29 Ağustos 2026 Cumartesi

Doğanın Hafızasını Silmek: Dere Yatakları ve İmar Yanılsaması


Şehirleşme baskısı ve arazi rantı arttıkça, doğanın en temel kurallarından birini göz göre göre çiğnemeye devam ediyoruz: Derelerin hafızasını yok saymak.

Günümüzde dere yataklarının genişliği belirlenirken sıklıkla yapılan en büyük teknik hata, suyun çekildiği, kurak veya en az aktığı dönemlerin esas alınmasıdır. Dere yatağı yapay müdahalelerle daraltılmakta, ardından etrafındaki alanlar bu dar kesite göre imara açılmaktadır. Sonucunda karşılaştığımız yıkıcı taşkın felaketleri ve can/mal kayıpları ise ne yazık ki kaçınılmaz birer "afet" hâline gelmektedir.

30 Yıllık Kural: Doğanın Değişmez Debisi

Oysa hidroloji ve mühendislik esasları son derece nettir: Dere yatakları suyun en durgun, en zararsız anına göre değil; ortalama 30 (ve hatta 50-100) yıllık tekrarlanma periyoduna sahip maksimum taşkın debileri dikkate alınarak boyutlandırılmalı ve korunmalıdır.

Su, kendi yolunu asla unutmaz. Otuz yılda bir de gelse, o coşkun ve çılgın debi geldiğinde yatağına sığmaz; hakkı olanı geri alır. Doğanın bu değişmez kuralını, teknik gereklilikleri ve planlama esaslarını çok iyi bildiğimiz halde; ne yazık ki sahada, arazi kullanımında ve imar uygulamalarında o hayati koruma payını hayata geçirmeyi bir türlü başaramıyoruz.

Biliyoruz Ama Neden Uygulayamıyoruz?

Teknik bilginin ve mevzuatın varlığına rağmen sahada yaşanan bu yetersizlik, sadece bir mühendislik hatası değil, aynı zamanda bütüncül bir planlama ve denetim zafiyetidir.

  • Geçici kuraklık dönemlerini kalıcı durum sanmak,
  • Daraltılan dere yataklarını beton kanallara hapsetmek,
  • Havza ölçekli planlama yerine parsel bazlı imar kararları almak, afetlere davetiye çıkarmaktır.

Sonuç: Doğayla İnatlaşmak Yerine Uyum


Dere yataklarını daraltarak elde ettiğimiz birkaç metrekarelik imar alanı, taşkın anında milyonlarca liralık zarara ve telafisi imkânsız acılara dönüşmektedir. Artık teknik doğruları sadece raporlarda bırakmak yerine, imar planlarının ve saha uygulamalarının değişmez bir kuralı hâline getirmek zorundayız. Şehirlerimizi inşa ederken dereleri suyun en az aktığı zamana göre değil, en coşkun aktığı anın gücünü hesaba katarak planlamalıyız. Çünkü doğayla inatlaşmanın kazananı hiç olmamıştır; olmayacaktır.

Hiç yorum yok: