22 Ağustos 2009 Cumartesi

Okullar 24 Eylül’de açılacak


2009-2010 öğretim yılı 24 Eylül Perşembe günü açılacak. Okul öncesi ve ilköğretim 1. sınıf öğrencileri ise 14 Eylül’de öğretime başlayacak.

2009-2010 eğitim-öğretim yılı Ramazan Bayramı’nın ardından 24 Eylül Perşembe günü başlayacak.

Okul öncesi ve ilköğretim 1. sınıf öğrencileri, uyum sağlayabilmek için bir hafta erken okula gidecek. Okul öncesi ve ilköğretim 1. sınıf öğrencileri ise okula 14 Eylül 2009 Pazartesi günü başlayacak.

2008-2009 öğretim yılı, 12 Haziran 2009 Cuma günü sona ermişti. Bakanlar Kurulu, ‘Türkiye’nin coğrafi konumu ve bölgeler arası iklim farklılıkları ile turizm sezonunun değişkenlik göstermesi nedeniyle öğrencilerin ve velilerin olumsuz etkilenmemesi için’ okulların açılış tarihini 24 Eylül 2009 Perşembe günü olarak kararlaştırdı. Okula uyum için, okul öncesi ve ilköğretim birinci sınıf öğrencileri, bir hafta erken okula başlayacak.

İlk tatil 22 Ocak 2010’da

2009-2010 eğitim-öğretim yılının ilk dönemi, 22 Ocak 2010 Cuma günü sona erecek. Yarıyıl tatili, 25 Ocak-5 Şubat arasında yapılacak. İkinci dönem, 8 Şubat Pazartesi günü başlayacak ve 18 Haziran’da yaz tatiline girilecek. Çalışma takvimi, bu tarihler dikkate alınarak, ‘Milli Eğitim Bakanlığı Örgün ve Yaygın Eğitim Kurumlarının Çalışma Takvimi’ örneği esaslarına göre, valiliklerce düzenlenecek. 2010-2011 eğitim-öğretim yılının da 13 Eylül 2010 Pazartesi günü başlaması kararlaştırıldı.

Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, daha önce yaptığı bir açıklamada, Ramazan Bayramı tatili nedeniyle eğitim-öğretim yılı başlangıç tarihinde değişikliğe gidildiğini ifade etmişti. Ramazan Bayramı 20-21-22 Eylül tarihlerine denk geliyor.

ATATÜRK EN KRİTİK GÖRÜŞME VE PAZARLIKLARDA BİLE KÜRTLERE GÜVENCE VERMEMİŞ


'Erzurum Kongresi bittikten sonra 12 aşiret reisine yazdığı mektuplarla, onların desteğini isterken bile, karşılığında en ufak bir ima yollu dahi olsa Kürtlere yönelik bir taviz vermedi'

Maltepe Üniversitesi'nden Yrd. Doç. Dr. Orhan Çekiç, Cumhuriyet'e yazdı:

Son günlerin gündem konusu “Kürt açılımı”. Hazır bir açılım söz konusu olmuşken de “Nereye kadar açılalım” sorusuna verilecek yanıta ışık tutması için belli Kürt çevreleri “...Zaten Atatürk de Kurtuluş Savaşı esnasında ‘Kürtlere özerklik’ sözünü vermişti, TBMM 10 Şubat 1922’de Kürtlere özerklik tanıyan bir yasayı bile kabul etmişti... En azından oraya kadar açılalım...” demeye getiriyorlar. Bu söylenenlerin birer söylenti olmaktan ileri gidebilir tarafı yoktur ve Gazi Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı öncesinde, esnasında veya sonrasında, en kritik dönemlerde dahi Kürtlere böyle bir taviz vermemiştir. 1918-1924 arası tüm gelişmeler bunun somut kanıtıdır.

Gazi Mustafa Kemal’in Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu öncesindeki evrelerde, “Kürtlere özerklik” anlamına gelecek bir söylemde bulunduğu hatta bunun eyleme de dönüşerek TBMM’den “gizli” bir yasa geçmiş olduğu iddiası, özellikle son dönemlerde çok sık dile getirilmektedir. Konunun kanıtı olarak da Gazi’nin daha ziyade 16-17 Ocak 1923’te İzmit’te İstanbul basını ile yaptığı konuşma ve Ahmet Emin Yalman’ın sorularına verdiği yanıtlar gösterilmektedir. Buna bağımlı olarak da, “…Kurtuluş Savaşı günlerinde Kürtlerin desteğini sağlayabilmek için bu sözleri verdi ama sonunda devleti kurunca, bu sözleri unuttu...” demeye getirmektedirler. İşin bu yanı pek fazla sesli ifade edilmese de söylenmek istenen budur ve bu söylenenler tarihi gerçeklerle örtüşmemektedir.

Hemen belirtelim ki iddia edildiği gibi 10 Şubat 1922 tarihinde bir Meclis oturumu yoktur ki, o gün bir kanun geçmiş olsun. Bunun bir an için Meclis’te değil de, bir tasarı olarak “Vekiller Heyeti” (Bakanlar Kurulu) toplantısında hazırlanmış olduğunu farz edelim; o zaman da “...Kanun neden gizli çıkarıldı? Kimden çekiniliyordu? Kanun uygulanmak için yapılır, gizli kanun kimin ne işine yarar? Gizli olduğuna göre belli ki usulüne uygun olarak ilan edilmemiş. Bu takdirde o metin ‘kanun’ hükmünde olur mu?..” gibi birçok soruya yanıt bulmamız gerekecektir. Sonuç olarak böyle bir kanun yoktur.

Oysa İzmit’te söyledikleri son derecede açıktır ve şudur: “Adım adım bütün memlekette ve geniş ölçüde doğrudan doğruya halk tabakalarının ilgili ve etkili olduğu ‘mahalli idareler’ kurulması iç ve dış siyasetimizin gereklerindendir. Kürtlerin oturduğu bölgelerde ise, hem iç siyasetimiz ve hem de dış siyasetimiz açısından adım adım mahalli bir idare kurulmasını gerekli bulmaktayız…” Söylediği budur.

Aslında Gazi, İstanbul basınıyla bu görüşmeyi 16-17 Ocak 1923 tarihinde yaparken, 20 Ocak 1921 Anayasası yürürlüktedir ve Gazi, basın mensuplarına sadece bu anayasanın ilgili maddelerinden söz etmektedir.

Gerçekten de 10. maddede “Türkiye coğrafi durum ve ekonomik ilişki bakımından illere, iller ilçelere bölünmüş olup, ilçeler de bucaklardan meydana gelmektedir” denilmektedir.

11. madde ise “İller, bölgesel işlerde tüzelkişiliğe ve özerkliğe sahiptir. İç ve dış siyaset, şeriata, adalete, askerliğe ait işler, milletlerarası ekonomik ilişkiler ve hükümetin genel vergileri ile faydası birden çok ili kapsayan hususlar müstesna olmak üzere; BMM’ce konulacak kanunlar gereğince vakıflar, okullar, eğitim, sağlık, tarım, bayındırlık ve sosyal yardım işlerinin düzenlenmesi ve yönetilmesi il meclislerinin yetkileri içindedir...” demektedir.

Bu artık anayasal bir hükümdür. Örneğin Kürt kökenli yurttaşlarımızın çoğunlukta yaşadığı bir ilde, bu il genel meclislerine seçilecek üyeler çoğunlukla Kürt kökenli olacakları için, bu yöre halkı yukarıda belirtilen konularda özerk olarak alacağı kararlar ve yapacağı uygulamalarla kendi kendilerini yönetmiş olacaklardır. Gazi’nin söylediği budur ve sadece budur. Bundan bir “otonomi” anlamında özerklik sonucu çıkarmak en hafifinden “yanlış değerlendirme” olur. Aksine, Ahmet Emin Yalman’a söylediği kelimesi kelimesine şudur:

“...Anayasa gereğince zaten bir tür yerel özerklikler oluşacaktır. O halde hangi livanın halkı Kürt ise, onlar kendi kendilerini özerk olarak idare edeceklerdir demektir... Şimdi TBMM hem Kürtlerin hem de Türklerin yetki sahibi vekillerinden oluşmuştur ve bu iki unsur bütün çıkarlarını ve kaderlerini birleştirmişlerdir. Yani onlar bilirler ki, bu ortak bir şeydir. Ayrı bir sınır çizmeye kalkışmak doğru olamaz.” (Bak. Mustafa Kemal, Eskişehir-İzmit Konuşmaları,1923, Kaynak Yayınları, 1999, s.103).

