13 Kasım 2024 Çarşamba

Çağın İhtiyacı: Samimiyet

 

Hiç şüphe yok ki Allah, sadece kendi rızasını kazanma niyetiyle yapılan samimi amelleri kabul eder. (Nesâî, Cihâd, 24)


Dinimiz İslam’da iman, ibadet ve güzel davranışların kabulü; halis niyet ve samimiyete bağlıdır. Niyet, her işin başı, kulluğun sırrıdır. Cenab-ı Hakk’ın rızasını kazanma arzusudur. Samimiyet ise inancın ve amelin yalnızca Allah’a has kılınmasıdır.

İnsanın içiyle dışının, kalbiyle hâlinin bir olmasıdır. Niyet ve amel, birbirini tamamlayan ruh ve beden gibidir. Namazı fiziksel hareketten, orucu aç ve susuz kalmaktan, hac ve umreyi seyahatten ayıran niyettir.

Mümin imanında samimidir: Yalnızca Allah’a kulluk eder ve sadece O’ndan yardım ister. İbadetlerinde samimidir: Diliyle, bedeniyle ve gönlüyle Rabbinin nimetlerine şükreder. Çevresine karşı samimidir: Ailesiyle, akrabasıyla, komşularıyla iyi ilişkiler kurar.

Ameller, niyetlere göre kıymet kazanır. Samimiyetsiz işlerin Allah katında hiçbir değeri yoktur. Unutmayalım ki imanın lezzetine, ibadetin huşûuna, salih amelin huzuruna ve Cenab-ı Hakk’ın rızasına ancak halis bir niyet ve samimiyetler varılır.

Kaynak: Diyanet Takvimi

Tarih: 11.11.2024

12 Kasım 2024 Salı

İklim değişikliği enflasyonist baskı unsuru haline geldi

İklim değişikliğinin artan etkisinin Türkiye’deki gıda fiyatları üzerinden ekonomi üzerinde enflasyonist baskı oluşturduğu ortaya kondu.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın iki uzmanı tarafından yapılan çalışmaya göre iklim değişikliği nedeni ile son yıllarda artan sıcaklık, uzayan kuraklık dönemleri, şiddetli fırtına ve seller gibi aşırı hava olaylarının daha sık ve yoğun seyretmesi, tarımsal üretim, tedarik zincirleri ve dolayısıyla gıda fiyatları açısından önemli bir risk unsuru oluşturuyor.

Aynı zamanda yine iklim değişikliği nedeni ile uzayan ve daha sıcak geçen yaz dönemi de tarımsal amaçlı elektrik tüketimini artırarak gıda üretimi maliyetlerinin artmasına neden oluyor.

Bankanın internet sitesinde yayımlanan çalışma Adana, Antalya, Hatay, Mersin ve Muğla olmak üzere Türkiye’nin önde gelen meyve ve sebze üreticisi beş ili özelinde yapılmış.

Çalışmanın sonuçlarına göre 2020 yılı öncesinde taze meyve ve sebze enflasyonu yaz aylarında Türkiye’nin aylık enflasyonuna negatif katkı verirken, 2020 sonrasında ise bu durum tersine dönmüş durumda.

Çalışmada bu değişimde pandemi, tedarik zinciri aksaklıkları ve jeopolitik gelişmeler gibi faktörlerin yanı sıra iklim değişikliğinin de önemli bir payı olma ihtimaline dikkat çekiliyor.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerinin 2020 sonrası dönemde sonbahar ve kışların daha ılıman, ilkbahar ve yazların ise çok daha sıcak geçtiğini, yağış miktarının ise genel olarak azaldığını gösterdiğine dikkat çekilen çalışmada, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu verilerinin de bu dönemde tarımsal faaliyette kullanılan elektrik miktarının arttığını ortaya koyduğu belirtiliyor.

Çalışmaya göre daha sıcak ve az yağışlı yaz ayları sulama ihtiyacını ve dolayısıyla tarımsal faaliyette kullanılan elektrik miktarını artırıyor.

Artan elektrik kullanımı da hem olumsuz doğa olayları nedeni ile düşen arz ile birlikte tarımsal üretim maliyetlerinin artmasına neden olarak, gıda fiyatları üzerinden ekonomi üzerinde enflasyonist baskı oluşturuyor.

Çalışmada Türkiye’nin dünyanın önde gelen meyve ve sebze üreticilerinden biri konumunda iken aynı zamanda iklim değişikliğine karşı en hassas bölgeler arasında yer alan Akdeniz kuşağında bulunduğunun altı çizilirken, iklim değişikliği, gıda fiyatları üzerinden önemli bir enflasyonist baskı unsuru oluşturması dolayısı ile gıda fiyatları ve iklim değişikliğinin birlikte ele alınmasının önemi ve gerekli olduğu vurgulandı.

TCMB 2021’de iklim değişikliğine dikkat çekmişti

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası 2021 yılı Mayıs ayı Finansal İstikrar Raporu‘nda “İklim Değişikliği Kaynaklı Finansal Riskler ve Çevreci Finans” başlıklı özel bir bölüm yer almış ve bu bölümde iklim değişikliğinin orta ve uzun vadede finansal istikrar üzerinde risk barındırdığı değerlendirmesi yapılmıştı.

TCMB bünyesinde 2021 yılında iklim değişikliğinin getireceği zarar ve fırsatlara odaklanma amacı ile Yeşil Ekonomi ve İklim Değişikliği Müdürlüğü kurulmuştu.

 

11 Kasım 2024 Pazartesi

ABD'de bir hafta önce yapılan seçimde, Cumhuriyetçi Donald Trump 47. Başkan oldu.

Seçimin ardından, ben bir gazete manşeti atacak olsaydım... Sayfanın tam ortasına büyük puntolarla "ABD'DE Seçimi barış kazandı" diye yazardım.

Çünkü... Trump seçim kampanyası boyunca, dünya üzerindeki savaşları anca kendisinin bitirebileceğini iddia etti. Görünen o ki Amerikalılar da buna inanmışlar.

Aslına bakarsanız, insanlığın şu anda en çok ihtiyaç duyduğu şey barıştır. Yani barut kokusu olmadan yaşam sürmektir.

Kim ki seçmenlerine rahat ve huzurlu yaşamayı vaad ederse, o seçimi kesin kazanır. Ha bu durum dünyanın her yeri için geçerlidir.

Yeri gelmişken, küçük bir parantez açıp şunu ifade edeceğim: Aslında siyasiler seçmenlerine ilk önce, huzurlu yaşamı vaad etmelidirler. Öyle büyük büyük projeleri değil...

Hep söylerim... İnsanlar ihtiyaçlarını karşılayamazken, siyasetçilerin büyük projelere paralar harcaması, aç kişiye pahalı elbise hediye etmek gibidir diye...

Efendim tekrar Donald Trump'ın yeniden ABD Başkanı olması konusuna dönersek... Bu durum belkide insanlık için hayırlara vesile olur.

Şöyle: Trump'ın atacağı radikal kararlar, Amerika'da beklenmedik bir krize neden olur. O kriz de dünyanın süper gücünü içten içe kemirerek parçalar.

Tabi bunu görebilmemiz için, önümüzdeki yılları yaşamamız gerekiyor. Şu anda elimizden sadece başlıkta yazdığım gibi, "Trump gelmiş hoş gelmiş" demek geliyor.

Sonbahar

Hava serinledi, güneş yüzünü göstermiyor pek. Ağaçlar tüm yüklerini boşalttı, yapraklar cansız bir beden gibi sereserpe. Sahne bomboş, ışıklar söndü, ışıklar söndürüldü. Umutlar derin uykuya daldı. Şimdi sonbahar.

Tohum toprakla buluştu, bir dua ekildi toprağa. Yağmur rahmet olup düştü. Yeni umutlar içimizde sessizce zamanını bekler. Acelesi yok, gün doğacak ve sabrın meyvesi olgunlaşacak. Ya nasip!

Uzaklar hep bizi davet eder, uzak düşen ruhlar hep birbirini arar. Dünya kocaman bir sahneye dönüşür ve herkes rolünü bölüşür. Olmuyor böyle, dolmuyor kum saati. Her şey geçiyor. Yıl bitiyor belki ömrümüzün son dönemecindeyiz. Hasattan sonra ne kaldı ki elimizde? Ekşimsi bir tat yüzümüzü buruyor. Bahçeler boşaldı, gönlümüz tenha. Gitti giden, mevsim dönüyor. Lambalar birer birer sönüyor. Geldi sonbahar. Refik Durbaş bu sırrı biliyor:

“Sonbahar akşamına sar beni

Seni hangi ömrümle sevdiğimi

Bir güz yağmurları bildi

Bir de saçlarına düşen sonbahar”

Olmayacak olan oluyor. Hiç boş kalmayan bu durakta, şimdi sessizlik bir çığlık olup gönlümüzü tarumar ediyor. Giden gitti, yetişmek mümkün değil. Şimdi bavullarda yarı hüzün, yarı umut, biraz gözyaşı, biraz özlem ve çokça ayrılık var. Şimdi sonbahar.

Kuşlar ve toprak, bu kalbi artık kim yoklayacak? Bu kuşun yuvasını kim bekleyecek, boşluk içinde boşluk. Sesi çıkmayan yokluk.

Her mevsim ömrümüzün bir bölümüydü. Sonbahar, evet, sonbahar hayallerimizin ölümüydü. Sonbahar babasız çocukların yüzü…. Sonbahar, uzak mevsim, her gönle tuzak mevsim. Düşüyoruz sonbaharın hüzün atlasına, bir rüzgâr savuruyor. Hakikat yüzümüze acımasızca vuruyor.

Dünya, yaprağını dökmüş, kurumuş bir ağaç oluyor. Ne gölgesi ne meyvesi var. Kıvrılan yollar, içimizde büyüyen yara. Zamansız uçan kelebeğin göğsüne bir bıçak iniyor. Yollara sararmış yüzler dökülüyor. Şimdi sonbahar.

Neden yanlış mevsimde açar ki bu çiçek? Bu kalem kimin elinde? Sapandan çıkan bir taş, bir göze isabet ediyor. Bir kurşun kalbi delip geçiyor, bir söz içimizi yarıp geçiyor. Mevsimler geçiyor içimizden ve sonbahar hükmünü veriyor. Emir tek, oyun tek, son bölüm bizi buluyor. Sonbahar!

Gitmek, acıyı emanete bırakmak değil miydi? Emanete kabul edilmeyecekti bu acı, bilmeliydik. Bir tabloya hayallerimizi çizmeliydik. Zordu. Gölgesi düşmüyordu hayallerimizin. Çünkü kendisi hiç olmadı. Şimdi uğurlarken bir mevsimi, üşütüyor tenimizi. Ancak yürekten sarılmak ısıtabilir gönlümüzü.

Bir konak. Cıvıl cıvıl bahçe, havuz başında serçeler, ağaçlar, çiçekler, meyveler ve çocuklar. En güzeli mevsimin. Ve çiçek çiçek açan yüzün en güzel masal. Ve henüz konuşmayı öğrenen çocuğun telaffuzuyla konuşmaya başlamak seninle. Her şeye yeniden başlamak. Eski fotoğraflardan tanımak. Ne ki geçti vakit. Kapanmayan bir yara ve teşhisi mümkün olmayan bir dert. Müptelası olunan uzak sevda. Mevsim sonbahar…

Eli böğründe kalır her umudun. Kalemde mürekkep, defterde sayfa yok. Ve kalpte hüzün çok. Işığını saçar, geceyi aydınlatır da yolunu bulamaz mı ay? Düşer parça parça, kırılır içten içe. Şiir olur sûreti. Mevsim gibi geçer yüzü. Her gece misafir olur gönüllere. Suya düşer ay, başlar ayrılık. Ağlar ismini yüzüne aksettiren güzellik. Ve başlar sonbahar.

Yollar nereye gider? Şairin sesi son söz olur: “Üşüdüm yağmuruna sar beni

Hasretime vâha, çölüme serap ol

Kendine başka anlam bulsun intihar

Son istasyonda beklerken ömrüm

Seni sevdim, ne söylesem, hepsi inkâr

Giderken, elvedana sar beni”

Yazan: Ali BAL

Yeni Trump Döneminde Gazze Beklentisi


ABD'deki başkanlık değişimi her zaman küresel ölçekte önemli sonuçlar doğurur. Donald Trump’ın yeniden başkan seçilmesiyle, önceki başkanlık dönemindeki dış politika yaklaşımlarının benzer şekilde sürdürülmesi olası görünüyor. Örneğin, ticaret savaşları, enerji bağımsızlığına verilen önem ve ABD’nin NATO ve diğer uluslararası kurumlarla ilişkileri gibi konularda daha sert ve Amerikan çıkarlarını önceleyen bir tutumun geri dönebileceği beklentisi var. Bu, birçok ülkenin özellikle enerji, savunma ve ticaret politikalarında kendilerini konumlandırmalarını etkileyebilir. Türkiye açısından bakıldığında da Trump dönemindeki gibi belirgin iniş çıkışlar olabilir; bu durum, özellikle Türkiye'nin Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’daki çıkarları açısından da dikkatle izlenecektir.

İsrail ve Filistin arasındaki çatışmalar, uluslararası toplumun uzun yıllardır çözmekte zorlandığı karmaşık bir mesele. İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonları, özellikle sivillere yönelik saldırılar açısından birçok ülke tarafından sert şekilde eleştiriliyor ve bu durum bir insanlık krizi olarak değerlendiriliyor.

Ancak, İsrail’in bu tür operasyonları durdurması üzerinde uluslararası baskı çok önemli bir etkiye sahip olabilir. Özellikle ABD, AB ve BM gibi önemli aktörler, İsrail üzerinde doğrudan yaptırım uygulamasa bile diplomatik baskı ve ekonomik yardımlar yoluyla bu süreci etkileyebilir. Ancak ABD’nin İsrail’e uzun süredir verdiği destek ve Orta Doğu’daki stratejik öncelikleri dikkate alındığında, İsrail üzerinde etkin bir baskı oluşturulması zaman alabilir ve sınırlı kalabilir.

Bu noktada kamuoyunun ve çeşitli insan hakları kuruluşlarının İsrail’in eylemlerini sert bir şekilde kınamaları ve Filistin’deki insani duruma dikkat çekmeleri, diplomatik baskıyı artırma potansiyeli taşıyor. Ancak, İsrail’in mevcut iç siyaseti ve güvenlik politikaları düşünüldüğünde, dış baskının operasyonları tam anlamıyla durdurması zor olabilir. Yine de, bölgede kalıcı bir ateşkes veya çözümün sağlanması için tüm tarafların bir masa etrafında toplanması gerektiği açık.

Donald Trump’ın önceki başkanlık döneminde, İsrail’e yönelik destekleyici bir duruş sergilediği biliniyor. Bu nedenle, Trump’ın yeniden başkanlık koltuğuna oturmasıyla, İsrail-Filistin meselesinde İsrail’i sınırlayıcı ya da Gazze saldırılarını engelleyici bir politika izlemesi olası görünmüyor.

Trump’ın önceki döneminde İsrail lehine attığı adımlar arasında, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması ve büyükelçiliği Kudüs’e taşıması, Golan Tepeleri üzerindeki İsrail egemenliğini tanıması gibi sembolik ve stratejik kararlar bulunuyor. Bu adımlar, Trump’ın İsrail’in güvenlik çıkarlarına verdiği önemi gösteriyor ve Filistin’in yaşadığı hak kayıplarına karşı ABD’nin desteğinin azalacağını işaret ediyor. Dolayısıyla, Trump’ın İsrail’in Gazze’ye yönelik askeri operasyonlarını kısıtlayıcı bir politika izlemesi pek mümkün görünmüyor.

Trump’ın dış politikasının temelinde “Önce Amerika” (America First) yaklaşımı bulunuyor ve bu çerçevede ABD’nin çıkarlarını ön plana koyarak hareket ediyor. Bu anlayış, İsrail’in Orta Doğu’daki stratejik rolünü desteklemeye devam etme olasılığını artırıyor. Dahası, Trump döneminde insan hakları ya da sivillere yönelik saldırılar gibi konularda geniş kapsamlı eleştiriler veya yaptırımlar görmek zor olabilir.

Bu durum, Trump yönetiminin İsrail-Filistin sorununun çözümünde tarafsız bir arabuluculuk rolü üstlenme olasılığını da düşürüyor ve Filistin halkının yaşadığı trajedilerin uluslararası toplumun çözüm çabalarına bağlı kalacağını gösteriyor.

