1 Nisan 2026 Çarşamba

31.03.2026 tarihi itibariyle Ülkemizin Birincil Kaynaklara göre Kurulu Güç Verileri

 


BİRİNCİL KAYNAKLARA GÖRE SANTRAL ADETLERİ VE KURULU GÜÇ VERİLERİ

BİRİNCİL KAYNAK

SANTRAL ADEDİ

KURULU GÜÇ (MW)

AKARSU

627

8.435

ASFALTİT KÖMÜR

1

405

ATIK ISI

35

260

BARAJLI

148

23.869

BİYOKÜTLE

367

2,120

DOĞALGAZ

351

24,771

FUEL OİL

8

254

GÜNEŞ

39.760

26.339

İTHAL KÖMÜR

16

10,462

JEOTERMAL

68

1.772

LİNYİT

47

10,229

LNG

1

2

MOTORİN

1

1

NAFTA

1

5

RÜZGAR

407

15.066

TAŞKÖMÜR

4

901

TOPLAM

41.842

124.891


* TEİAŞ KURULU GÜÇ RAPORU - 31.03.2026

 

 31.03.2026 tarihi itibariyle;

2023 yılı Aralık ayı sonunda 106.556 MW olan toplam kurulu güç değeri 1.260 MW’lık artışla 2024 yılı Mart ayı sonunda 107.816 MW olarak kaydedilmiştir. 31 Mayıs 2024 tarihi itibariyle; Santral Sayısı: 25.548 adet oldu. 31 Mayıs 2024 tarihi itibariyle kurulu güç 110.056 MW olmuştur. Toplam yılbaşından bu yana 3.500 MW'lık artış kaydedilmişti. 30 Haziran 2024 tarihi itibariyle; Santral Sayısı: 25.871 adet oldu. 30 Haziran 2024 tarihi itibariyle kurulu güç 110.355 MW olmuştur. Mayıs ayı sonundan 30 Haziran 2024 tarihine kadar  toplam 323 adet santral devreye girdi. Yine aynı tarihler arasında kurulu güç 299 MW artış kaydedildi. 

Yılbaşından bu yana kurulu güç artışı 4.637 MW oldu. 31.07.2024 tarihi itibariyle kurulu güç 111.193 MW oldu. Santral Sayısı: 27.038 adet oldu. 30 Haziran ile 31 Temmuz 2024 tarihleri arasında toplam 1.167 adet santral devreye girmiştir. 11.08.2024 tarihi itibariyle kurulu güç 112.111 MW oldu. Santral Sayısı: 28.714 adet oldu. 31 Temmuz ile 11 Ağustos 2024 tarihleri arasında toplam 1.676 adet santral devreye girmiştir. Yine aynı tarihler arasında kurulu güç 918 MW artış kaydedildi

31.03.2026 tarihi itibariyle; Kurulu güç 124.891 MW oldu. Santral Sayısı: 41.842 adet oldu. 31 Temmuz 2024 ile 31 Mart 2026 tarihleri arasında toplam 13.933 adet santral devreye girmiştir. Yine aynı tarihler arasında kurulu güçte 13.314 MW artış kaydedildi. Yılbaşından (01.01.2025) bu yana kurulu güç değerinde 9.204 MW artış kaydedildi.

 

Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (TEİAŞ) tarafından 31 Mart 2026 tarihinde açıklanan verilere göre, Türkiye’nin toplam elektrik kurulu gücü 124 bin 891 MW’a ulaştı. Bu kapasite içinde yenilenebilir enerji kaynaklarının önemi giderek artarken, güneş enerjisi kurulu gücü 26 bin 339 MW’a yükselerek dikkat çekti.

Güneş enerjisi kapasitesinin detaylarına bakıldığında, kurulu gücün büyük bir kısmının lisanssız santrallerden oluştuğu görülüyor. TEİAŞ verilerine göre, güneş enerjisi kurulu gücünün 23 bin 636 MW’ı lisanssız santrallerden, 2 bin 703 MW’ı ise lisanslı santrallerden sağlanıyor. Lisanssız güneş enerjisi santrallerinin bu denli yüksek paya sahip olması, bireysel ve küçük ölçekli üreticilerin yenilenebilir enerjiye olan ilgisini ortaya koyuyor. Türkiye’nin enerji politikalarında temiz ve sürdürülebilir kaynaklara yönelim son yıllarda hız kazanmış durumda. Güneş enerjisinin toplam kurulu güç içindeki payının yüzde 21,09'a ulaşması, ülkenin bu alandaki potansiyelini ve yatırımlarını gözler önüne seriyor. Uzmanlar, güneş enerjisinin hem çevresel faydaları hem de enerji bağımsızlığı açısından Türkiye için stratejik bir önem taşıdığını vurguluyor.

26 Mart 2026 Perşembe

ABD-İsrail İran Savaşı’nın Petrol Piyasalarına Doğrudan Etkisi

 

ABD–İsrail–İran arasında olası bir savaşın petrol piyasalarına etkisi, jeopolitik risklerin en klasik ve güçlü örneklerinden biridir. Bu tür bir çatışma doğrudan arz, lojistik ve fiyat beklentileri üzerinden hızla hissedilir. Konuyu net şekilde üç ana başlıkta açıklayalım:

 1. Arz Şoku

İran, küresel petrol arzında önemli bir üreticidir (günlük ~3–4 milyon varil).

  • Savaş durumunda:
    • İran’ın üretimi düşebilir veya tamamen durabilir.
    • ABD yaptırımları daha da sertleşir.
    • İran petrol ihracatı (özellikle Çin’e) kesintiye uğrayabilir.

    Sonuç: Küresel arz azalır → fiyatlar yükselir

2. Hürmüz Boğazı Riski 

Hürmüz Boğazı dünya petrol ticaretinin yaklaşık %20’sinin geçtiği en kritik dar boğazlardan biridir.

  • İran savaşta bu boğazı:
    • Mayınlayabilir
    • Tanker geçişini tehdit edebilir
  • Bu durum:
    • Suudi Arabistan, BAE, Kuveyt petrolünü de etkiler

    Sonuç: Küresel arz zinciri kırılır → petrol fiyatları sert sıçrar 

3. Risk Primi ve Spekülasyon

Petrol fiyatları sadece fiziksel arzla değil, beklentiyle de hareket eder.

  • Savaş ihtimali bile:
    • “Jeopolitik risk primi” ekler
  • Yatırımcılar:
    • Petrolü güvenli liman gibi alabilir
    • Vadeli işlemlerde fiyatları yukarı iter

    Sonuç: Gerçek kesinti olmasa bile fiyatlar yükselir

4. Fiyatlara Olası Etki (Senaryolar)

  • Düşük yoğunluklu çatışma:
    • +5% – +15% artış
  • Bölgesel savaş (İran dahil):
    • +20% – +50% artış
  • Hürmüz kapanırsa:
    • Petrol fiyatı kısa sürede 100–150+ USD/varil seviyelerine çıkabilir

5. Küresel Ekonomik Etkiler

  • Enflasyon artar (özellikle enerji ithalatçısı ülkelerde, örn. Türkiye)
  • Taşıma ve üretim maliyetleri yükselir
  • Merkez bankaları faiz indirmekte zorlanır
  • Küresel büyüme yavaşla

6. ABD ve Müttefik Tepkisi

OPEC ve ABD devreye girer:

  • ABD:
    • Stratejik petrol rezervlerini açabilir
  • OPEC:
    • Üretimi artırabilir (ama kapasite sınırlı)

    Bu adımlar fiyat artışını yavaşlatır ama tamamen engelleyemez.

