Dereler suyun en az aktığı zaman dikkate alınıp daraltılır, etrafı da buna göre imar edilirse seller ve su baskınları sonucunda afetler kaçınılmaz olur. Halbuki ortalama otuz yılda bir azgın şekilde akan dereler için daima bu hali dikkate alınacak şekilde yatak genişliği bırakılmalıdır. Ama bırak(a)mıyoruz.
Su debisinin en düşük olduğu dönemler baz alınarak dere yataklarının daraltılması ve çevre alanların bu daraltılmış yatağa göre imara açılması, yaşanan taşkın felaketlerini kaçınılmaz kılmaktadır. Oysa dere yatağı genişlikleri, yaklaşık otuz yıllık tekrarlanma periyoduna sahip maksimum taşkın debileri esas alınarak planlanmalı ve korunmalıdır. Buna karşın, teknik gereklilikler ve planlama esasları bilindiği halde, sahada ve imar uygulamalarında bu koruma payını hayata geçirmekte yetersiz kalıyoruz.
Derelerin yatak genişliği belirlenirken suyun en az aktığı kurak dönemler esas alınıp daraltma yapılıyor ve çevre parseller bu daraltılmış kesite göre imara açılıyor. Sonucunda karşılaştığımız bu yıkıcı taşkın felaketleri ise kaçınılmaz hale geliyor. Oysa dere yatakları; suyun en durgun anına göre değil, ortalama otuz yılda bir tanık olduğumuz en coşkun ve maksimum taşkın debileri dikkate alınarak boyutlandırılmalıdır. Ne var ki doğanın bu değişmez kuralını ve teknik zorunlulukları çok iyi bilsek de arazi kullanımında ve imar uygulamalarında o hayati payı korumayı bir türlü başaramıyoruz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder