26 Mayıs 2025 Pazartesi

Yapay Zekanın Geleceğe Etkileri

Teknolojinin gelişmesi ile birçok alanda “daha fazlayı daha az ile yapma” durumuna geldik. Sanayide, servis sektöründe ve hatta özel hayatlarımızda gelişen teknolojilerden faydalanıyoruz. Önümüzdeki senelerde teknolojik gelişmeler katlanarak artacak. Teknolojik gelişmeler, önce ekonomik sonra da sırasıyla politik ve sosyal hayatımızı etkileyecek. Öyle ki, önümüzdeki 30 yıl içerisinde, geçmiş 1000 yılda yaşanan değişikliklerden daha çok değişiklik olacak. Söz konusu değişikliklerin en önemli itici gücü ise yapay zeka olacak.

Yapay zekayı, büyük veri kullanarak, düşünce, algı ve aksiyonların makinalar üzerinde modellenmesi olarak tanımlıyoruz. Bir başka deyişle yapay zeka, bilgisayarların çeşitli faaliyetleri “zeki” canlılara benzer şekilde harekete geçirmesi ve karmaşık problemlere insanlar gibi çözüm üretebilmesini sağlayan bilim dalı. Aslında, yapay zeka uzun süredir hayatımızın içerisinde. Google gibi arama motorları ve Apple’ın Siri’si günlük hayatta kullandığımız yapay zeka örnekleri.

Fütüristik öngörüleri ile meşhur Ray Kurzweil’e göre 35 yıl sonraki küçük bilgisayarlar bile tüm insanların toplam zekasından daha “zeki” olacak. IBM, Google, Amazon, Apple, Microsoft, Toyota, Facebook, Tesla ve SalesForce gibi dev teknoloji şirketleri yapay zeka sistemleri geliştirmeye milyarlarca dolar harcıyorlar.

Yapay zekanın hızla gelişmesinin doğuracağı sonuçları daha tam olarak kimse tahmin edemiyor. Kafamızda cevaplayamadığımız çok sayıda soru oluşuyor; Yapay zeka hayatımızda neleri kolaylaştıracak? Hangi işleri insanlar yerine yapay zekalı robotlar yapacak? Yapay zeka işsizliğe mi sebep olacak? Yoksa, Stephen Hawking’in dediği gibi insanlığın sonunu mu getirecek?

Öngörülen Değişiklikler

Yapay zekanın sebep olacağı bir gerçek var; Halen insanlar tarafından yapılan ve öngörülebilir olan işlerin hepsi bilgisayarlar tarafından yapacak. Oxford Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre, yapay zekanın gelişmesi ile 15-20 yıl içerisinde Amerika’daki işlerin %50’si yok olacak.

Farklı sektörlerden bazıları hayata geçmiş olan birkaç örnek verelim;

  • Sağlık
    • Hastalar semptomlarını telefonun diğer ucundaki yapay zekaya anlatacak, kameralarını kullanarak yapay zekanın görmek istediği yerleri gösterecekler. Yapay zekalı sistem de hastalara bir ağrı kesici almayı önerecek ya da en yakın zamanda bir doktora görünmelerini tavsiye edecek.
    • Yapay zeka tıbbi görüntüleri okuyacak ve yorumlayacak. Böylece doktorların işlerini hızlandıracak ve kolaylaştıracak.
    • Yapay zeka, veriyi kullanarak doktorlara hastalık teşhisinde yardım edecek. Hastada semptomlara yol açan yüzlerce sebep olabilir. En iyi doktorun bile her şeyi hatırlaması mümkün değil.
  • Eğitim
    • Öğrenciler dersleri yapay zeka ile yapacaklar. Yapay zeka öğrencileri çok iyi tanıyabilecek, öğrenme durumlarını takip edecek, öğrencilere uygun hızda ve konularda ilerleyecekler. Eğitim gerçek anlamda kişiselleştirilecek.
  • Finans
    • Borsacılar, hisse senedi alım–satım gibi finansal yatırım kararlarını yapay zekaya devredecekler.
    • Bankalarda (ve benzer sektörlerde) arka ofis çalışanlarının işlerini robotlar yapacak. Bugün Bloomberg firması, halka açık firmaların finansal raporlarını robotlara yazdırıyor.
  • Ulaşım
    • Sürücüsüz (yapay zeka ile çalışan) otomobiller ile kamyon, otobüs, minibüs, dolmuş şoförlerine ihtiyaç kalmayacak. Türkiye’de en az 4 milyon kamyon ve tır şoförü mevcut.
  • Eğlence
    • Seyahat acentaları gibi araştırma ve seçenek sunmaya dayalı servis sektörleri yok olacak. Bu tür işleri yapay zeka yapacak.
  • Diğer
    • Garsonluk, ofis yöneticiliği, temizlikçilik, araştırmacılık gibi meslekler yapay zeka tarafından yapılacak. Örneğin, toplantılarımızı yapay zeka da dinleyecek ve işimize yarayabilecek bilgileri, internette yaptığı araştırmalar ile önümüze koyacak.
    • Öngörülen Değişikliklerin Doğuracağı Sonuçlar

Yukarıda belirttiğim değişikliklerin sonucunda işsizlik artacağı için, yapay zeka birçok kişide korku ve tedirginlik yaratıyor. Ancak yapay zekanın doğurduğu sonuçlar insanlar için kısa vadede olumsuz olarak algılansa da, uzun vadede durum tam tersi.

Dünya’da belirli işler kaybolurken, yeni işlerin hayatımıza girmesi yeni bir olgu değil. Amerika’daki benzin istasyonları buna güzel bir örnek. 1960’larda Amerika’daki benzin istasyonlarının tamamında insanlar çalışırken, 1980’lerin sonunda istasyonların %80’i, bugün ise neredeyse tamamı self-servis. İlk etapta benzin istasyonlarında çalışan insanlar işlerini kaybetmiş olsalar dahi, otomasyonun gelmesi ile beraber birçok yeni ve daha iyi iş imkanı yaratıldı. Benzin istasyonları self-servise geçtikçe, istasyonlardaki yakıt dağıtıcı makinaları yapan firmaların sayısı arttı, söz konusu firmaların sayısı arttıkça bu firmalarda işe alım ihtiyacı arttı. Ayrıca, benzin istasyonunda personel masrafı azalan istasyon sahipleri istasyonlarına marketler açtılar, burada işe alım ihtiyacı oluştu. Sonuç olarak benzin istasyonlarında çalışan insanlar işsiz kaldı, ancak kaybettikleri işler yerine yeni ve daha iyi iş imkanları doğdu.

100 yıl önce yaptığımız işler ve öne çıkan meslekler 50 yıl öncekiler ile aynı değil. Aynı şekilde 50 yıl önce yaptığımız işler de bugünküler ile aynı değil. Hiçbirimizin anneannesi veya dedesi Arama Motoru Optimizasyonu Uzmanı, Veri Analisti gibi mesleklere sahip değildi. Ancak günümüzde bunlar önemli ve kazancı iyi olan meslekler.

Sonuç olarak yapay zekanın gelişmesi ile yepyeni meslekler doğacak ve yapay zeka insanların kendilerine uygun işleri bulmalarını kolaylaştıracak. Bu yeni işler öngörülürlüğü az, rutin olmayan işler olacak. Kimse sizi “çok şey biliyor” diye işe almayacak. Bilginin önemi azalırken, bilgiyi uygulama kabiliyetinin önemi artacak.

Yapay zekanın doğurabileceği bir başka sonuç insanların çalışmasına daha az ihtiyaç olması olabilir. Böyle bir durumda sorun politik olacak. Artan gelirin insanlar arasında, hatta ülkeler arasında paylaştırılması gerekecek. Belki de işi olmayanlara garantili gelir dağıtılacak…

Sonuçta, yapay zekanın doğuracağı bazı sonuçları bugünden bilmemiz mümkün değil. Ancak emin olduğumuz bir konu var: Yapay zeka hâlâ çaresini bulamadığımız birçok problemi çözmemize yardımcı olacak, söz konusu süreçleri hızlandıracak. Yapay zeka ile beraber çalışarak kanseri, Parkinson hastalığını, küresel ısınmayı, fakirliği yenecek, her konuda daha bilinçli karar verecek, savaşları engelleyebileceğiz. Yapay zeka önümüzdeki 30 yıl içerisinde yaşayacağımız değişimlerin en önemli itici gücü olacak.

Yapay Zeka, rutin işlerde işsizliği artırabilir

 

Yapay Zekanın Potansiyel Tehditleri

Yapay zekanın tehditleri aşağıdaki gibidir:

  • İşsizliğin Artması
  • Savaş Teknolojilerinin Gelişimi
  • Kontrol Edilemeyen Yapay Zeka Tehdidi
  • Sahte Bilgi ve Manipülasyon (Deepfake)
  • Eğitim ve Beceri Gelişiminde Geri Kalmışlık

İşsizliğin Artması

Sektörde insan gücünün yerini alabilecek yeteneklere sahip olduğundan, otomasyonun artması işsizliği tetikleyebilir. Özellikle tekrarlayan görevleri içeren işlerde çalışan insanlar için bu durum büyük bir tehdit oluşturabilir.

Savaş Teknolojilerinin Gelişimi

Yapay zeka bir insan yönlendirmesi olmadan tek başına bir silah üretme gücüne sahip değildir. Ancak insan yönlendirilmesiyle daha hızlı, otonom ve ölümcül silahların geliştirilmesine olanak tanıyabilir. Bu, küresel güvenlik için ciddi bir tehdit olup, savaşların daha yıkıcı ve kontrol edilemez toplu sivil ölümlerine yol açabilir.

Kontrol Edilemeyen Yapay Zeka Tehdidi

Gelişmiş yapay zeka sistemleri, insan kontrolünden çıkma riski taşıyabilir. Bu tür sistemler yanlış programlandığında veya beklenmedik şekilde davrandığında, ciddi sonuçlar doğurabilir ve toplumsal düzeni bozabilir.

Sahte Bilgi ve Manipülasyon (Deepfake)

Sahte bilgi üretiminde ve manipülasyonda kullanılabilecek güçlü araçlar sunar. Özellikle deepfake(bir insanı yapay zeka ile daha önce bulunmadığı bir video veya fotoğrafın içine dahil etme) teknolojisiyle oluşturulan sahte videolar ve sesler, toplumsal kaosa ve güvenin sarsılmasına neden olabilir.

Eğitim ve Beceri Gelişiminde Geri Kalmışlık

Hızla değişen iş dünyasında, eğitim sistemlerinin bu dönüşüme ayak uyduramaması, beceri gelişiminde geri kalmışlığa yol açabilir. Bu durum, iş gücünün güncel kalamamasına ve toplumsal eşitsizliklerin derinleşmesine neden olabilir. Öğrencilerin yapay zeka yardımıyla eğitimlerini tamamlamaları sebebiyle yararcılıktan uzaklaşmaları iş hayatındaki rekabete ayak uydurmama sorunlarını doğurabilir.

Yapay Zekanın Faydaları

Yapay zekanın faydaları aşağıdaki gibidir:

  • Eğitimin ve Öğrenmenin Kolaylaşması
  • İş Verimliliği ve Otomasyonun Artışı
  • Veri Analitiği ile Daha İyi Karar Alma Süreçleri
  • Sanat ve Yaratıcılıkta Artış
  • İnsan Hayatının Kolaylaşması
  • İletişim ve Bilgi Erişiminin Gelişmesi

Eğitimin ve Öğrenmenin Kolaylaşması

Kişiselleştirilmiş eğitim sistemleri sunarak öğrenme süreçlerini bireye özel hale getirir. Bu, öğrencilerin ihtiyaçlarına göre içerik sağlanmasına olanak tanır ve öğrenmeyi daha verimli hale getirir. Ayrıca, uzaktan eğitim ve dijital platformlar sayesinde eğitimde fırsat eşitliği sağlanır.

İş Verimliliği ve Otomasyonun Artışı

Yapay zeka, rutin işleri otomatikleştirerek işletmelerin verimliliğini artırır. Süreçlerin hızlı ve hatasız bir şekilde ilerlemesi, iş gücünü daha stratejik görevlere odaklanmaya teşvik eder. Böylece, maliyetler azalırken üretkenlik artar.

Veri Analitiği ile Daha İyi Karar Alma Süreçleri

Büyük veri setlerini analiz ederek iş dünyasında daha isabetli kararlar alınmasını sağlar. Küçük insan hatalarından uzak hesaplarımı destekler. Bu analizler, pazarlama stratejilerinden müşteri davranışlarına kadar geniş bir yelpazede fayda sağlar. İleri veri analizleri, işletmelerin daha verimli ve etkili kararlar almasına yardımcı olur.

Sanat ve Yaratıcılıkta Artış

Sanatçılara yeni yaratıcı imkanlar sunarak onların üretim sürecine katkıda bulunur. Dijital sanat ve müzik gibi yaratıcı alanlarda yeni eserler üretilmesine olanak tanır. Yapay zeka ile sanata yeni alanlar açılabilir. Daha önce yapılmamış insan komutlarıyla ortaya çıkarılan tablolar hem insan ürünü hem de yapay zeka ürünüdür.

İnsan Hayatının Kolaylaşması

Yapay zeka (AI) günümüzde insan hayatının her alanına girmiştir. Günlük yaşamda yapay zeka teknolojileri, insanlara daha fazla zaman kazandırır ve yaşamı kolaylaştırır. Akıllı ev sistemleri, sağlık takip cihazları ve dijital asistanlar gibi uygulamalar, insanların hayatlarını daha verimli yönetmelerini sağlar. Bu da yaşam kalitesini artırır.

İletişim ve Bilgi Erişiminin Gelişmesi

İletişim teknolojilerini geliştirerek dünya çapında daha hızlı ve etkili bir bilgi akışı sağlar. Çeviri uygulamaları ve sanal asistanlar, dil bariyerlerini ortadan kaldırarak daha geniş bir kitleyle etkileşim kurma imkanı sunar. Bilgiye erişim de çok daha hızlı ve kolay hale gelir.

Yakın Zamandaki Yapay Zeka Tehlikeleri

Yapay zekanın hızla gelişmesi, toplumsal, ekonomik ve güvenlik alanlarında bir dizi tehlike doğurabilir. En büyük endişelerden biri, yapay zekanın iş gücünün büyük bir bölümünü otomasyon yoluyla devre dışı bırakmasıdır. Bu, özellikle tekrarlayan veya rutin işlerde çalışanlar için işsizlik oranlarını artırabilir ve ekonomik eşitsizlikleri derinleştirebilir. Öte yandan, yapay zeka destekli sistemler üzerinden gerçekleştirilen veri toplama ve analiz faaliyetleri, kişisel gizliliğin ihlaline neden olabilir. Bireylerin izinsiz olarak takip edilmesi, kişisel verilerinin ticari amaçlarla kullanılması ya da siber saldırılarla ele geçirilmesi gibi riskler, veri güvenliğini tehdit eden önemli unsurlardan biridir.

Yapay Zeka Gelecekte Neler Yapabilecek?

Yapay zekanın gelecekte yapabilecekleri, bugünkü teknolojik kapasitenin çok ötesine geçebilir. Özellikle sağlık alanında büyük devrimler yaratma potansiyeline sahiptir. Yapay zeka destekli teşhis sistemleri, hastalıkların erken teşhis edilmesini sağlayabilir ve hastalara daha kişiselleştirilmiş tedavi yöntemleri sunabilir. Ayrıca, ilaç geliştirme süreçlerini hızlandırarak, yeni tedavilerin daha kısa sürede piyasaya sürülmesine yardımcı olabilir. Otonom robotlar ve cerrahi cihazlar, doktorların müdahale edemediği zorlu tıbbi durumları çözme noktasında devreye girebilir.

Yapay Zekanın Risklerini Azaltma Noktasında Neler Yapılabilir?

Yapay zekanın potansiyel risklerini azaltmak için çok yönlü bir yaklaşım gereklidir. İlk olarak, yapay zeka teknolojilerinin geliştirilmesinde şeffaflık ve etik standartlar ön planda tutulmalıdır. Yapay zeka sistemleri, toplumsal fayda göz önünde bulundurularak geliştirilmelidir ve bu süreçte insan haklarına saygı gösterilmelidir. Yapay zeka uygulamaları üzerinde daha fazla düzenleyici denetim sağlanması, bu teknolojilerin kötüye kullanılmasını engelleyebilir. Özellikle otonom sistemlerdeki karar alma süreçlerinin insan denetimi altında olması, beklenmeyen sonuçların önüne geçilmesine yardımcı olabilir.

Yapay Zeka Ne Gibi Sorunlara Yol Açabilir?

Yapay zeka, hayatı birçok alanda kolaylaştırsa da, bazı önemli sorunlara yol açabilir. Öncelikle, iş dünyasında büyük bir dönüşüme neden olan yapay zeka, birçok sektörde insan iş gücünün yerini alarak işsizliğin artmasına sebep olabilir. Özellikle düşük vasıflı işlerde çalışan bireyler, otomasyonun yaygınlaşmasıyla işlerini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalabilir. Bu da ekonomik eşitsizlikleri derinleştirebilir ve sosyal huzursuzluklara yol açabilir.


İSTİHDAM VE İŞSİZLİK

 

Emek Piyasası İle İlgili Temel Kavramların Tanımlanması


Emek Piyasası Tanımı

Emek piyasası ile ilgili kavramları Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) belirli bir standart içinde tanımlamasını yaparken, her ülke bu standartlara bağlı kalarak kendisine uygun açıklama yapmaktadır. Türkiye’de de Türkiye İstatistik Kurumu bizi bu konuda aydınlatmaktadır.

Emek piyasası, emek arz ve talebinin karşı karşıya gelmesiyle ücretlerin ve çalışma koşullarının belirlendiği piyasadır. Emek talebi, işverenlerin mal ya da hizmet üretebilmek için emek miktarıdır. Emek arzı, emekçilerin çeşitli ücret düzeylerinde, çalışmayı kabul ettikleri süre veya miktardır.

Emek Piyasası İle İlgili Kavramlar

Çalışma Çağı Nüfusu ve Potansiyel Emek Arzı;

Emek arzı, fiziksel ve zihinsel açıdan çalışmaya uygun olan herkestir. Çalışma çağı nüfusu belirlenirken, bireyin yaşı bir kriter olarak değerlendirilmektedir. Türkiye ve çoğu ülkelerde çalışma çağındaki nüfus 15 yaş ve daha yukarı yaşlardaki nüfus olarak kabul edilirken, İngiltere, İspanya, İzlanda, Norveç gibi ülkelerde 16 ve daha yukarı yaş çalışma çağındaki nüfus olarak kabul edilmektedir.

İşgücü;

Bir ülkede fiilen çalışanlarla iş arayanların doldurabileceği çalışma saatleri toplamına işgücü denilmektedir. İşgücünü hesaplarken geçici olarak çalışmayanların ve iş arayanların tümü dikkate alındığı için emek arzının en üst sınırını ifade etmektedir. Bir ülkeye ait işgücü belirlenirken 15 yaşın altında olmasına rağmen ekonomik ve sosyal nedenlerden dolayı çalışmak zorunda kalan çocuk işgücü ve emeklilik yaşının üzerinde olmasına rağmen çalışmak zorunda olan nüfusa dikkat edilmesi gerekmektedir. Bu durumda tanım, istihdam edilenler ile işsizlerin bir araya gelmesiyle oluşan nüfus olarak yapabiliriz.

Referans dönemi (haftası);

Referans haftası Pazartesi ile başlayıp Pazar günü ile sona erer.

İşgücüne dâhil olmayanlar;

Çalışmaya hazır olduğu hâlde iş aramayan, iş bulma ümidi olmayanlar ve bazı nedenlerle iş aramayan ancak işbaşı yapmaya hazır olan kişiler işgücüne dâhil olmayan nüfusu oluşturur. İş aramayıp çalışmaya hazır olanlar grubu, 2 hafta içinde işbaşı yapmaya hazır olduğunu belirten kişilerden oluşmaktadır. İş bulma ümidi olmayanlar ise daha önce iş aradığı halde bulamayan ancak işbaşı yapmaya hazır olan kişilerdir. Bu grup işgücü “gücenmiş veya cesareti kırılmış” işgücü olarak tanımlanmaktadır. İş aramayanlar grubu da mevsimlik işçiler, ev işleriyle meşgul olanlar, öğrenciler, emekliler ve bedensel özürlülük, hastalık ve yaşlılık nedeniyle işbaşı yapmaya elverişli olmayan gruptur.

İstihdam;

Emek faktörünün üretim sürecinde kullanılması istihdamın dar anlamını oluştururken, tüm üretim faktörlerinin üretim sürecinde kullanılması da geniş anlamını oluşturmaktadır. Bir başka tanımına gelince, bireylere ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için gerekli gelirin doğrudan veya dolaylı olarak verilmesini sağlayan bir araçtır. İstihdam edilen nüfus ise işbaşında olan ve işbaşında olmayan nüfustan oluşmaktadır. İşbaşında olan, “ücretli, maaşlı”, yevmiyeli, kendi hesabına, işveren ya da ücretsiz aile işçisi olarak referans dönemi içinde en az bir saat bir ekonomik faaliyette bulunan kişilerdir. İşbaşında olmayan kavramı ise, iş ile bağlantısı devam ettiği halde referans haftası içinde çeşitli nedenlerle işinin başında olmayan, ancak işleriyle ilişkileri devam eden kişilerdir.

İstihdam düzeyi veya istihdam hacmi;

 İstihdam hacmi, fiilen doldurulan çalışma saatleri toplamıdır. Uluslararası karşılaştırmalarda çalışma saatleri çalışan sayısına göre daha net bir sonuç vermektedir.

İstihdam sınırı veya istihdam takati;

İstihdam sınırını işgücü rezervi ve çalışma saati toplamı belirler. Ekonomideki işgücünün fiili veya potansiyel varlığı toplamı ülke ekonomisinde doldurulabilecek çalışma saatleri üst sınırını vermektedir.

Tam İstihdam;

Bir ekonomide istihdam düzeyi ile işgücü miktarı eşit oluyorsa tam istihdamdan söz edilebilir. Kabul edilebilir işsizlik olarak tanımlanan “friksiyonel işsizlik” ülkelerde emek arzı ve talebinin daima karşı karşıya kalamayacağını vurgulamaktadır ve ülkeden ülkeye, çeşitli koşullara bağlı olarak da değişmektedir.

Eksik İstihdam;

Bir kişinin sahip olduğu eğitim ve beceri düzeyine uygun bir işte çalışmaması durumudur. Eksik istihdam zamana bağlı eksik istihdam ve yetersiz istihdam olarak ikiye ayrılmaktadır.

İşsizlik;

Çalışabilir çağdaki kurumsal olmayan nüfusa dâhil olan kişilerden, referans döneminde bir işi olmayanlar, bir iş arayan ve bu konuda bir girişimde bulunmuş olanlar ve iş bulması halinde işbaşı yapabilecek durumda olanlar işsiz olarak tanımlanmaktadır. İşsizlik açık ve gizli olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.

Emek Verimliliği;

mal ve hizmet üretme gücü verimliliktir. Bir ülkenin ekonomik refah düzeyini göstermektedir. Emek verimliliği; belirli bir firmanın, işkolunun veya ülkenin ürettiği toplam reel üretim miktarının, bu üretimin elde edilmesi için kullanılan toplam emek-saat miktarına bölünmesi ile elde edilir.

İŞSİZLİK

İşsizlik Tanımı

İşsizlik genel olarak çalışmak için işgücü piyasasına gelen işgücünün uygun çalışma olanağı bulamaması durumudur. İşsizlik çalışma isteğinde olmama gibi nedenlerden çok emek arzının emek talebinden fazla olması ile ilgilidir. Talep yetersizliği; emek talebini karşılayacak kadar işyerinin olmaması, var olan işyerlerinin atıl kapasite ile çalışması, ücretlerin düşük olması ve işçilerin beceri ve yeteneklerinin işe uygun olmaması gibi nedenlerden dolayı olabilir. Bir ekonomide emek, sermaye, toprak ve girişimcilik gibi üretim faktörlerinin üretim sürecinde etkin ve üretken kullanılması ekonominin büyüme performansı bakımından oldukça önemlidir. Üretim faktörlerinin tam istihdam edilmesi halinde ekonominin üretebileceği maksimum mal ve hizmetlerin miktarı Potansiyel Hasıla, Doğal Hasıla ya da Tam İstihdam Hasılası olarak adlandırılmaktadır.

İşsizlik Oranı ve Ölçülmesi

Bir ülkedeki işsiz sayısının toplam işgücüne oranı işsizlik oranı kavramını verecektir. Ekonomiler için tam istihdamın gerçekleşmesi kolay ulaşılamayacak bir amaç olduğundan ekonomilerin çoğu eksik istihdam durumunda bulunur. Çalışma istek ve gücünde olanların ancak bir bölümü üretime katılabilirken, üretime katılamayanlar işsizliği oluşturur. Bununla birlikte bir ekonomide üretime katılamayan herkesi işsiz kabul etmek doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Bu nedenle işsiz, çalışma istek ve gücünde olan ancak piyasadaki cari ücret ve diğer çalışma koşullarına razı olmasına rağmen, uygun bir iş bulamayan kişi olarak tanımlanır.

İşsizliğin sayısal olarak belirlenmesinde işgücü arz ve talep tahminlerinden yararlanılmaktadır. İstihdam arz ve talep miktarı tahmin edildikten sonra ikisi arasındaki fark işgücü fazlası diğer bir ifadeyle işsiz sayısını vermektedir. İşsizliğin tahmininde bir diğer yaklaşım, potansiyel çıktı ile reel çıktı arasındaki açıktan yararlanarak işsizlik düzeyinin belirlenmesidir. Bu tahminde Okun Yasası’ndan yararlanılmaktadır. Okun Yasası reel çıktı ile potansiyel çıktı arasındaki açığın boyutundaki değişmeler ile işsizlik oranı arasında sabit bir ilişkinin olduğunu kabul etmektedir.

İşsizlik Türleri

Bireyler ve kitleler üzerinde ağırlığını hissettiren bir olgu olan işsizlik her zaman aynı nedenlerden dolayı ortaya çıkmamakta ve bu nedenle de her zaman benzer sonuçlar vermemektedir. İşsizlik konusunda bir sınıflama yapma gereği bu noktada ortaya çıkmaktadır. İşsizlik nedenlerinin tespiti bir anlamda çözüm yollarının tespiti anlamına gelmektedir.

İradi/Gayri İradi İşsizlik: Çalışma gücüne sahip olan kişiler arasında cari ücret düzeyinde ve çalışma şartlarına razı oldukları durumda iş bulması mümkün olanların çalışmayı reddetmeleri durumunda ortaya çıkan işsizlik iradi işsizlik olarak tanımlanmaktadır.

Çalışma arzusu gösterdikleri, yürürlükteki ücret düzeyinden çalışmaya hazır oldukları halde iş bulamayanlar ise gayri iradi işsiz olarak tanımlanmaktadır. İşsizliğin iradi ve gayri iradi ayrımının yapılması işsizlik türlerinin psikolojik ayrımı olarak ele alınmaktadır. Bu aynı zamanda çalışma arzusuna göre işsizlik ayrımı olarak da ele alınabilir.

Gizli İşsizlik: İşgücünün istihdam edilmesine rağmen, çok düşük veya sıfır verimlilikle çalışması durumunda ortaya çıkmaktadır. Herhangi bir üretim alanında bir miktar işgücünün üretimden çekilmesi durumunda eğer üretim miktarı düşmüyorsa bunun nedeni gizli işsizliktir.

Gizli işsizlik, toplam talep yetersizliğine, piyasa aksaklıklarına bağlı olarak ortaya çıkabileceği gibi ekonominin yapısına bağlı olarak da ortaya çıkabilir. Gizli işsizlik daha çok hizmetler, tarım ve kamu sektörlerinde görülmektedir.

Açık İşsizlik: Resmi istatistiklerde sivil işgücünün sivil istihdamdan fazla olması durumunda işsizlik ile karşılaşılır. Açık işsizlik geçici işsizlik, yapısal işsizlik, teknolojik işsizlik, konjonktürel işsizlik ve mevsimsel işsizlik olarak farklı türlere ayrılmaktadır.

Geçici İşsizlik: İktisaden gelişmiş olsun ya da olmasın her ülkede rastlanan bir işsizlik türüdür. İşçilerin mevcut çalışma olanaklarından habersiz olmaları veya çalışacakları yere gitmenin masrafına katlanamamaları gibi nedenler dolayısıyla emek piyasasının iyi işlememesinden kaynaklanmaktadır. İşçilerin mobilitesini azaltan ve iki tarafında piyasa şartları hakkında tam ve mükemmel bilgilere sahip olmasını engelleyen nedenler genellikle emek piyasasının işleyişinden kaynaklandığı için bu tür işsizliğe friksiyonel işsizlik adı da verilmektedir.