Net Sonuç

ABD–İsrail–İran savaşı:

Kısa vadede: Petrol fiyatlarını hızla yükseltir
Orta vadede: Piyasayı aşırı oynak hale getirir
Uzun vadede: Enerji güvenliği politikalarını değiştirir

ABD-İsrail İran Savaşının Enerji Piyasalarına Etkisi ve Güncel Gelişmeler

 

Mart 2026 itibarıyla Orta Doğu'da tırmanan ABD-İsrail-İran savaşı, küresel enerji piyasalarında 1970'lerdeki petrol krizinden bu yana görülen en büyük arz kesintisine yol açmış durumdadır.

Bilgi Notu: ABD-İsrail-İran Savaşı ve Enerji Piyasaları

Tarih: 26 Mart 2026

1. Güncel Askeri ve Diplomatik Durum

  • Destansı Öfke Operasyonu: ABD ve İsrail, İran'ın nükleer altyapısını, balistik füze programını ve donanmasını hedef alan kapsamlı bir askeri harekat yürütmektedir.

  • İran'ın Misillemesi: İran, bölgedeki ABD varlıklarına (Lincoln uçak gemisi dahil) ve İsrail'e füze saldırılarıyla karşılık verirken; Suudi Arabistan, Kuveyt ve Katar gibi komşu ülkelerin enerji altyapılarını da hedef listesine koymuştur.

  • Ateşkes İddiaları: ABD Başkanı Trump'ın 15 maddelik bir barış planı ve bir aylık geçici ateşkes önerdiği iddia edilse de, İran yönetimi Washington ile doğrudan müzakereyi reddetmektedir.

2. Enerji Piyasalarındaki Kritik Gelişmeler

Savaşın başlamasından bu yana enerji fiyatlarında aşırı volatilite gözlemlenmektedir:

  • Petrol Fiyatları: Brent petrolün varil fiyatı çatışmaların başında 120 doları aşarak rekor kırmış, Mart sonu itibarıyla diplomatik çabaların etkisiyle 100 dolar sınırında (99-101 dolar bandı) seyretmektedir.

  • Doğal Gaz Krizi: Avrupa'daki doğal gaz fiyatları savaş öncesine göre %85'ten fazla artış göstermiştir. Katar'ın "mücbir sebep" ilan etmesiyle LNG sevkiyatları büyük ölçüde durmuştur.

  • Hürmüz Boğazı Kilidi: Dünyadaki petrol trafiğinin %20'sinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nda gemi hareketliliği %90 oranında azalmıştır. Boğaz fiilen bir "savaş operasyon alanı" ilan edilmiştir.

    3. Risk Analizi ve Gelecek Projeksiyonu

  • Enflasyon Baskısı: Savaşın uzaması durumunda küresel enflasyona ek %0,8'lik bir yük binmesi ve küresel GSYH büyümesinin %0,6 oranında gerilemesi beklenmektedir.

  • Gıda Güvenliği: Yakıt ve gübre fiyatlarındaki artışın, 45 milyon kişiyi daha gıda güvensizliğiyle karşı karşıya bırakabileceği uyarısı yapılmaktadır.

  • Alternatif Rotalar: Basra Körfezi'nden çıkış kapalı olduğu sürece boru hatları (Kuzey Irak-Türkiye gibi) piyasaların tek nefes borusu olmaya devam edecektir.

    Sektörel ve Bölgesel Etkiler

AlanEtki DüzeyiGelişme
HavacılıkKritikJet yakıtı maliyetlerinin iki katına çıkmasıyla bilet fiyatları hızla yükseldi.
SanayiYüksekAvrupa'da kimya ve kağıt gibi enerji yoğun sektörlerde üretim durma noktasına geldi.
TürkiyeOrta-DüşükTürkiye, Hürmüz'e bağımlı olmadığını, 12 farklı ülkeden LNG tedarik ettiğini açıkladı.
Irak PetrolüStratejikHürmüz'ün kapanmasıyla Irak petrolünün Türkiye üzerinden (Adana/Ceyhan) sevkiyatı hayati önem kazandı.

