18 Eylül 2024 Çarşamba

BOTAŞ ile TotalEnergies arasında yıllık 16 milyar metreküplük sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) anlaşması ABD'de imzalandı. Anlaşma 2027 yılında devreye girecek ve 10 yıl süreyle geçerli olacak.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, BOTAŞ ile TotalEnergies arasında yapılan uzun vadeli anlaşma çerçevesinde, önümüzdeki 10 yıl boyunca toplam 16 milyar metreküp sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) tedarik edileceğini duyurdu.

BOTAŞ ile TotalEnergies arasındaki LNG anlaşmasının imza töreni, ABD'nin Texas eyaletinin Houston şehrinde düzenlenen Gastech 2024 enerji forumunda yapıldı.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, burada yaptığı açıklamada, Türkiye'nin enerjide ithalata bağımlı bir ülke olarak piyasalardaki dalgalanmalara karşı korunması gerektiğini vurguladı. Bu kapsamda enerji kaynaklarını çeşitlendirmeyi, stratejik bir öncelik olarak değerlendirdiklerini belirtti.

Bayraktar, doğalgaz ve diğer enerji kaynaklarının farklı tedarikçilerden sağlanmasının, uzun yıllardır sürdürdükleri altyapı yatırımlarının ana hedeflerinden biri olduğunu ifade etti.

16 milyar metreküplük bir anlaşmaya varıldı

Bayraktar, gazı sadece boru hatlarıyla değil, aynı zamanda gemilerle LNG olarak tedarik etme hedefiyle yola çıktıklarına değinerek, "Bu anlamda yaptığımız yatırımlarla bugün Türkiye'deki yıllık olarak kullandığımız gaz ihtiyacının rahatlıkla yarısını sıvılaştırılmış şekilde alabilecek hale geldik." diye konuştu.

Daha önce spot olarak yapılan LNG alımlarının anlaşmalarla uzun döneme yayıldığına işaret eden Bayraktar, "TotalEnergies ile yaptığımız anlaşma 10 yılı kapsıyor. 2027 yılından başlamak suretiyle 10 yıl boyunca her yıl yaklaşık 1,6 milyar metreküp 16 kargoluk LNG'nin Türkiye'ye teslimini içeriyor. Dolayısıyla aslında 16 milyar metreküplük bir anlaşma" bilgilerini paylaştı.

17 Eylül 2024 Salı

Osmanlılarda Toplu Taşıma Kuralları

6 Aralık 1909 tarihinde kabul edilen “Dersaâdet Otobüs ve Omnibüs Osmanlı Anonim Şirketi Şartnâmesi” şu maddelerden ibâretti:

- Otomobil, otobüs, omnibüs ve emsâlinin modeli, taşıyacağı yolcuların miktarı belediyenin izniyle olacaktır.
- Arabaların miktarı belediye tarafından tâyin ve gazetelerle ilân edileceği gibi, numaraları üstlerine yazılacaktır.
- Sırf kadınlar için ayrı olarak kâfi miktarda arabalar bulunacaktır.
- Sokaklarda beklemek yasak olup her yerde dâire mârifetiyle gösterilen yerlerde (duraklarda) bir müddet durabileceklerdir.
- Bilâ-mezuniyet arabaların tatili sebebiyle ahâlinin bîzâr edilmesine meydan verilmeyecektir ve târifeden fazla ücret alınmayacaktır. Eşya nakliyesi için ayrıca târife yapılacaktır.
- Geceleri yolculardan fazla ücret talep olunmayacaktır.
- Köprülerden geçmek için her arabadan köprü ücreti alınacaktır.
- Askerlerden yarı ücret alınıp, belediye çavuşları vazîfede ücretsiz binecektir.
- Arabaların gerek temizleme ve gerek metanetine ve gerek trenlerin yolunda hareket eylemelerine, zayıf ve sakat atlar koşulmamasına dikkat olunacak. Şehir içinde buharlı her nev’i arabaların sürati normal süratten fazla olmayacaktır.
- Makinistler ve arabacılar ehliyetli olacağı gibi, güzel ahlâklarına dâir belediyenin tasdiki olacaktır.

Kaynak: Türkiye Gazetesi Takvimi 

16 Eylül 2024 Pazartesi

Ahlaki çöküşün faturası: Masum canlar

 

Ahlaki çöküşün derinleşen izleri, Narin cinayeti ve sıla bebek istismarı başta olmak üzere son dönemde ülkemizde yaşanan dehşet verici olaylar, toplumun ahlaki olarak ne kadar büyük bir çöküş içinde olduğunu acı bir şekilde ortaya koyuyor.

Tekirdağ’da henüz iki yaşındaki Sıla bebeğin üvey babası ve komşuları tarafından maruz kaldığı cinsel istismar ve ardından hayatını kaybetmesi, hepimizi derinden sarsan bir trajedi oldu. Aynı şekilde Narin adlı çocuğun katledilmesi, toplumun içinde bulunduğu karanlığın bir diğer yüzüdür. Bu olaylar, toplumsal vicdanın kaybolduğunu ve insanlığımızın en temel değerlerinden uzaklaştığımızı göstermektedir.

Bu ahlaki çöküşün en büyük sebeplerinden biri, dini ve manevi değerlerin körelmesi ve toplumsal yaşamdan silinmesidir. Din, bireyin ve toplumun vicdanını şekillendiren, iyiliğe yönlendiren bir rehberdir. Ancak günümüzde bu değerler zayıflamış ve yerini maddi hırslar, bireysel çıkarlar almıştır. Toplumun maneviyata dayanan hassasiyetleri körelmiş, sorumluluk duygusu zayıflamıştır. Aileler de bu manevi eksiklikten büyük bir darbe almış, içindeki bağlar zayıflamış, bireyler sorumluluklarından uzaklaşmıştır.

Sıla bebeğin annesinin bu vahşete sessiz kalması, toplumdaki manevi boşluğun ve ahlaki erozyonun ne kadar derinleştiğini gözler önüne seriyor. Artık aile, çocuğun güvenliğini sağlayan bir yapıdan uzaklaşmış; empati, merhamet ve vicdan değerleri yitirilmiştir. Bu tür olaylar, manevi boşluk içinde savrulan bireylerin yol açtığı trajik sonuçlardır.

Bu ahlaki dejenerasyonun birkaç temel sebebi vardır:

1. Dini ve Manevi Değerlerin Zayıflaması: Manevi değerler, toplumun ahlaki yapısını ayakta tutan en önemli faktörlerdir. Ancak modern dünyada bu değerler zayıflamış , yerini bencillik ve çıkarcılık almıştır. Yeni nesile ezber ettirilen “bu benim hayatım kimse karışmaz” özgürlük ve bireysel mottosu

2. Aile Yapısının Çözülmesi:

Aile, toplumun temelidir ve manevi değerlerle güçlendirilmesi gerekir. Ancak günümüzde aile yapısı zayıflamış, aile içindeki bağlar kopmuştur. Çocuklar, bu eksiklikten dolayı korunaksız hale gelmiştir.Çocuklar tabletlere veya ekranlara emanet durumdalar.

3. Merhamet ve Empati Eksikliği:

Maneviyatın zayıflaması, insanların bencil ve duyarsız hale gelmesine neden olmuştur. Çocuklara yönelik işlenen bu tür vahşetler, toplumun merhamet ve empati duygusunu kaybettiğini göstermektedir.

Bu ahlaki çöküşü durdurmanın tek yolu, topluma manevi değerleri yeniden kazandırmaktır.

Maneviyat, bireyi kötülükten uzaklaştıran ve iyiliğe yönlendiren bir rehberdir. Aile yapısı, manevi değerler ve sorumluluk bilinci üzerine yeniden inşa edilmelidir. Aileler, toplumu oluşturan temel yapılar olarak güçlendirilmeli, çocuklar korunmalı ve ahlaki eğitim ön planda tutulmalıdır. Din ve maneviyat, yalnızca bireysel ibadetlerle sınırlı kalmamalı; toplumsal yaşamın her alanında vicdan, merhamet ve sorumluluk bilinciyle uygulanmalıdır.

Toplum, manevi değerlerine geri dönmezse, bu tür trajedilerin sonu gelmeyecektir. Ancak empati, vicdan ve sorumluluk bilinciyle hareket eden bir toplum, gelecekte bu tür olayları engelleyebilir. İnsan olmanın temelinde bu değerler yer alır ve bunları kaybettiğimizde hem insanlığımızı hem de geleceğimizi kaybederiz.

15 Eylül 2024 Pazar

Herkesin dilinde, herkesin gündeminde bir dava, bir tahkikat: Narin Güran. Mevzum Narin Güran cinayeti değil medyamızın ve toplumumuzun yaklaşımı üzerine aslında. Kimimiz kahraman savcı, kimimiz usta bir hâkim kesildik. Olayı dört başı mamur çözdüğümüzü düşünüyor, her sabah ekran karşısında ahkâm kesiyoruz. Bir dosyanın kapağı aralanır aralanmaz, deliller sosyal medyanın dört bir yanına saçılıyor, tutanaklar manşetlerde çalkalanıyor. Sanki bu olay hepimizin gözleri önünde çözüme kavuşacak, sanki topluca bir dava filmi izliyor gibiyiz. Oysa, neyi izlediğimizin farkında değiliz.

Medya reyting uğruna önümüze her gün yeni bir kırıntı atıyor. Sabahın köründe kriminal uzmanlar, eski emniyet müdürleri, kendini bu işe adamış gazeteciler; ekranlarda boy gösteriyor. Öğlen tekrar ediyorlar söylediklerini, akşam haberlerinde ise manşet oluyor söyledikleri. Haber siteleri her detayı evirip çevirip farklı başlıklarla servis ediyor. Google News’te karşımıza çıkan haberler, her seferinde yeni bir suçlu ya da kurban yaratıyor. Ama asıl sorun burada başlıyor; medya etiği çiğnenirken, soruşturmanın temelleri de yıkılıyor.

Delillerin üstünde tepinmek, alenen konuşmak, tahkikatın gidişatını zehirliyor. Peki, kimse düşünmüyor mu? Bir soruşturmada hangi delil karartılırsa, işin içinden çıkılamaz? Herhangi bir hata, dava sürecini nasıl çıkmaza sokar? Bu detaylar artık herkesin önünde tartışılıyor, hassas bilgiler ulu orta paylaşılıyor. Olayların en ince ayrıntısına kadar ifşa edilmesi, hem soruşturmayı riske atıyor hem de toplumu derin bir paranoya ve güvensizliğe sürüklüyor.

Bu noktada durup düşünmeliyiz: Tahkikat toplumun gözleri önünde yürütülmesi gereken bir süreç midir? Herkesin, her şeyi bilmesi bu süreci daha şeffaf mı yapar, yoksa kaosa mı sürükler? Kriminal vakaların detayları gündelik tartışma konusu haline geldiğinde, toplumsal ruh sağlığı ne hale gelir? Bu soruları çoğaltmamız çok kolay.

Medyanın, kendisine biçilen görev ile sorumluluk arasında denge kurması gerekir. Haberin, bilgi vermekle sınırlı kalmayıp toplumu şekillendiren bir güç olduğunu unutmamalı. Oysa günümüzde, medya aracılığıyla şekillendirilen bu güç, toplumun psikolojik yapısını zayıflatıyor. İnsanlar, izledikleri haberlerden sonra adeta birer dedektif gibi olayları çözmeye çalışıyor. Ama gerçekte, medyanın gösterdiği sadece bir film, bir yanılsama. Soruşturmanın derinlikleri, medyanın parıltılı yüzeyinde kaybolup gidiyor.

Gerçek adalet, topluca tartışılan bir olayın sosyal medya gündeminde değil, soğukkanlı bir şekilde yürütülen adil bir süreçte bulunur. Herkesin gözleri önünde yürütülen bir dava, sonunda bir trajediye dönüşebilir. Çünkü bilgi güçtür; ama bu gücü kullanırken dikkatli olmazsak, kontrolü kaybetmemiz an meselesi. Her detayı bilmeye çalışmak, olayların perde arkasındaki gerçekleri unutmamıza neden oluyor.

Toplum olarak yaşadığımız bu durumu sadece bir davanın öznesi olarak değil, genel bir problem olarak görmek zorundayız. Tahkikatın toplum önünde yürütülmesi, her bireyin bir savcı ya da hâkim rolüne bürünmesine neden oluyor. Fakat unutmayalım, gerçek adalet sabır ve titizlikle inşa edilir; reyting kaygısıyla değil, dikkatli ve gizli bir süreçle sağlanır.

Sorulması gereken soru şu: Biz adaleti mi istiyoruz, yoksa medyanın sunduğu illüzyonun bir parçası olmayı mı seçiyoruz? Medya reyting uğruna adalet mekanizmasını zora sokmaya devam mı edecek? Bu konuda devletin yaptırımı ne olacak, yayın yasağından gizlilik ilkesine alınan tedbirlerin yetersizliğine nasıl çözüm bulunacak?

Beşeri sermaye, insanların bilgi, beceri ve diğer ekonomik faaliyetleriyle ilgili olarak önemli niteliklerin toplamı olarak değerlendirilmektedir. Ülkelerin ekonomik güçlerini fiziki sermayelerinin yanında beşeri sermaye varlıkları da oluşturmaktadır. Fiziki ve beşeri sermayenin birbirlerine uygun bir şekilde ortak bir noktada buluşmaları ülkelerin ekonomik gelişimlerini de önemli derecede artırmaktadır. Ülkelerin ekonomik gelişme unsurlarına fiziki sermaye etkisi, beşeri sermaye varlıklarının niteliksel kalitesinden geçmektedir. Beşeri sermaye varlığı doğrudan ve dolaylı olarak tüm alanları etkilemektedir. Beşeri sermaye varlığının temelini oluşturan genç nüfus oranı fazla olan ülkeler de iş gücüne mesleki eğitim yoluyla nitelik kazandırılarak ekonomik büyümeye katkı vermesi beklenmektedir.

Türkiye'de insan gücünü oluşturan genç nüfus oranın fazlalığı en önemli zenginlik kaynakları arasındadır. İnsan gücünün genç yaşta nitelikli mesleki eğitim alması ülke kaynaklarının verimli kullanılması ve kalkınma seviyelerinin artışına da önemli katkı sağlamaktadır. Mesleki eğitimin genç yaşta alınması Türkiye'de beşeri sermaye varlığına yapılan yatırımların etkinliğini de artırmaktadır. Bu alana yönelik Türkiye'de hazırlanan tüm kalkınma planlarında eğitim kalkınmanın en önemli unsuru olarak kabul edilmektedir. Kalkınma planlarında özellikle beşeri sermaye varlığına fayda sağlayacak nitelikli iş gücü yetiştirme konusu öncelikli çalışma alanı olarak değerlendirilmektedir.

Son yıllarda Türkiye’de lise seviyesinde niteliksel ve niceliksel yatırımlarla birlikte mesleki eğitim önemli derecede ivme kazanmıştır. Bu sayede mesleki eğitim programları yaygınlaşmış ve bu programlara talep de artmıştır. Mesleki eğitim kurumlarında insanların mesleki beceri ve yeteneklerinin geliştirilmesi, iç piyasada iş gücü verimliliğini arttırıcı bir etki yapmıştır. İşgücü verimliliğinin artışı da beşeri sermaye varlığının artışına önemli katkı vermektedir. Bu noktadan hareketle Türkiye'de beşeri sermaye varlığına katkı sağlayan özellikle erken yaşlarda alınacak mesleki eğitimin önemi ortaya çıkmıştır. Mesleki eğitimin daha alt yaş gruplarında verilmesi Türkiye’de uzun vadede mesleki işgücüne önemli katkı sağlayacaktır. İşgücünün artışı, üretimi etkileyerek fiziksel sermayenin de artmasını sağlayacaktır. Fiziksel sermaye açısından güçlü bir Türkiye’de dünya önemli bir ekonomik güç haline gelecektir.

    Ülkelerin kalkınma seviyelerini önemli derecede etkileyen eğitim, tüm dünya ülkeleri için stratejik bir öneme sahiptir. Kalkınma da amaç toplumda eşit gelir dağılımı, insanların hayat standartlarının yükselmesi ve sağlıklı bir yaşam sürmelerinde devamlılıklarının sağlanmasıdır. Kalkınma politikaları uzun vadede eğitime yapılan niceliksel ve niteliksel yatırımlarla etkisini göstermektedir. Kalkınma ve eğitim arasındaki önemli ilişki, tüm dünya ülkelerinin kalkınma seviyelerini artırabilecek eğitimin hangi nitelik de olması gerektiği konusuna odaklanmalarını sağlamıştır. Bu nedenle kalkınma politikalarını etkileyecek eğitimin niteliği, insanların belli bilgi ve becerileri öğrenmeleriyle birlikte ülkelerin beşeri sermaye varlığına uygun olmalarıyla da ilişkilidir.