İş ve işçi bulma kurumları iyi organize edilir ve etkin bir şekilde çalışırsa bu işsizlik türü azalmaktadır. Fakat her şeye rağmen ekonomide bir miktar geçici işsiz bulunacaktır. Büyük bir işçi kitlesi içinde mevcut işinden memnun olmayıp yeni bir iş bulmak için işinden ayrılmış insanlar bulunacaktır. Bu nedenle bu insanlar yeni bir iş buluncaya kadar işsiz sayılacağından, bu anlamdaki işsizliği sıfıra indirmek mümkün değildir. Bir ülkede işsiz olarak kaydedilen kişilerin miktarı çalışanlara oranla %2 civarında olduğu zaman o ekonomide tam istihdam sağlandığı söylenebilir.

Geçici işsizlik kısa süreli, hiçbir zaman sıfıra indirilemeyen ve son derece yaygın bir işsizlik türüdür. Ancak insanların iş değiştirmeleri yoluyla verimsiz oldukları alanlardan daha verimli oldukları alanlara geçmelerini sağladığından olumlu bir fonksiyonu olduğu da söylenebilir.

Yapısal İşsizlik: Bir ülkenin ekonomik yapısında meydana gelen değişmelerin neden olduğu işsizlik türü yapısal işsizliktir. Örneğin ilkel yöntemlerle tarım üretimi yapılan bir ülkede tarımın makine ile yapılmaya başlanması halinde makineli üretim yaygın bir hal aldıkça köyde çalışma imkanlarından yoksun kalan işçilerin sayısı da artacaktır. İşsizlik türleri içinde en ciddi problem olan tür yapısal işsizliktir. Yapısal işsizliğin oluşmasının temel nedeni uzmanlaşmış, beceri ve nitelik gerektiren belirli işler için tek işgücü piyasası yerine çok sayıda alt işgücü piyasası olmasıdır. Yapısal işsizliğin nedenlerinden biri de açık işlerin gerektirdiği beceriler ile iş arayanların becerileri arasındaki farklılıklardır. Açık işlerle iş arayanların farklı şehirlerde olmaları da yapısal işsizliğin bir başka nedeni olarak ifade edilebilir.

Teknolojik gelişmelerde yapısal işsizliğin oluşmasında önemli rol oynar. Teknolojik gelişmeler bazı iş kollarının ortadan kalkmasına kimi zamanda daha az faktör kullanımı ile ürünlerin üretilmesine imkan tanımaktadır. Bu durumda eskisine nazaran daha az emek kullanılacağından işsizlik sorunu ortaya çıkacaktır. Eğer bir ekonomide üretim faktörlerinden biri olan emek oransal olarak fazla ve buna karşılık sermaye yetersiz ise üretim faktörlerinin miktarları arasındaki bu dengesizlik yapısal işsizliğe neden olmaktadır.

Teknolojik İşsizlik: Teknolojik gelişme ve modernleşme sonucunda çoğu zaman daha az emek kullanılmasının mümkün olduğu ve az emek kullanımının maliyetleri düşürebildiği bilinmektedir. Bu yüzden eğer bir ülkede geliştirilen yeni teknolojiler üretimde maliyetleri düşürürken daha az emek kullanımı gerektiriyorsa bu ülkede teknolojik gelişmeye bağlı olarak işsizlik ortaya çıkabilir. Bu işsizlik türüne teknolojik işsizlik adını verebiliriz.

Bu işsizlik türü ekonomiyi çok önemli boyutlarda etkileyebilmektedir. Ancak teknolojik gelişme verimlilik artışı yoluyla üretimi ve gelirleri arttırarak sonuçta yeni yatırımlar yapılmasına neden olursa yaratılan yeni istihdam olanakları, teknolojik işsizliğin ortadan kalkması konusunda etkili olabilir. Teknolojik gelişmeye rağmen bir işsizlik olmaması veya daha doğru bir ifade ile başlangıçta meydana gelen işsizliğin telafi edilmesi teknolojik gelişmenin ikincil etkisi olarak adlandırılmaktadır.

Konjonktürel işsizlik: Konjonktür kelimesi bir ülkenin ekonomik durumunu belirli bir anda açıklayan tüm öğelerdir. Açık işsizlik türlerinden olan konjonktürel işsizlik ise talep yetersizliği işsizliği olarak da bilinmektedir. Ekonomilerde ekonomik dalgalanmalara bağlı olarak bazen tüm işgücü kolaylıkla istihdam edilirken, bazen de işgücünün önemli bir kısmı işsiz kalabilir. Bu nedene bağlı olarak ortaya çıkan işsizliğe konjonktürel işsizlik adı verilir. Konjonktürel işsizliğin süresi geçici işsizlikten uzun, yapısal işsizlikten kısadır. Konjonktürel işsizliğin ekonominin belirli kesimlerinde değil, çok sayıda sektörde gözlenmesi mümkündür.

Mevsimlik İşsizlik: Konjonktürel işsizlik gibi mevsimlik işsizliğin nedeni de talep dalgalanmalarıdır. Ancak burada sözü edilen talep dalgalanmaları önceden beklenen dalgalanmalardır ve yıl boyunca sistematik bir seyir izlemektedir. Mevsimlik işsizlik en çok inşaat ve tarım sektöründe kendini göstermektedir. Mevsimlik işsizlik olgusunun tarım ağırlıklı yapılanma içinde belirli bazı aylarda toplanması iklim ve çevre koşullarından kaynaklanmaktadır. Mevsimlik işsizlik kalkınan ülkelerin karşılaştığı tipik bir işsizlik olgusudur. Giderilmesi için alınacak önlemler ancak kısa vadeli çözümleri içerebilir. İklim yapısını ve belirleyici olan coğrafi faktörleri değiştirmek söz konusu olmayacağı için ancak dengeli ve uzun dönemli istihdam politikaları sorunun ağırlığını hafifletebilir. Mevsimlik işsizliğin giderilmesi uzun dönemde tarımsal yapının yerini sanayiye bırakması ile mümkün olabilecektir. Tarımda makineleşme ve elde edilen ürünün yıl içine dağıtılacak biçimde yeniden düzenlenmesi kısa dönemli çözümler olarak düşünülebilir.

