Filenin Sultanları bir kez daha göğsümüzü kabarttı, devasa bir mücadeleyle rakiplerini devirip dünya şampiyonluğuna ulaştı. Yürekten kutluyorum. Ancak bu tarihi başarı, arka planda yatan o bildik ve acı çelişkiyi bir kez daha gözler önüne seriyor.
Hatırlayalım; ikinci maçında elenerek Dünya Kupası’na veda eden A Milli Futbol Takımı’na 16 milyon dolar prim dağıtılmış, Bodrum’da villalar söz verilmişti. Dünya şampiyonu olan kadınlarımıza da prim verilecektir elbet; ancak mesele finansal rakamlardan ibaret değil. Asıl soru şu: Bu toplum, o kızlarımızın hak ettiği gerçek değeri ve nitelikli saygıyı verebilecek mi?
Bir toplumun kültür ve medeniyet düzeyinin en somut ölçütlerinden biri, bağ kurduğu ve değer verdiği spor dallarıdır. Bu noktada futbol, diğer branşlardan keskin biçimde ayrılıyor. Çim sahaların ötesine geçen futbol, kapitalizmin çarklarını döndüren küresel bir sektöre; kulüpler ise milyarderlerin ve küresel fonların vitrin aracına dönüştü.
Daha da önemlisi futbol, siyaset için bulunmaz bir aparattır. Zamanında Salazar ve Franco gibi liderlerin kitleleri afyonlamak için kullandığı ünlü "3F" formülü —Futbol, Fado ve Fiesta— bugün modern dünyada biçim değiştirerek varlığını sürdürüyor. Gerçek başarının hak ettiği değeri bulduğu, sporun şovdan ibaret görülmediği bir toplum düzeni dileğiyle...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder