliniği başkanı Emily Broad Leib da uygulamaya destek vermekte ve elli yıl önce Amerikalıların % 1'inden daha azının Tip 2 diyabet hastası olduğunu belirtmektedir. Şimdi ise Tip 2 Diyabet %10’a yaklaşan vahim bir tablo ile karşımıza çıkmaktadır. Leib’ın da belirttiği gibi bu, Amerikada’ki ciddi bir sağlık krizini ortaya koymaktadır. Ülkede artan obezite ve diyabet oranları nedeniyle tüketimde kısıtlama olması için vergi alınma yoluna gidilmiştir.

Soda Vergisi Gerçekten Fayda Sağlıyor mu?

Chicago Illinois Üniversitesi’nin, Amerika’da Cook County'deki içecek satışları üzerine yaptığı bir araştırma, 2017'de dört ay boyunca ilçede şekerli içeceklere ons başına bir kuruş vergi uyguladığında vergilendirilen içeceklerin alımlarının % 21 azaldığını göstermiştir.

Chicago Halk Sağlığı Okulu Illinois Üniversitesi araştırmacıları tarafından yürütülen çalışmanın bulguları Annals of Internal Medicine bülteninde yayınlanmıştır.

Bu çalışma, Cook County'nin 2017 şekerli içecek vergisinin hem amaçlanan hem de amaçlanmayan etkisini kapsamlı bir şekilde değerlendirdi ve verginin, Tip II diyabet gibi kronik hastalıklara katkıda bulunduğu bilinen birçok içeceğin tüketimini azaltmada etkili bir yöntem olduğunu gösterdi.

Soda Vergisinin Net Mal Olarak Fayda Sağladığı Bulundu

New York Üniversitesi ekonomistlerden oluşan bir ekip, soda vergilerinin,- sağlık yararları ve tüketici davranışlarının analizine dayalı bir değerlendirmede "net mal" olarak hizmet ettiği sonucuna varmıştır. Uzun süredir devam eden sigara vergilerine benzer avantajlar gören çalışma, aynı zamanda tüketimi sınırlandırma konusunda mevcut pek çok politikadan çok daha etkili politika parametreleri de sunuyor. Örneğin bir sosyal sorumluluk projesi soda vergisi kadar tüketimi sınırlandırmada etkili olamıyor.

New York Üniversitesi, Pennsylvania Üniversitesi'ndeki Wharton Okulu ve California Üniversitesi, Berkeley'deki araştırmacılar tarafından yapılan analiz, Ulusal Ekonomik Araştırma Bürosu (NBER) çalışma raporu olarak yayınlandı.

New York Üniversitesi'nden Hunt Allcott, Wharton'dan Benjamin Lockwood ve Berkeley'den Dmitry Taubinsky isimli araştırmacılar, çalışmalarının şekerli içeceklerin sağlığımız için kötü olduğunu açıkça ortaya koyduğunu belirtiyorlar. "Çalışmamız, bir vergi uygulayıp uygulamamamız gerektiğine dair genel ekonomik mantığı değerlendirmek için bir sonraki adımı atıyor. Ekonomik bir çerçeve kullanarak, sodanın vergilendirilmesinin topluma net faydalar sağladığını gösteriyoruz" diyorlar.

 Fayda değerlendirmesinde; sağlık etkileri insanların şekerli içecekleri içmekten aldıkları keyif, vergi gelirlerinin değeri ve diğer faktörleri hesaba katarak analiz yapılıyor.

Araştırmacılar, ülke çapında bir soda vergisinin her yıl topluma 7 milyar dolar net fayda sağlayacağını tahmin ediyor

Araştırmacılar, soda vergilerinin hem düşük hem de yüksek gelirli insanlara fayda sağladığını tahmin ettiklerini belirtiyorlar. Düşük gelirli insanlar daha çok şekerli içecek içer ve dolayısıyla soda vergisi onların tüketimini sınırlar. Böylece sağlıklarına da daha az soda içmek sayesinde daha fazla fayda sağladığını vurguluyorlar.