21 Mayıs 2025 Çarşamba

Güneşin Sonsuz Enerjisine Ortak Olabiliriz

Türkiye, enerjide dışa bağımlılığın maliyetini yıllardır ağır faturalarla ödemeye devam ediyor. 1970’lerden bu yana enerji açığımızdan ötürü doğalgaz ve petrol ithalatına dayalı enerji politikaları devam ettirmek zorunda kaldık. 

Bu durum yalnızca ekonomik değil; jeopolitik riskler karşısında da ülkemizi doğal kaynak zengini komşularımıza karşı ya da onların başına gelen belalardan (savaş, iç savaş, küresel bloklaşma vs.) kaynaklı her zaman bir açıdan savunmasız bıraktı. 

Yıllar içinde enerji ithalatı yüzünden kabaran cari açıklar, defalarca döviz ihtiyacına, kur baskısına, faiz baskısına ve sonunda büyüme üzerinde fren etkisine dönüşmeyi başarıp ciddi ekonomik sıkıntılara neden oldu. Özellikle de 1980-2000’li yıllar arasında enerji ithalatçısı olmamız çok sık karşımızı problem olarak çıktı.

Son yıllarda da özellikle Rusya-Ukrayna Savaşı sonrası meselenin önemi bir kez daha ortaya çıktı. Çünkü elektrik alanında doğalgaza inanılmaz derecede bağlıyız.

Halbuki tüm insanlığın en temel enerji kaynağı olan güneş, elektrik açısından bakıldığında bu topraklar açısından bakıldığında en kıymetli ama hala gerçek anlamda ekonomiye dönüştürülememiş çok güçlü bir kaynak.

Türkiye yılda ortalama 2700 saat güneş alıyor. Almanya, bu sürenin yarısına bile sahip değil ama bizden dört kat fazla güneş enerjisi kurulu gücüne ulaşmış durumda. Çünkü orada güneş politikası bir çevre hamlesi değil, bir ekonomik bağımsızlık stratejisi olarak ele alınıyor. Biz ise hala enerjide dışa bağımlılığı kader gibi yaşıyoruz.

Oysa Türkiye’nin güneşten enerji üretme potansiyeli yalnızca teknik bir veri değil; siyasi bir tercih, ekonomik bir yöneliş ve toplumsal bir vizyon meselesidir. Artık büyük sermayeli projelere bel bağlayan modellerin yanında halkı da sürece dahil eden, sermayeyi tabana yayan ve ülkenin en verimli arazilerini üretken hale getiren yeni bir sistem kurulmalı. Yani Yenilenebilir Enerji Yatırım Fonları ile kurulan büyük GES tarlalarına ihtiyacımız var.

Türkiye’nin en çok güneş alan bölgelerindeki geniş hazine arazileri, orman vasfını yitirmiş alanlar ve kamunun atıl toprakları, devasa güneş enerji santrallerine dönüştürülmeli. 

Ancak bu yatırımlar yalnızca devlet ya da büyük holdinglerin eliyle değil, doğrudan halkın katılımıyla yapılmalı. Tıpkı gayrimenkul yatırım fonları gibi, bu alanlara kurulacak her GES tarlası bir yatırım fonu aracılığıyla fonlaştırılmalı ve bankalar üzerinden halka arz edilmeli.

Her vatandaş bu fonlardan 1000 TL’lik, 5000 TL’lik, 10.000 TL’lik paylar alarak enerji üretiminin doğrudan ortağı olabilmeli.

Fonlar Sermaye Piyasası Kurulu denetiminde, portföy yönetim şirketleri eliyle kurulmalı. Bu şirketler doğrudan GES yatırımının kurucusu olmalı.

Ne kadar fon toplanırsa, o kadar panel kurulmalı, her fon, belirli bir şehirdeki veya bölgedeki enerji santraline karşılık gelmeli, fon büyüdükçe kurulu güç artmalı, enerji üretimi çoğalmalı, gelirler fon yatırımcılarına dağıtılmalı.

Panel başına üretimden elde edilen gelir, yatırımcının hesabına temettü olarak yansımalı, böylece vatandaş yalnızca enerji tüketicisi değil, üreticisi ve yatırımcısı haline de gelmeli.

Bu sayede enerji sektöründe yatırımcı olmak, sadece büyük sermayelerin tekelinden çıkmalı, gerekirse büyük yatırımcı olabilseler de asıl manada herkesin erişebileceği yani katılımcı olabileceği bir fon yapısı kurulmalı.

GES’ten üretilen elektrik devlet garantisiyle özel sektörün oligarşisine kurban edilmeden satılmalı ve bu gelir doğrudan fon yatırımcılarına aktarılmalı.

Bu sayede de büyük kamu yatırımları için borçlanma ihtiyacı azalmalı; faiz yükü nedeniyle yükselen fiyatların enflasyon etkisinden kurtulunmalı.

Devlet modeli desteklemeli elbette, ama yatırımcı olarak değil; düzenleyici ve teşvik edici pozisyonda kalmalı. Özellikle özendirici olması için fon gelirleri için belli bir tutara kadar gelir vergisi muafiyeti sağlaması ilk seferberlik ilanının ciddi karşılık bulması için çok önemli.

Hatta belki ilk kez bu tür fonlara yatırım yapan bireyler için “yatırım destek primi” gibi teşvik mekanizmaları dahi geliştirilebilir. SPK, EPDK, Hazine ve Maliye Bakanlığı gibi kurumlar koordinasyon içinde çalışarak bu yapıyı hem yasal hem de operasyonel olarak hazır hale getirebilir.