Bu ifade ne demek? Net bir şekilde, “Otonomi olmaz!” demek.

Kaldı ki 1923 yılına gelinceye kadar çok kritik dönemlerden geçilirken bile Kürtlere böyle bir taviz verilmemiştir. Örneğin Milli Mücadele’ye karşı ilk isyan hareketi, Mustafa Kemal Paşa’nın tam da Samsun’a çıktığı günlerde, Midyat, Nusaybin, Ömerkan, Dirilömer çevresinde İngiliz güdümünde ve desteğinde bir Kürt devleti kurmak için başlatılan Ali Batı Ayaklanması’dır. (11 Mayıs-18 Ağustos 1919). Bir taraftan ülke baştan aşağı işgal edilirken ortaya çıkan bu isyancılara en ufak bir taviz verilmemiş, anlaşma yoluna gidilmemiş, sonunda isyan bastırılmıştır.

Gene İngiltere ve Fransa’nın kışkırtmasıyla, Güneydoğu Anadolu’da bir Kürt devleti kurmak üzere Siverek civarında ortaya çıkan Milli Aşiret Olayı aynı şekilde zor da olsa bastırılmış ama bir taviz noktasına gelinmemiştir. (1 Haziran-6 Eylül 1920). Diğer bir aşiret isyanı Cemil Çeto Olayı’dır. (20 Mayıs-7 Haziran 1920). Nihayet tam da 2. İnönü Savaşı sürerken, Sıvas, Erzincan ve Tunceli bölgelerinde iki ay süreyle etkin olan Koçkiri Ayaklanması (6 Mart-17 Haziran 1921) bile sonucu değiştirmemiştir. Kaldı ki, bu isyanı çıkartanların amacı Zara, Divriği, Refahiye, Kuruçay ve Kemah havalisinde “özerk bir yönetim” kurmaktı. Durum son derecede kritikti. Yunan ordusu 2. İnönü Savaşı’nı kaybetmese, Ankara yolu açılmış ve her şey bitmiş olacaktı. O yüzden Çankaya Muhafız Birliği’nin 100 kişilik kuvveti dahi cepheye sürülmüştü. Buna rağmen Batı’da Yunanla, Doğu’da Kürt asileriyle mücadeleye girildi ama taviz verilmedi, böyle bir otonomi kabul edilmedi.

Erzurum Kongresi bittikten sonra 12 aşiret reisine yazdığı mektuplarla, onların desteğini isterken bile, karşılığında en ufak bir ima yollu dahi olsa Kürtlere yönelik bir taviz vermedi. (Bak. Orhan Çekiç, Samsun’dan Erzurum’a, Cumhuriyet Yayınları, İstanbul, 2007).

Bütün bunlara karşılık da, Kürt Sait İsyanı ve onu ileri yıllarda takip edecekler dahil hiçbir isyancıdan da, “...Bize Kurtuluş Savaşı esnasında yapacağımız hizmetler karşılığı ‘özerklik’ sözü verilmişti, sonra devlet kuruldu ama bu söz unutuldu. Bu nedenle silaha sarıldık, isyan ettik...” gibi bir savunma gelmedi. Bu kadar kritik dönemlerde bu tavizi vermeyen bir liderin, her zorluk aşıldıktan sonra 1923 yılında İzmit’te bir basın toplantısında böyle bir “otonomi”den bahsetmiş olabilmesi bütün bu açıklanan gerekçeler nedeniyle olanak dışıdır. Çünkü o liderin tek bir hedefi vardır: Tam bağımsız, egemen, çağdaş, laik, sosyal bir hukuk devleti niteliğinde bir ulus-devlet kurmak. Yaptığı da budur ve onu bu çizginin dışında gösterecek her çaba, sonuçsuz kalmaya mahkûmdur.



21 Ağustos 2009 Cuma

TRT'den 'şifresiz futbol' müjdesi


Türkiye Kupası maçları iki sezon boyunca TRT ekranlarından şifresiz ve ücretsiz olarak izleyiciyle buluşacak.

Türkiye Kupası maçları en yüksek teklifi veren TRT ekranlarından izleyiciyle buluşacak. Türkiye Kupasının isim hakkının pazarlama hakkı da TRT'ye ait olacak. Çok sayıda kuruluş ve firma da isim hakkı için TRT ile temaslara başladı.