Trump’ın mevcut dönemde, İsrail’e yönelik destekleyici politikalara geri dönmesi veya devam etmesi beklenebilir, ancak bu tutumun Gazze’deki saldırıların sona ermesine yönelik bir diplomatik baskı anlamına gelmesi düşük ihtimaldir. Ancak, Orta Doğu’da uzun süredir var olan İsrail-Filistin sorununun çözümü için üçüncü tarafların devreye girmesi gerektiği açıktır. Eğer ABD bu konuda daha dengeli bir arabulucu rolü üstlenmezse, durumun hızla değişmesini beklemek zor olabilir.

Trump’ın önceki dönemdeki gibi Ortadoğu Barış Anlaşmaları (Abraham Anlaşmaları) gibi bölgedeki bazı ülkelerle İsrail arasındaki ilişkileri geliştirme adımları atması mümkün olabilir. Ancak bu anlaşmalar da Filistin tarafını kapsamadığı sürece, Gazze’deki duruma doğrudan bir çözüm sağlamıyor.

7 Kasım 2024 Perşembe

Değişim dil ile başlar

Bir Hadis: "Her kim Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsa ya hayır söylesin ya da sussun..." (Buhârî, Rikâk, 23)

Dil; dinin, kimliğin, geleneğin, kültürün taşıyıcısıdır. Bizi biz yapan şeydir. Başkasının kelimeleriyle kendimizi inşa edemeyiz. Kimin ekmeğini yiyorsan onun kılıcını çalarsın sözüne karşılık şunu söyleyebiliriz: Kimin kelimeleriyle konuşuyorsan onun kelimeleriyle düşünmeye başlarsın. Bize ait olmayan kelime veya kavramlarla yerli düşünce gerçekleşmez. Bir süre sonra kendimize yabancılaşmaya başlarız. Yabancılaşmak, benliğinden, kimliğinden uzaklaşmak demektir. Mazi ile bağımız koptuğunda öz duruştan söz etmemiz de imkânsızlaşır. Değişim dil ile başlar, sonra hayatın bütününe sirayet eder. Millî ve manevi değerler onunla örselenir ve zamanla her şey normal gelmeye başlar. Bu normalleşme geçmişle bağımızı koparır. O bağ koptuğunda bizi biz yapan millî ve manevi değerlerle bağımızı da koparmış oluruz. Bu açıdan milletlerin kaderleri dilleriyle doğru orantılıdır. Dili yaşayan milletler hayatlarını sürdürmüş, dili ölmüş toplumların varlığı ise nihayete ermiştir.

Kaynak: Diyanet Takvimi

7 Kasım 2024

 

Selamlaşmak: Sevgi ve esenliğe kapı açmak

 

Bir Hadis: "Yaptığınızda birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız." (Müslim, İman, 93)

Sözlükte selam “bedenî ve ruhi hastalık, eksiklik ve kusurlardan uzak olma” anlamında kullanılır. Allah’a nispet edildiğinde “her türlü eksiklik, acz ve kusurdan, yaratılmışlara özgü değişikliklerden ve yok oluştan münezzeh olan, selametin kaynağı olup esenlik veren” şeklinde açıklanır. Kur’an-ı Kerim’de ve hadislerde “eman, kurtuluş, esenlik, barış” manaları yanında ‘selamlama’ anlamında da geçer. Kur’an’da bazen tahiyye kelimesiyle ifade edilen selam (Nisa, 4/86), karşılaşan iki kişiden birinin diğerine “selâmün aleyküm” (es-selâmü aleyküm: selam sizin üzerinize olsun, Allah sizi her türlü kaza ve beladan korusun) demesi, diğerinin de buna aynı manada olmak üzere “aleyküm selâm” (ve aleykümü’s-selâm) diye hayır duada bulunmasıdır. Yâsîn suresinde (36/58) Cenab-ı Hakk’ın cennet ehline doğrudan veya melekler vasıtasıyla selam vereceği bildirilir. Mümin de imanından aldığı huzur ve güveni selam ile çevresine yayar ve iyi niyetlerini duaya döker.

Kaynak: Diyanet Takvimi

5 Kasım 2024 Salı