Araştırmacılar ayrıca eyalet düzeyindeki vergilerin, San Francisco, Philadelphia ve diğer ABD şehirlerinde uygulananlar gibi şehir düzeyindeki vergilerden bile daha etkili olacağını keşfettiler. Arizona, California, Michigan ve Washington'da vergi kısıtlaması eyalet bazındaki daha etkili faydaları beraberinde getirmiştir.  

Araştırmacılar, soda vergilerinin eyaletler bazında olmasının, hem daha fazla insanı kapsadığını hem de şehrin hemen dışında vergisiz soda satın almayı azalttığını belirtiyorlar. Böylece, verginin eyalet düzeyinde olması şehir düzeyinde olduğundan daha fazla fayda sağladığını gözlemlediklerini belirtiyorlar.

Uygulamanın Sağladığı Faydalar Olumsuzlukları Aşıyor

Muhalifler soda vergisi uygulaması nedeniyle devleti bir nevi “dadı devleti” olarak nitelendirmektedirler. Bunun bireysel özerkliğe bir saldırı olduğunu ayrıca uygulamanın yerel işletmelere zarar verdiğini söylüyorlar. Diğer yandan soda vergisi uygulamasının Amerikada’ki ciddi sağlık krizini çözme yolunda etkili bir uygulama olduğu görülmektedir. Araştırmacıların da vurguladığı gibi, ortalama olarak 12 onsluk bir kutu kola içmenin, kişiye yaklaşık 10 sent sağlık masrafı getireceğini tahmin ediyorlar. O yüzden soda vergisinin toplumsal faydası gerçekten de olumsuz denebilecek sonuçları kat kat aşıyor. Ciddi sağlık sorunlarını çözme noktasında mevcut şartlarda etkili bir çözüm yolu olmayı sürdürüyor.

Aynı vergi türevinin ülkemizde ne tür sonuçlara yol açtığını görmek konuyu çok boyutlu analiz etmede önem taşımaktadır. Maliye Bilim Uzmanı Ersan Özkan ve Dr. Öğretim Üyesi Simla Güzel'in de belirtiği gibi ülkemizde obezitenin ekonomik maliyetlerine ilişkin fazla çalışma bulunmamaktadır. O yüzden obezitenin ekonomik maliyetleri ve obezite ile mücadelede ekonomi politikalarını ele alacak çok boyutlu akademik çalışmalar yapılması önem taşımakta. Ülkemizde söz konusu çalışmaların bir parçası olarak şekerli meşrubatlarda uygulanan ÖTV vergisinin ne tür sonuçlara yol açtığını fayda boyutunu da analiz edecek çalışmalara ihtiyaç var.

Kaynaklar ve İleri Okumalar:

https://www.sciencedaily.com/releases/2019/05/190520081918.htm

https://www.sciencedaily.com/releases/2020/02/200225101318.htm

https://news.harvard.edu/gazette/story/2020/02/in-soda-tax-fight-experts-hear-echoes-of-tobacco-battles/

https://www.researchgate.net/publication/324847602_Soda_Taxes_The_Importance_of_Analysing_Policy_Processes_Comment_on_The_Untapped_Power_of_Soda_Taxes_Incentivising_Consumers_Generating_Revenue_and_Altering_Corporate_Behaviours

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/458052

                                    NİL GÜREL

 BAĞIMSIZ ARAŞTIRMACI ve AKADEMİK ÇALIŞMACI

30 Ocak 2021 Cumartesi

Doğal Kaynaklarda Raporlama

Doğal maden kaynakları, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde, her çeşit sanayi için vazgeçilmezlerdendir. Öyle ki ülkelerin gelişmesi için ihtiyaç duyulan petrol, doğal gaz ve ekonomik değeri yüksek minerallerden oluşan doğal maden kaynakları, birçok ülke arasında anlaşmazlıklara, çatışmalara ve hatta savaşlara sebep olmaktadır. Bir maden sahasında yapılan arama ve buna bağlı olarak yapılan değerlendirme çalışmaları sonucunda, yatağın yalnızca tenör ve rezervi değil diğer (fiziksel, kimyasal, jeolojik, mineralojik, teknik, teknolojik ekonomik, yasal, çevresel, sosyal vb.) tüm karakteristiklerinin ortaya çıkarılması gerekmektedir. Madencilik sektörü aramalar sonucunda ortaya çıkarılacak varlığın nicelik ve niteliklerinin belirlenmesindeki zorlukların yanı sıra yatırım tutarının yüksek olması nedeniyle de büyük bir risk taşımaktadır. Bu riskin azaltılması, maden araştırmalarının her safhasında bilim ve teknoloji ışığında yapılan çalışmalarla ve sonrasında yapılacak güvenilir bir raporlama sistemi ile mümkündür.

Ya Madenler Olmasaydı?

Şöyle bir düşünün, dünyada bulunan yeraltı zenginliklerini-madenleri bu güne kadar çıkarmadan, onlardan yararlanmadan, yaşamaya devam etseydik acaba bugün hangi çağda ve nelerden mahrum olarak yaşardık?

Madenciler kömürü, petrolü, doğalgazı, uranyumu keşfedip bulundukları yerden çıkarıp işlemeselerdi, bugün yeryüzünde tek bir yeşil ağaç kalır mıydı? Yeryüzünde yaşayan altı milyar insan ve yüz binlerce sanayi tesisi ısınma ve enerji ihtiyacını karşılamak için ormanlardaki ağaçları kesip bu ihtiyaçlarını karşılamak zorunda kalacaklarından, yeryüzünde tek bir yeşil ağaç kalmazdı. Ormanların yok edilmeden bu güne kadar ayakta kalmasını madencilik faaliyetlerine borçlu olduğumuzu kesinlikle unutmamalıyız.

Günümüzde insanoğlunun vazgeçilmezlerinden olan elektrik enerjisinin (hidrolik, nükleer, rüzgar, güneş ve doğalgaz) üretiminden taşınmasına kadar her türlü malzeme bakır ve alüminyum başta olmak üzere mutlaka bir madenden üretilmiştir. İnsanoğlu doğumundan başlayıp ölünceye kadar mutlaka birçok maden kullanmakta bu dünyadan da başına dikilen bir mermer taş ile göçüp gitmektedir. İnsanoğlu bugüne kadar olan tüm medeniyetini taşa yazmıştır. İnsanlık taş ile bilinen her türlü malzemeden daha önce tanışmıştır. Taş insanlara önce av malzemesi daha sonra ise barınak olmuştur. İnsanlık medeniyete (yerleşik düzene) Yonta ve Cilalı Taş devirleri ile geçmiştir. Medeniyet geliştikçe insanlar taştan saray, han, hamam, ev, heykel ve ibadethane inşa etmişlerdir. Antik Çağ’da taşı en çok ve en güzel kullanan ülkeler diğer ulusları egemenlikleri altına almıştır. Daha sonraki çağlarda ise yeraltı zenginliklerini en iyi kullanan ve bunlardan en fazla yararlanan ülkeler diğer ülkeleri denetimleri altına almıştır.

Dünyanın geldiği bu son teknolojik dönemde yeraltı zenginliklerinden yararlanılmadan bir yaşam hayal bile edilemez. Bunun için çok akıllı davranmalı Yeraltı zenginliklerimiz üzerinde oturan bunlardan yararlanmayan fakir halk yerine, elimizde bulunan madenleri dünyada kullanılan en son teknolojiler ile yeryüzüne çıkarıp hem ülkemizin gelişmesine hem de halkımızın refah seviyesinin yükselmesine yardımcı olmamız zorunludur.

Etrafınıza bir bakın kullandığımız her türlü malzemenin yaklaşık yüzde 80’lik bir bölümü mutlaka bir madenden yapılmıştır. Çay içtiğimiz bardak, yemek yediğimiz çatal, kaşık ve bıçak, kullandığımız araba, bilgisayar, cep telefonu, televizyon, klima, uçak, gemi, motor gibi aklınıza gelen her türlü konfora yönelik alet ve edevat ile günümüzde kullandığımız ve çevremizde her zaman gördüğümüz her türlü malzeme mutlaka bir veya birçok madenden yapılmıştır. Barınma amacıyla kullandığımız ve ömrümüzün büyük bir bölümünü geçirdiğimiz evler çimentosuyla, mermeriyle, seramiğiyle en önemlisi de taşıcıyı olan demiri ve içinde kullanılan her türlü eşyasıyla birçok madenin kullanılması sonucu elde edilmiştir.