Türkiye Kupası'nın yayın hakkına ilişkin resmi açıklama bugün (21.08.2009) Futbol Federasyonu'nca yapılacak.

5'er takımdan oluşan 4 grubun mücadelesi Ekim ayından itibaren TRT'den yayınlanacak. 33 maçlık kupa heyecanı Mayıs ayında noktalanacak.

Fenerbahçe kupa özlemine son verebilecek mi? Son şampiyon Beşiktaş yine kupayı kaldırabilecek mi? Yeni yıldızlarıyla güçlenen Galatasaray kupayı müzesine taşıyabilecek mi? İşte bu sorular cevabını TRT'de bulacak.

Futbolun kalbi sezon boyunca TRT'de atacak. Deneyimli kadrosuyla Türkiye'nin ekranı adeta bir futbol resitali sunacak.

Kupa heyecanı için 2 yıl boyunca adresiniz TRT olacak.

(TRT)

Mucize besin HURMA


Ramazanla birlikte sofraların baş tacı olan hurma meyve değil, sanki bir sağlık deposu.... İşte faydaları;


Mehmet Altan'ın Altınburç Yayınevi’nden çıkan "Çölden Gelen Şifa Hurma" adlı kitabında hurmanın faydaları sıralanıyor... Araştırmalar hurmanın kalp damar hastalıklarından ve kanserden korunmada etkin rol oynadığını gösteriyor.

İşte hurmanın sağlığa yararları:

BEYNİ GÜÇLENDİRİR

Hurma, baştan başlamak üzere vücudumuzun birçok organına elle tutulur, gözle görülür bir yarar sağlar. Hurmada bulunan fosfor, beynin ihtiyaçlarını karşılar. Yorgunluğa iyi gelir.

DİNLENDİRİR

Hurmanın etkili olduğu bir diğer alan da sinir sistemimizdir. Hurmanın dinlendirici bir özelliği vardır. Hurmada aynı zamanda B1 ve B2 vitaminleri bulunuyor. Bunlar da zihni ve sinir sistemini dinlendirici özelliğiyle de dikkat çekiyor.

ÇEKİRDEĞİNİ EMİN

Uzmanlar hurmanın aç karnına yenilmesinin daha sağlıklı olduğunu belirtiyor. Bunun yanı sıra kabuklarında ve çekirdeğine de bol miktarda vitamin olduğunu söyleyerek çekirdeğinin de emilmesini tavsiye ediyorlar.

ÖKSÜRÜĞÜN EN İYİ İLACI

Meyve olarak en iyi göğüs ilacı hurmadır. Hurma balgama, nefes borusuna ve öksürüğe iyi geliyor.

DAMAR SERTLİĞİNİ ÖNLER

Hurma, kan damarlarını yumuşatır ve damar sertliğini engelleri. Ayrıca kanı temizler ve tansiyonu da düzenler.

KOLESTEROL

Kahve ve yağ kandaki kolesterolün yükselmesinde etkendirler. Araplar bol miktarda kahve yerler ve araştırmalarda Araplarda bu hastalıktan eser olmadığı ortaya çıkmıştır. Bunun nedenin araştıran uzmanlar, Arapların kahve ve diğer içeceklerin yanında mutlaka hurma yediklerini öğrenmişler. Bu çalışmalara göre hurma kolesterole geçit vermiyor.

BÖBREK TAŞINI ÖNLER

Hurma böbreklerin yıkanmasına da yardım ederek böbreklerin daha iyi çalışmasını sağlar. Mesane ve böbrek iltihabına şifa verir. Hurmanın suyu böbrek taşlarının da parçalanmasında çok faydalı olur. 6 - 7 hurma parçalanarak bir bardak suya konur birkaç saat sonra süzülür ve ısıtarak günde iki defa içilir. Bu 15 gün yapılırsa böbrek taşlarını yok eder.

ÇAM FISTIĞIYLA BİRLİKTE

Hurma çam fıstığıyla yenirse karaciğer, temizler ve kuvvetlendirir. Aynı zamanda Şafra taşını da yok eder.

GÖZLERE VE KULAĞA BiRE BiR

Avitamini içeren hurma, gözleri kuvvetlendiriyor. Bazı kaynaklarda hurma yiyenlerde özellikle gece körlüğü ve diğer göz zaafiyetlerinin olmayacağı bilgisi yer alır. Hurmanın bunun yanı sıra göz sinirlerini kuvvetlendirici etkisi de bulunuyor. Her şeyin olduğu gibi hurmanın da fazla yenmemesi gerekiyor. İhtiyarlıkta oluşan kulak uğultusu duyma zafiyeti gibi kulak rahatsızlıklarında da faydalıdır.

İSHALE VE BASURA KARŞI!

Kişi ishal olduğu ve kustuğu zaman vücut çok su, tuz, potasyum, sodyum ve glikoz kaybeder. Hurmada ise bu unsurlardan bol miktarda bulunur. Böyle durumlarda hurma suyu hazırlanır. Ondan yeterli miktarda alınırsa kaybedilen minareller ve güç telafi edilmiş olur. Hurma’yı düzenli yemek aynı zamanda basuru da engeller. Basuru olanlara da şiddetinin hafiflemesine yardımcı olur.

Ramazanda su kaybına dikkat


- Sıcak havada oruç tutulurken günlük su ihtiyacının tamamının sahurda alınmaya çalışılmaması gerektiği belirtildi.

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Akbaş, yazın oruç tutmanın özellikle sıvı ihtiyacı açısından bazı sorunlara neden olabileceğini söyledi. Bir insanın günlük sıvı ihtiyacının 2 - 2,5 litre olduğunu belirten Dr. Akbaş, Online Sağlık'a yaptığı açıklamada, Ramazan ayında da bu miktarda sıvı tüketilmesine özen gösterilmesi gerektiğini vurguladı.

Dr. Murat Akbaş, Ramazan ayının yaz mevsiminin sonuna denk gelmesi nedeniyle kronik hastaların da doktor kontrolünde oruç tutmalarını tavsiye etti. Sıcak havanın etkili olduğu bugünlerde su tüketiminin büyük önem taşıdığını kaydeden Akbaş, "Günlük su ihtiyacının tamamı sahurda alınmaya çalışılmamalı. Sıvılar, iftardan itibaren yavaş yavaş alınmalı" dedi.

Sıcak nedeniyle sıvı kaybedenlerde bazı mineral kayıpları da olabileceğini bildiren Akbaş, "En büyük kayıp sodyumda ortaya çıkar. Sıcakta çalışanlar ve aşırı terleyenlerin kaybedilen sodyumu almaları için iftarda tuzlu ayran içmelerini öneriyoruz. Ramazanda su tüketimi ve kaybı hayati önem taşıyor. Sıcaklarda fazla su kaybı, hayati açıdan olumsuz sonuçlar doğurabilir" diye konuştu.

Ramazanda sahurun en önemli öğün olduğunu ifade eden Akbaş, "Sahurda ne kadar çok yenirse gün içinde o kadar az acıkılır" anlayışının yanlış olduğunu belirtti.

Besin öğelerinin iftardan sahura kadara azar azar ama sık alınması gerektiğini vurgulayan Akbaş, şunları söyledi:

"Ramazanda en çok karşılaşılan sorun kabızlıktır. Bu nedenle iftardan sahura kadar olan sürede azar azar ama sık lifli gıdalar tüketilmeli. Meyve olarak bu dönemde üzüm, erik, kavun ve karpuz yenebilir. Tahıl olarak da genellikle kepekli ekmek, bulgur ve kabuklu pirinç tüketilmesi kabızlık tehlikesini ortadan kaldırabilir. Bunların yanı sıra sindirimi kolaylaştıran yoğurt ile ana yemekte sebze tüketilmesi ramazan ayında sindirim bozukluklarının önüne geçebilir."

İftarda az ve hafif yiyecekler yenmesini öneren İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Akbaş, yemeğe hafif bir yiyecekle başlanmasını, 15-20 dakika ara verilerek devam edilmesini önerdi.

İftarda tuz, şeker ve kızartmadan uzak durulması gerektiğini belirten Akbaş, şöyle konuştu:

"Sıcaklara bağlı olarak yaşanacak terleme nedeniyle ortaya çıkacak fosfor kaybını gidermek için kırmızı et yerine balık eti tüketilebilir. Sahurda daha çok yumurta, peynir, süt, yoğurt gibi proteinli gıdalar tüketilmeli. Bu besinler gün boyu kişinin ihtiyaç duyacağı enerjiyi karşılayacaktır. Ayrıca bu gıdalar kişinin günlük ihtiyaç duyduğu vitamin ve mineraller açısından da zengindir."

Turkcell'den Ramazan fırsatları


Turkcell'in Hazır Kartlı müşterilerine birbirinden cazip teklifler sunduğu bildirildi.

Turkcell'in ramazanda hem faturalı hat sahibi hem de Turkcell Hazır Kartlı müşterilerine birbirinden cazip teklifler sunduğu bildirildi.

Turkcell'den yapılan yazılı açıklamada, Turkcell'in, müşterilerine ramazan sürprizi yaparak iki yeni kampanyayı kullanıma sunduğu belirtildi.

Açıklamada, ''Ramazanda Bedava Şenliği'' kampanyasının Turkcell Hazır Kartlı Turkcell'lileri, ''Süper Paket'' kampanyasının ise bireysel faturalı Turkcell'lileri iftardan sonra (Ramazanda Bedava Şenliği gece 22.00, Süper Paket gece 21.00'den sonra) ayda 5 bin dakika bedava konuşturduğu kaydedildi.

19 Eylül tarihine kadar kayıt olunması gereken ''Ramazanda Bedava Şenliği'', kampanyasının kaydı onaylandıktan sonra 250 ve üstü kontör yükleyen tüm bireysel ön ödemeli Turkcell müşterilerini 30 gün boyunca gece saat 22.00 ile sabah 06.00 arasında 5 bin dakika bedava konuşturduğu ifade edildi.

Bireysel faturalı hat sahibi Turkcell'lilere ''Süper Paket'' kampanyasının ise bireysel hat sahiplerini aylık tüm vergiler dahil 51 liraya Turkcell'liler ve sabit hatlarla 480 dakika; gece 21.00 ile sabah 09.00 saatleri arasında ise Turkcell ve yurt içi sabit hatlarla 5 bin dakika ücretsiz konuşturduğu belirtildi.

A.

15 Ağustos 2009 Cumartesi

Türkiye'nin fantezisi tecavüz


ASAD'ın yaptığı bir araştırma Türk toplumunun “fantezi gerçeği”ni ortaya koydu.

Aile Sağlığı Araştırma Derneği’nin (ASAD) Tempo için yaptığı bir araştırma Türk toplumunun “fantezi gerçeği”ni ortaya koydu

2 bin 100 kişinin katıldığı, katılımcıların yüzde 62’sinin erkek, yüzde 38’inin kadın olduğu araştırmanın sonuçlarına göre Türk kadını ve erkeği en çok asansörde seks yapmayı arzuluyor. En sevilen 15 fantezi arasında tecavüz ise 6. sırada yer alıyor.

Milliyet Gazetesi'nden Ayşegül Aydoğan Atakan'ın haberine göre; Avrupa Cinsel Sağlık Birliği Başkanı İrem Hattat, araştırma sonuçlarına göre her iki cinsin de fantezilerini paylaşmakta güçlük çektiğini belirtiyor.

Özellikle kadınların eşlerine özel fantezilerini açamadığını ve bu gizli düşünceleri yüzünden suçluluk hissettiğini söyleyen Hattat, “10 kadından 8’i fantezileri olduğu için suçluluk duyduğunu ifade ediyor. Her ne kadar fantezileri utanç verici bulsa da çoğunluk en tahrik edici fantezisini partneriyle paylaşmaktan heyecan duyacağını söylüyor. İnsanlar gizli cinsel yaşamını paylaşmak istiyor, ama bundan korkuyor” diyor.

Top 15

1- Asansörde seks
2- Arabada seks
3- Denizde/havuzda seks
4- Uçakta seks
5- Oral seks
6- Tecavüz
7- Açık havada seks
8- Komşuyla seks
9- Ünlü biriyle seks
10- Partnerle birlikte seks yapan birilerini izlemek
11- Striptiz seyretmek
12- Grup seks
13- Partnere istemediği bir cinsel eylemi zorla yaptırmak
14- Erkekler için Slav ırkından, kadınlar için zenci biriyle seks
15- Web kamerasıyla internet üzerinden karşılıklı striptiz ve mastürbasyon