10 Haziran 2025 Salı

Ticaret Gerilimleri, Enerji Fiyatları ve Türkiye

ABD ile Çin arasındaki ticaret çekişmeleri, Rusya-Ukrayna çatışmasının enerji piyasalarına yansımaları ve Avrupa Birliği’nin (AB) ticaret politikalarında sertleşen tutumu, küresel ekonomide dalgalanmalara yol açıyor. Peki, bu çalkantılı ortamda Türkiye nerede duruyor ve nasıl bir yol izlemeli?

Ticaret Çekişmelerinin Gölgesinde Küresel Piyasalar

ABD Başkanı Donald Trump’ın çelik ve alüminyum ithalatına yönelik gümrük tarifelerini %50’ye çıkarma planı, piyasalarda endişe yarattı. Çin’in misilleme sinyalleri ve AB’nin karşı hamle hazırlıkları, küresel ticaret dengelerini sarsıyor. Euro/Dolar kuru 1.14’ü aşarak 44.5 TL’ye ulaşırken, Türkiye gibi gelişen ekonomiler bu fırtınadan etkileniyor. İthalat maliyetlerinin artması, enflasyonu körüklerken, ihracatçıların rekabet gücü de baskı altında. Ancak bu kaos, Türkiye için bir fırsat penceresi açabilir. Gümrük Birliği’nin modernizasyonu ve AB ile daha sıkı ekonomik bağlar, Türkiye’yi bu çekişmelerde avantajlı bir konuma taşıyabilir. Soru şu: Ankara, bu stratejik hamleyi yapacak cesareti gösterebilecek mi?

Enerji Fiyatlarındaki Dalgalanma ve Türkiye’nin Enerji Güvenliği

Rusya-Ukrayna arasındaki gerilim, petrol fiyatlarını %2.5 artırırken, OPEC+’ın üretim artırma kararı Brent petrolü 64.92 dolara çekti. Bu çelişkili dinamikler, enerji piyasalarında belirsizliği derinleştiriyor. Türkiye, enerji ithalatına bağımlı bir ülke olarak bu dalgalanmalardan doğrudan etkileniyor. Akaryakıt ve doğalgaz fiyatlarındaki artış, hane halkının bütçesini zorlarken, sanayinin maliyetlerini yükseltiyor. Öte yandan, yenilenebilir enerjiye geçiş ve bölgesel enerji işbirlikleri, Türkiye için bir çıkış yolu olabilir. Romanya’daki Avrupa yanlısı seçim zaferi, Türkiye’nin Karadeniz’deki enerji projelerinde yeni ortaklıklar kurma şansını artırıyor. Türkiye, bu fırsatı değerlendirerek enerji güvenliğini güçlendirebilir mi?

Para Politikaları ve Ekonomik Belirsizlik

Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) faizleri %2.25’e indirme beklentisi, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) %42.5’lik faizi sabit tutma duruşuyla tezat oluşturuyor. Küresel faiz indirimleri, Türkiye’deki yatırımcılar için döviz kurları ve enflasyon üzerinde baskı yaratabilir. Yüksek faiz, kısa vadede enflasyonu dizginlese de, uzun vadede ekonomik büyümeyi yavaşlatma riski taşıyor. TCMB’nin bu dengeyi nasıl sağlayacağı, sadece ekonomi uzmanlarını değil, sokaktaki vatandaşı da ilgilendiriyor. Zira kredi faizleri, tasarruf kararları ve geçim derdi, bu politikaların doğrudan yansıması.

Türkiye’nin Stratejik Seçimi

Küresel ekonomideki bu çalkantılar, Türkiye’yi bir yol ayrımına getiriyor. Ticaret gerilimlerinde tarafsız bir aktör olarak pozisyon almak, enerji güvenliğinde bölgesel liderlik hedeflemek ve para politikasında dengeli bir yaklaşım benimsemek, Türkiye’nin elindeki kartlar. Romanya gibi yeni müttefiklerle işbirliği, AB ile ekonomik bağları güçlendirme ve yenilenebilir enerjiye yatırım, bu kartları doğru oynama fırsatını sunuyor. Ancak bu fırsatları değerlendirmek, cesur ve vizyoner adımlar gerektiriyor.

Türkiye’nin küresel sahnede daha güçlü bir oyuncu olması için bu fırtınalı günler, sadece bir kriz değil, aynı zamanda bir dönüşüm fırsatı. Türkiye’nin bu şansı nasıl kullanacağını hep birlikte izleyelim.

4 Haziran 2025 Çarşamba

Türkiye'nin Suriye'nin yeniden inşasındaki stratejik rolü

Şam’ın savaşla yıpranmış sokaklarında, umut yeniden filizleniyor. Yıkıntılar arasında yükselen Şam Uluslararası İnşaat Fuarı’nda Türk bayrakları dalgalanıyor; Kalyon, Cengiz ve diğer Türk holdingleri, 7 milyar dolarlık enerji ve altyapı anlaşmalarıyla Suriye’nin yeniden inşasında başrolü kapmış durumda. Geçici Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara’nın 27 Mayıs 2025’teki İstanbul ziyareti, bu sürecin diplomatik temelini atarken, Türkiye’nin attığı bu stratejik hamle, sadece ekonomik bir fırsat değil, aynı zamanda Ortadoğu’nun geleceğini şekillendirme iddiası taşıyor. Peki, bu hamle Türkiye’yi nereye taşıyacak? 7 milyar dolarlık bir bahis, bölgesel bir mirasa dönüşebilir mi?

Türkiye ekonomisi, 2025’in ilk çeyreğinde %2’lik büyüme ile “ılımlı” bir performans sergiledi. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in işaret ettiği gibi, dezenflasyon süreci devam ederken, kur korumalı mevduat 18,8 milyar dolara geriledi ve döviz mevduatı 1,34 milyar dolar azaldı. Borsa İstanbul ise 9.161,46 puana düşerek kırılgan bir tablo çiziyor. Bu ortamda, Suriye’nin yeniden inşası, Türk ekonomisi için bir can simidi olabilir. Türk müteahhitlik sektörü, küresel çapta 482 milyar dolarlık proje hacmiyle zaten ikinci sırada. Suriye’deki 7 milyar dolarlık anlaşmalar, enerji santrallerinden karayollarına, hastanelerden okullara uzanan projelerle, Türkiye’nin ihracatını artırabilir ve işsizlik oranını (%8,6, Mart 2025) aşağı çekebilir. Örneğin, sadece enerji projeleri, Türkiye’nin 2024’te 12,3 milyar dolar olan enerji ithalatına bağımlılığını azaltacak bölgesel bir ağ oluşturabilir.

Ancak bu hamle, sadece ekonomik bir denklem değil. Suriye’nin yeniden inşası, Türkiye’nin dış politikada oynadığı bir satranç oyunu. ABD ve AB’nin 25 Mayıs’ta Suriye’ye yönelik yaptırımları kaldırması, Şam’ı küresel ekonomiye yeniden açtı. Türkiye, bu fırsatı ilk yakalayan oldu. Şara’nın İstanbul’da mülteci dönüşü için “güvenli bölgeler” vaadi, Türkiye’deki 3,6 milyon Suriyeli mültecinin geleceği için umut ışığı. 2024 verilerine göre, Türkiye mültecilere 40 milyar dolar harcadı; geri dönüşler, bu yükü hafifletebilir. Ancak Suriye’nin siyasi istikrarsızlığı ve güvenlik riskleri, bu planı tehdit ediyor. Örneğin, Halep’te hâlâ devam eden düşük yoğunluklu çatışmalar, inşaat projelerini sekteye uğratabilir.

Küresel bağlamda, Türkiye’nin Suriye’deki rolü, Rusya ve İran gibi aktörlerle rekabeti de içeriyor. Gazprom’un Çin’e 100 milyar metreküp doğal gaz sevkiyatı yaptığı bir dünyada, Suriye’deki enerji projeleri, Türkiye’yi bölgesel enerji merkezi yapma yolunda stratejik bir adım. Ancak, İran’ın Şam’daki tarihsel nüfuzu ve Körfez ülkelerinin finansal gücü, Türkiye’nin karşısındaki rakipler. Üstelik, AB’nin Suriye’ye yardım için ayırdığı 2,1 milyar euroluk fon, Batılı şirketlerin de pastadan pay alma yarışına gireceğini gösteriyor. Türkiye’nin bu rekabette öne çıkması, şeffaflık ve proje kalitesine bağlı. Yolsuzluk iddiaları veya kalitesiz projeler, Türk firmalarının küresel itibarına zarar verebilir.

İnsan hikayeleri, bu ekonomik ve siyasi tablonun kalbi. Şam’da bir Türk müteahhidin inşa ettiği okulda okuyan Suriyeli bir çocuk, savaşın travmasını atlatabilir mi? Halep’te bir Türk mühendisin kurduğu elektrik şebekesi, bir ailenin evini yeniden ısıtabilir mi? Bu projeler, sadece betonla değil, umutla örülüyor. Türk şirketlerinin yerel halkla iş birliği, iki ülke arasında köprü kurabilir. Ancak, Suriyeli işçilerin istihdamı ve adil ücret politikaları, bu sürecin toplumsal kabulünü belirleyecek.

Türkiye, Suriye’yi inşa ederken kendi bölgesel mirasını mı yazıyor? 7 milyar dolarlık anlaşmalar, sadece ekonomik bir başlangıç. Başarı, şeffaf yönetim, güvenlikli bir Suriye ve Batı ile dengeli ilişkilerle mümkün. Şam’daki fuarda dalgalanan Türk bayrakları, bir umudu temsil ediyor: Savaşın yaralarını saran bir Suriye, Türkiye’nin liderliğinde yeniden doğabilir. Ancak bu yolda, her tuğla dikkatle yerleştirilmeli. Türkiye, bu şansı bir mirasa dönüştürebilecek mi? Cevap, Şam’ın sokaklarında, Türk ve Suriyeli ellerin birlikte inşa edeceği gelecekte yatıyor.

3 Haziran 2025 Salı

İş ve Mesleklerin Geleceği: Fırsatlar ve Sınırlılıklar

 

Çalışma hayatıyla ilgili sıkça başvurulan iş, iş gücü ve istihdam ilişkileri son 20 yıldır büyük bir dönüşüm geçirmektedir.  Bu dönüşüme neden olan birçok etken olsa da üretim ve tüketim modellerindeki değişim, küreselleşme, bilgi ve iletişim teknolojilerindeki ilerleme ve özellikle son yıllarda yapay zekâ ve dijital teknolojilerin gelişimi temel etkenler arasında sayılabilir. Dördüncü endüstriyel devrim (Endüstri 4.0) ve sanayi sonrası toplum olarak da adlandırılan bu süreçle birlikte iş gücü; bilgi ve uzmanlık gerektiren profesyonel işlere yönelmiştir. Dolayısıyla artık günümüzde çalışma yaşamı, bedensel güç gerektiren mavi yakalı işler yerine zihin emeğine dayalı beyaz yakalı işlerin hâkim olduğu bir yapıya sahiptir. Nitekim bu durum istihdamın sektörel dağılımında yaşanan değişimi gösteren somut bir şekilde görülmektedir. Son 20 yılda OECD ülkelerinde de Türkiye’de de iş gücünde tarım sektörünün oranı azalırken hizmetler sektörünün oranı artmaktadır. Ancak OECD ülkelerinde sanayiden hizmetlere istikrarlı bir değişim yaşanırken Türkiye’de bu değişim tarımdan hizmetlere doğru gerçekleşmiştir. Türkiye bu değişime rağmen hâla hizmetler sektöründe, OECD ülkelerinin gerisinde kalmaktadır.

İş gücünde yaşanan bu değişim istihdam edilenlerin yıllara göre meslek grupları içerisindeki oranlarında da görülmektedir. Özellikle 2010-2022 arasında büro ve müşteri hizmetlerinde çalışanlar, hizmet ve satış elemanları en yüksek artış gösteren meslek grupları arasındadır. Buna karşın tarımsal işlerde çalışanların oranının düştüğü ve buradan niteliksiz işlerde çalışanlara doğru bir geçiş olduğu görülmektedir. Ancak iş gücünün ve istihdamın tarımdan hizmetlere doğru geçiyor olması Türkiye’nin sanayi sonrası bilgi toplumuna doğru ilerlediğini gösterse de nitelikli iş gücünün artışıyla istihdam arasında doğru bir orantı sağlanamamıştır. Bu durum da işsizlik gibi toplumsal sorunları ortaya çıkarmaktadır.

Türkiye’de çalışma yaşamıyla ilgili bu değişimler ön plana çıkarken Dünya’da mevcut otomasyon, yapay zekâ ve dijital teknolojilerin ekonomi üzerindeki etkisi giderek artmakta, bu durumun iş ve mesleklerin geleceğini nasıl etkileyeceği konusunda tartışmalar yürütülmektedir. Nitekim Dünya Ekonomi Forum’unun (World Economic Forum) hazırladığı “Geleceğin İşleri Raporu”na göre (Future of Jobs Report 2023) iş gücü piyasaları; yapay zekânın çağ atlamasıyla yaşanan teknolojik gelişmelerin yanı sıra ekonomik, jeopolitik bozulmalar ve artan sosyal ve çevresel baskılardan dolayı dönüşüm geçirmektedir. Buradan hareketle raporda 2023-2027 yılları arasında makro ekonomik trendler ve teknoloji trendlerinin işler ve beceriler üzerindeki etkisi araştırılmaktadır.

Makro trendlerin iş üzerindeki etkisini küresel ve Türkiye boyutuyla karşılaştırmalı bir şekilde gösteren şekilde görüldüğü üzere işletmeler tarafından önümüzdeki beş yıl içinde kuruluşları üzerinde en etkili net istihdam yaratan üç makro trend; iklim değişikliği kaynaklı yatırımların uyum faaliyetlerine yönlendirilmesi, yeni ve öncü teknolojilerin daha fazla benimsenmesi ve çevresel, sosyal ve yönetim standartlarının daha geniş çapta uygulanmasıdır. Ayrıca Türkiye’ye bu etkinin daha büyük oranda yansıdığı görülmektedir. Türkiye’de iş gücü küresel ekonomik trendleri henüz yakalayabilmiş değildir. Dolayısıyla ekonomik ve teknolojik anlamda yaşanacak gelişmeler Türkiye’de daha fazla etki yaratacaktır. Bu nedenle olumsuz durumlardan da daha hızlı bir şekilde etkilenecektir. Örneğin daha yavaş ekonomik büyüme, tedarik sıkıntısı ve artan girdi maliyetleri iş yıkımına neden olacaktır. Özellikle Türkiye’de bu oranın sırasıyla %-40 ve %-43 oranında gerçekleşeceği düşünülmektedir

Türkiye için %82 oranında, küresel boyutta ise %58 oranında istihdamın artışında büyük bir itici güce sahip olduğu görülmektedir. Dikkat çeken büyük farklılıklardan bir tanesi, yapay zekânın küresel boyutta yaratacağı istihdam %25.6 iken Türkiye’de %56 oranında olmasıdır. Bu durum Türkiye’nin yapay zekâ teknolojilerini iş gücünde kullanımında yaşadığı gecikmeden kaynaklanmaktadır. Ayrıca genel olarak Türkiye iş gücü, teknolojik gelişmelere uyum sağladığında küresel boyutta beklenen etkiden daha fazla olumlu bir etki beklenmektedir. Bu durum yaşanacak toplumsal gelişme ile birlikte eş zamanlı olarak ortaya çıkacak istihdamı göstermektedir. Ancak bunların sağlanabilmesi için nitelikli iş gücü oranının artması ve gerekli ekonomik şartlara sahip olunması gerekmektedir.

Makro trendlere ve teknolojiye uyum sağlamanın birçok anlamda istihdamı arttıracağı düşünülmektedir. Ancak raporda küresel boyutta 673 milyon işten 69 milyon yapısal bir iş istihdamı sağlansa da 83 milyonluk işin yok olacağı ortaya çıkmaktadır. Yaratılan istihdam ile yok olan işler karşılaştırıldığında iş gücünde 14 milyonluk net bir azalma meydana gelmektedir. Bu ise mevcut istihdamın %2’sine denk gelmektedir. Bu bağlamda gelecekte teknolojiyle ilgili en hızlı büyüyen yeni meslekler; yapay zekâ ve makine öğrenim uzmanları, sürdürülebilirlik uzmanları, iş zekâsı analistleri ve bilgi güvenliği analistleri olacaktır. Bunlara ek olarak ekonomiler yenilenebilir enerjiye doğru yöneldikçe enerji mühendisleri, güneş enerjisi kurulum ve sistem mühendisleri hızlı bir büyüme kat edecektir.

Teknolojik gelişmeler iş gücü için yeni istihdam alanları yaratırken eş zamanlı olarak bazı mesleklerin yok olmasına da neden olacaktır. Örneğin görselde büyüklüklerine göre en hızlı yükseliş gösteren ve en hızlı düşüş gösteren 10 meslek yer almaktadır. En hızlı düşüş gösteren mesleklerin büyük oranda büro veya sekreterlik işleri ile ilgili olduğu görülmektedir. Bunun yanı sıra güvenlik görevliliği, kasiyerlik ve posta servisi yapan memurlarının da mesleklerinde gelecek 5 yıl içerisinde düşüş yaşanması beklenmektedir.

Eğitim, tarım ve dijital ticaret alanlarıyla ilgili mesleklerde ise büyük ölçekli istihdam artışı beklenmektedir. Nitekim raporda özellikle tarımsal ekipman operatörlerine yönelik işlerin yaklaşık %30 oranında bir artış gerçekleşmesi bu artışın da 3 milyon ek istihdam yaratılacağı düşünülmektedir. Eğitim sektöründe yaklaşık %10 oranında bir büyüme ön görülürken mesleki eğitim öğretmenleri ve üniversite ve yükseköğretim elemanlarının mesleklerinde 3 milyonluk ek iş yaratması beklenmektedir. Dolayısıyla bazı mesleklerin iş gücünde istihdam oranı düşerken bazılarının ise artmaktadır. Önemli olan ülkelerin bu gelişmeleri dikkate alarak ekonomi politikalarını yapmaları ve uygulamalarıdır.

Değişen ve dönüşen çalışma yaşamına uyum sağlanabilmesi için iş yerlerinde çalışanlardan beklenen beceriler de farklılaşmaktadır. Nitekim çalışanlar için en önemli 10 beceri arasında ilk sırada analitik düşünme yer almaktadır. Beklenen bir diğer bilişsel beceri ise yaratıcı düşünmedir. Dayanıklılık, esneklik ve çeviklik ise öz yeterlilik becerisi olarak üçüncü sırada yer almaktadır. Dikkat çeken temel becerilerden altıncı sırada teknoloji okuryazarlığı bulunmaktadır çünkü dijital araçların etkin kullanımı artık iş dünyası için büyük bir gerekliliktir. Dijitalleşen ve küreselleşen dünyada işler de meslekler de değişmekte bu değişimle eş zamanlı olarak çalışanlardan da bu değişime uyum sağlayabilecekleri becerilere sahip olmaları beklenmektedir.

Sonuç olarak 2000 sonrası dünyada ve Türkiye’de sanayiden bilgi toplumuna geçiş hızlanmış dijital teknolojilerin çalışma yaşamına entegrasyonu ilerlemiştir. Bu gelişmeler iş gücünün sektörel dağılımını etkileyerek yeni iş ve istihdam yaratacağı gibi bazı işlerin de hızlı bir düşüş yaşamasına neden olacaktır. Özellikle Türkiye’nin makro ekonomik trendleri takip ederek, dijital teknolojileri çalışma yaşamına entegre etmesi gerekmektedir. Ancak gelecekte en hızlı düşüş yaşayacak meslek grupları Türkiye’nin mevcut iş gücünün yaklaşık %40’ına denk gelmektedir. Bu nedenle alınacak ekonomik kararlar ile mevcut iş gücünün yapısı dikkate alınmalı ve istihdam politikaları buna göre belirlenmelidir.


[1] WEF, “Future of Jobs Report”.

ChatGPT En Çok Hangi Meslekleri Etkileyecek?

 

https://www.ilkeanaliz.net/2023/05/18/chatgpt-en-cok-hangi-meslekleri-etkileyecek/ 

Mayıs ayı enflasyonu açıklandı. Enflasyon Mayıs ayında yüzde 1,53 oldu. Toplu sözleşme hükmüne göre memurlar, 2025'ün ilk yarısı için yüzde 6 zam aldılar. İlk 5 ayda enflasyon yüzde 15,09 oldu. Haziran ayında çıkacak enflasyon rakamları memurların alacağı enflasyon farkını da netleştirecek. Kamu personelinin Ocak ayında aldığı yüzde 6'lık zam, açıklanan enflasyon rakamlarına göre erimiş oldu. Yüzde 9,09 enflasyon farkı oluştu.

Mayıs ayı enflasyon rakamları açıklandı

 

Tüketici fiyat endeksi (TÜFE) yıllık % 35,41 arttı, aylık % 1,53 arttı

TÜFE'deki (2003=100) değişim 2025 yılı Mayıs ayında bir önceki aya göre % 1,53 artış, bir önceki yılın Aralık ayına göre % 15,09 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre % 35,41 artış ve on iki aylık ortalamalara göre % 45,80 artış olarak gerçekleşti.

TÜFE yıllık değişim oranları (%), Mayıs 2025

TÜFE gıda ve alkolsüz içeceklerde yıllık % 32,87 arttı

En yüksek ağırlığa sahip 3 ana harcama grubunun yıllık değişimleri; gıda ve alkolsüz içeceklerde %32,87 artış, ulaştırmada %24,59 artış ve konutta %67,43 artış olarak gerçekleşti. İlgili ana grupların yıllık değişime olan etkileri ise gıda ve alkolsüz içeceklerde %8,25, ulaştırmada %4,07 ve konutta %9,34 oldu.

TÜFE gıda ve alkolsüz içeceklerde aylık %0,71 azaldı

En yüksek ağırlığa sahip 3 ana harcama grubunun aylık değişimleri; gıda ve alkolsüz içeceklerde %0,71 azalış, ulaştırmada %2,66 artış ve konutta %2,99 artış olarak gerçekleşti. İlgili ana grupların aylık değişime olan etkileri ise gıda ve alkolsüz içeceklerde %-0,18, ulaştırmada %0,40 ve konutta %0,48 oldu. 

TÜFE ana harcama gruplarının yıllık değişim oranları ve genel endeks değişimine etkileri (%), Mayıs 2025

Endekste kapsanan 143 temel başlıktan (Amaca Göre Bireysel Tüketim Sınıflaması-COICOP 5'li Düzey) 2025 yılı Mayıs ayı itibarıyla, 28 temel başlığın endeksinde düşüş gerçekleşirken, 4 temel başlığın endeksinde değişim olmadı. 111 temel başlığın endeksinde ise artış gerçekleşti.

Özel kapsamlı TÜFE göstergesi (B) yıllık % 34,81 arttı, aylık % 2,25 arttı

İşlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç TÜFE'deki değişim, 2025 yılı Mayıs ayında bir önceki aya göre %2,25 artış, bir önceki yılın Aralık ayına göre %15,24 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre %34,81 artış ve on iki aylık ortalamalara göre %45,00 artış olarak gerçekleşti.

2025 Yılı ÜFE-TÜFE Oranları


Ocak - 2025ÜFE (%)TÜFE (%)
Bir Önceki Aya Göre3,065,03
Bir Önceki Yılın Aralık Ayına Göre3,065,03
Bir Önceki Yıla Göre27,2042,12
Oniki Aylık Ortalamalara Göre39,5056,35
Şubat - 2025ÜFE (%)TÜFE (%)
Bir Önceki Aya Göre2,122,27
Bir Önceki Yılın Aralık Ayına Göre5,247,42
Bir Önceki Yıla Göre25,2139,05
Oniki Aylık Ortalamalara Göre37,5553,83

Mart - 2025ÜFE (%)TÜFE (%)
Bir Önceki Aya Göre1,882,46
Bir Önceki Yılın Aralık Ayına Göre7,2310,06
Bir Önceki Yıla Göre23,5038,10
Oniki Aylık Ortalamalara Göre35,2351,26
Nisan - 2025ÜFE (%)TÜFE (%)
Bir Önceki Aya Göre2,763,00
Bir Önceki Yılın Aralık Ayına Göre10,1913,36
Bir Önceki Yıla Göre22,5037,86
Oniki Aylık Ortalamalara Göre32,6548,73

Mayıs - 2025ÜFE (%)TÜFE (%)
Bir Önceki Aya Göre2,481,53
Bir Önceki Yılın Aralık Ayına Göre12,9215,09
Bir Önceki Yıla Göre23,1335,41
Oniki Aylık Ortalamalara Göre30,1745,80