25 Mart 2026 Çarşamba

Bir Kitaba Dokunmak

 

Kütüphaneler, yalnızca kitapların bulunduğu yerler değildir. Aynı zamanda kültürü ve bilgiyi nesilden nesile aktaran, içinde âdeta farklı dünyalara açılan kapıları barından mekânlardır. Kitapseverler için bu mekânlar, keşif ve huzur dolu bir dünya sunar. Raflarda uçuşan kelimeler, eski dost gibi karşılanan kitaplar ve farklı hikâyeler burada bir araya gelir. Kitaplarla ilişkisi sadece okumakla sınırlı kalmayan, okuduklarını yorumlayarak özgün bir biçimde nice eserler ortaya koyan yazarların da dilinden düşmez kütüphanelerin önemi. Tarih boyunca kütüphaneler, bilginin saklandığı ve üretildiği merkezler olmuştur. Zira kütüphaneleri olan bir şehir, medeniyetin göstergesidir. Kitaplarını toplumla paylaşan, yeni kütüphaneler kuran kişiler sayesinde kütüphaneler, medeniyetin önemli bir parçası olmaya devam etmektedir. Dijitalleşmeyle birlikte kütüphaneler değişim geçirse de kitaplarla fiziksel temas, birçok kişi için hâlâ vazgeçilmezdir.

Kaynak: Diyanet Takvimi

25 Mart 2026

23 Mart 2026 Pazartesi

Yüzyılın jeopolitik kırılması


Dünya düzeni, 2026 yılının ilk çeyreğinde tarihin en keskin ve tehlikeli virajlarından birini dönüyor. Bir yanda kuzeyde statüko savaşının yıpratıcılığıyla devam eden Rusya-Ukrayna krizi, diğer yanda 28 Şubat 2026 itibarıyla ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı doğrudan askeri müdahaleler, küresel sistemin çatırtılarını sokağa kadar indirmiş durumda. Bu kez savaş sadece cephedeki askerlerin tüfek mermileriyle değil; sunuculardaki verilerle, boru hatlarındaki petrolle ve stratejik altyapı tesisleriyle veriliyor. Yaşananlar, klasik bir bölgesel çatışmanın çok ötesinde, hegemonik bir bayrak değişiminin ve küresel kaynakların yeniden paylaştırılmasının sancılı doğumudur.

Dijital ve fiziksel imha

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik operasyonları, modern savaş literatürüne "altyapı imhası üzerinden caydırıcılık" olarak geçiyor. Hedef alınan noktalar artık sadece askeri kışlalar değil. Mart 2026’daki güncel raporlara göre, İran’ın dijital ekosistemi hem kinetik saldırılarla hem de sofistike siber operasyonlarla felç ediliyor. Tahran’daki veri merkezleri, radar sistemleri ve iletişim altyapıları, karşı tarafın karar alma mekanizmalarını kör etmek amacıyla vuruluyor. İran’ın buna karşılık bölgedeki ABD müttefiki ülkelerde yer alan teknoloji devlerine ait veri merkezlerini hedef aldığına dair iddialar ise savaşın "refah güvenliğini" nasıl sabote ettiğini gösteriyor. Bu noktada savaş, fiziksel bir yıkımdan ziyade, rakibin küresel ekonomi ve dijital ağlarla olan bağını koparma yarışına dönüşüyor.

Atlantik'teki çatlak

Küresel sistemdeki bu sarsıntı, sadece Orta Doğu’daki sıcak çatışmalarla değil, aynı zamanda Batı ittifakının ana omurgası olan NATO içindeki derin güven bunalımıyla da perçinlenmektedir. ABD Başkanı Trump’ın, müttefiklerinden beklediği askeri ve mali desteği alamadığı gerekçesiyle NATO’dan çekilme tehditlerini 2026’nın bu kritik eşiğinde yinelemesi, Avrupa’nın güvenlik mimarisinde devasa bir boşluk yaratmıştır. Washington’ın "önce Amerika" (America First) diyerek izolasyonist bir tutuma bürünmesi, özellikle savunma harcamalarında yetersiz kalan Avrupa başkentlerinde bir panik havası estirirken; bu durum Türkiye için yeni bir stratejik özerklik alanı açmaktadır.

NATO’nun geleceğinin tartışmaya açıldığı bir dönemde Türkiye, ittifakın en büyük ikinci ordusu ve operasyonel tecrübesi en yüksek gücü olarak, Batı için vazgeçilemez bir "güvenlik sağlayıcı" konumuna evrilmiştir. ABD’nin müttefiklerini stratejik bir belirsizliğe terk ettiği bir senaryoda, Türkiye’nin hem bir NATO üyesi hem de bölgesel bir oyun kurucu olarak sunduğu bağımsız politikalar, Ankara’yı "istikrarın merkezi" haline getirmektedir.

Hürmüz düğümü ve Türkiye’nin enerji koridoru

Bu kaotik denklemde en kritik düğüm noktası hiç şüphesiz Hürmüz Boğazı’dır. Mart 2026 itibarıyla Boğaz’ın fiilen kapatılması ve tanker geçişlerinin durdurulması, dünya ekonomisi için tam bir "elektroşok" etkisi yaratmıştır. Enerji fiyatlarındaki önlenemez yükseliş, sanayi üretiminden gıda güvenliğine kadar her alanda maliyetleri yukarı çekerken, küresel arz zincirinin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır. Ancak her kriz, kendi alternatifini doğurur. Hürmüz’deki tıkanıklık, gözleri yıllardır âtıl duran karasal rotalara çevirdi.

Bu noktada, Kerkük-Ceyhan hattı olarak bilinen güzergâhın, Bağdat ile Erbil arasındaki uzlaşıyla yeniden aktif hale gelmesi, jeopolitik satranç tahtasında Türkiye’yi "vazgeçilmez terminal" konumuna yükseltmiştir. Deniz yollarının güvensizleştiği bir dünyada, Türkiye üzerinden akan güvenli enerji koridoru, sadece ekonomik bir kazanç değil, devasa bir stratejik kozdur. Türkiye, enerjinin sadece kullanıcısı değil, dağıtıcısı ve güvenli limanı olarak masadaki yerini tahkim etmiştir.

Körfez’in yeni güvenlik mimarisi ve Türk Savunma Sanayii

Bu stratejik yükselişin en somut yansıması, önümüzdeki dönemde Körfez sermayesinin ve güvenlik arayışının rotasını çok daha güçlü bir ivmeyle Ankara’ya kırmasıyla görülecektir. Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Suudi Arabistan, Katar ve Kuveyt gibi ülkeler için İran ile yaşanan gerilim ve Hürmüz Boğazı’nın güvensizleşmesi, artık sadece geçici bir sorun değil, varoluşsal bir tehdit olarak kalmaya devam edecektir. Batılı müttefiklerin bölgedeki güvenlik garantilerinin giderek daha maliyetli ve siyasi şartlara bağlı hale gelmesi, Körfez başkentlerini "test edilmiş, maliyet etkin ve politik ambargolardan ari" olan Türk savunma çözümlerine çok daha yoğun bir şekilde yönlendirecektir.

Türkiye’nin İHA/SİHA sistemlerinden deniz platformlarına ve yerli mühimmatlarına kadar uzanan geniş ürün yelpazesi, bu ülkeler için sadece bir silah alımı değil; aynı zamanda Batı’ya olan tek taraflı bağımlılığı kökten kıran stratejik bir çeşitlendirme hamlesi olma potansiyelini taşımaktadır. Savunma sanayiindeki bu derinleşen iş birliği, Türkiye’yi Körfez’in yeni güvenlik mimarisinin teknolojik omurgası haline getirecektir. Silah ihraç edilen veya teknolojik ekosistemi paylaşılan her ülke, doğal bir süreçle Türkiye’nin stratejik yörüngesine dahil olacaktır. Neticede, Türk teknolojisiyle tahkim edilmiş bir Körfez seması, Türkiye’nin jeopolitik nüfuz alanının sınırlarını Basra’nın derinliklerine kadar genişletecek ve Ankara’yı bölgenin bir numaralı güvenlik partnerine dönüştürme potansiyelini taşımaktadır.

Bir "Huzur ve güven adası" olarak Türkiye

Hegemonik geçiş perspektifinden baktığımızda, ABD’nin bölgedeki mutlak hakimiyetinin maliyetler nedeniyle aşınması ve İran gibi bölgesel aktörlerin bu boşluğu zorlaması, her iki taraf için de büyük bir güç erozyonuyla sonuçlanmaktadır. Savaşan her aktör, askeri ve ekonomik kaynaklarını tüketirken; Orta Doğu’nun diğer ülkeleri de bu yangının sıçrayan kıvılcımlarıyla zayıflamaktadır. Yatırımların durduğu ve güvenliğin lüks haline geldiği bir coğrafyada, güç dengeleri sessizce ama derinden değişmektedir.

İşte tam bu noktada Türkiye’nin konumu, bilimsel bir "anomali" kadar dikkat çekicidir. Çevresindeki tüm bu yangın yerine rağmen Türkiye, bir "huzur ve güven adası" olarak kalmayı başarmıştır. Bu başarı, sadece pasif bir seyirci kalmaktan değil, aktif bir "güç biriktirme" stratejisinden kaynaklanmaktadır. Türkiye, çatışmanın içine çekilmek yerine, rasyonel bir mesafe koyarak kendi savunma sanayiini küresel bir marka haline getirmiştir. İHA ve SİHA sistemlerinden yerli mühimmatlara kadar uzanan bu teknolojik atılım, Türkiye’nin nüfuz alanını sadece askeri olarak değil, diplomatik olarak da genişletmektedir.

Yeni güç merkezi

Türkiye’nin izlediği bu yol, askeri gücün ekonomik akılla birleştiği bir modeldir. Rusya ve Ukrayna arasında yürüttüğü arabuluculuk rolü, tahıl koridoru gibi hayati mekanizmalardaki kilit pozisyonu ve şimdi de Orta Doğu’daki enerji rotalarının hamisi olması, Ankara’yı küresel bir kilit taşına dönüştürmüştür. Savaşan komşuların sermayesi, lojistik ihtiyacı ve güvenlik talebi doğal bir akışla Türkiye’ye yönelmektedir. Bu, jeopolitik risklerin fırsata çevrildiği rasyonel bir devlet aklının sonucudur.

Sonuç olarak, değişen dünya düzeninde artık sadece en çok silahı olan değil, en güvenli rotayı sunan ve teknolojisini ihraç edebilen kazanmaktadır. İran ve bölge ülkeleri çatışmaların maliyeti altında güç kaybederken, Türkiye kendi iç cephesini tahkim ederek ve savunma sanayii merkezli bir büyüme stratejisi izleyerek 21. yüzyılın önemli güç merkezlerinden biri olduğunu tescil etmektedir. Etrafı alevlerle çevrili bir coğrafyada, bu ateşe odun taşımak yerine o ateşi kontrol edebilecek bir enerji ve savunma mimarisi inşa etmek, Türkiye’nin önümüzdeki on yıllardaki kaderini tayin edecektir. Görünen o ki; Eski dünyanın sarsıntıları devam ederken, yeni dünyanın temelleri Ankara merkezli bir stratejik akılla atılmaktadır.