Peki bu fon yapıları nasıl güvenilir olacak?

Her fonun şeffaflığı olmazsa olmaz derecesinde zorunlu olmalı. Yatırımcı, fonun hangi şehirdeki hangi GES’e ortak olduğunu, kaç megavat kurulu güce karşılık geldiğini, yıllık üretim tahminlerini ve tahmini gelir dağılımını bilmeli. 

Aylık üretim ve finansal veriler kamuya açık olmalı, bağımsız denetim kuruluşları bu verileri doğrulamalı. Böylece yatırımcı yalnızca bir fon hissedarı değil, aynı zamanda resmi bir ortak olarak hissedebilmeli.

Bu fonlara çeşitlilik kazandırmak da mümkün tabiki. Yatırımın büyük kısmı güneş enerjisine odaklı kalmakla birlikte, az miktarda rüzgar, biyogaz ya da jeotermal projelerine de yer verilebilir. Böylece fonun riski dağılırken getirisi dengeli hale gelebilir. Yani yatırım hem güvenli hem sürdürülebilir hem de enerji üretim marketi haline getirilip büyütülebilir.

Bu sistem yalnızca enerji üretimini değil, istihdamı da artırır. GES tarlalarının kurulumu ve işletilmesi, saha mühendisinden bakım teknisyenine, güvenlik personelinden analiz uzmanına kadar birçok meslekte yeni istihdam yaratır. Özellikle kırsal bölgelerde genç nüfusa iş imkanı sağlar, bölgesel kalkınmayı destekler. Şu an yaşadığımız geniş tanımlı işsizlik rakamları üzerinden değerlendirildiğinde bu tip yatırımlara ne denli ihtiyacımız olduğu daha iyi anlaşılabilir.

Kim bilir, belki kurulacak her GES fonunun %5’lik payı yerel halka ayrılabilir. Bu pay, düşük bedelle ya da üretim karşılığı tahsis edilebilir. Bu, o bölgede yaşayan vatandaşları enerji yatırımına ortak eder. Projeye yerel sahiplenme gelir, sosyal dirençler ortadan kalkar. Yani yatırım yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal bir bağa da dönüşür.

Yatırım fonları aracılığıyla yürütülecek bu modelin en büyük stratejik katkısı, Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığını azaltmasıdır. Eğer bu sistem yaygınlaştırılırsa, yalnızca 10 yıl içinde Türkiye’nin elektrik ihtiyacının en az %25’i bu GES tarlalarından karşılanabilir. Bu akıl karıştıracak derecede büyük bir sıçrama olur. Elektrikte kullanılan milyarlarca dolarlık doğalgaz ithalatının önüne geçmek anlamına geleceği düşünüldüğünde siyasetten uluslararası ilişkilere her şeyi etkileyecek derecede büyük bir ilerleme. 

Elbette, kur baskısı azalır, döviz talebi düşer, on yıllardır başımızın belası olan cari açık daralır. Yani enerjiyle başlayan bir zincir büyüyerek tüm ekonomiye yayılır.

Açıkça belirtmek gerekir ki bu önerilerin bütünü devletçi bir model değil, katılımcı bir kalkınma modelidir. Devletin denetim gücünü, halkın tasarruf gücüyle birleştirir. Üretim, yatırım ve gelir, tek bir potada yeniden tanımlanır. Enerjiye yatırım yapan halk, artık yalnızca fatura ödeyen değil; üretimden gelir elde eden yurttaş haline gelir.

Can-ı gönülden söyleyebilirim: Bu sistem uygulanabilir, sürdürülebilir ve adildir. Türkiye’nin her bölgesinde, halkla birlikte, gökyüzünden gelen ışığı yeryüzünün geleceğine çevirebiliriz. Her sabah doğan güneş yalnızca yeni bir gün değil; aynı zamanda yeni bir ekonomik paradigma olabilir. 

Yeter ki güneşe yalnızca bakmayalım; onun bereketinden yararlanalım ve enerjisine ortak olalım.

1934’ten bu yana adım adım petrol üretimi

 -İlk sondaja 1934’te Baspirin-1 kuyusuyla ev sahipliği yapan Şırnak, Gabar’da yapılan rezerv keşifleriyle petrol şehri olarak anılmaya başlandı.

-Gabar Dağı’nda 10 Mayıs 2021’de Şehit Esma Çevik-1 arama kuyusunda 36 API graviteye sahip petrol keşfi gerçekleştirildi.

-Nisan 2023’te Şehit Aybüke Yalçın Sahası’nda 41 API gravite değerine sahip 600 milyon varillik petrol rezervi bulundu.

-Şehit Esma Çevik, Şehit Teğmen Akdeniz, Şehit Aybüke Yalçın, Mehmet İrfan Güler, Bülent Sadioğlu ve Bulmuşlar sahalarında keşfedilen petrol rezervlerinin toplamı 867 milyon varile ulaştı.

-TPAO’nun Gabar çevresindeki bölgeler ve çeşitli illerde aramaları sürecek ve bu yıl karada 269, denizde 10 kuyu kazılacak.

19 Mayıs 2025 Pazartesi

Hz. Peygamber’in Çocuklarla ve Gençlerle İletişimi

 

Bir Ayet: "(Ey Muhammed!) Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik." (Enbiyâ, 21/107)

Hz. Peygamber, çocukları çok severdi. Zira o, âlemlere rahmet olarak gönderilmişti ve çocuk sevgisi, Allah’ın insana bahşettiği merhamet duygusunun göstergesiydi. O (sas), çocuklara olan sevgisini bazen onlara dua ederek, bazen onları kucaklayıp öperek, bazen kucağına oturtarak gösterirdi. Bazen de çocukları bineğine alır, omuzlarında taşır, şakalaşarak onlarla ilgilenirdi. Onun çocuklarla sevgi, şefkat ve iltifat üzerine kurduğu ilişkisi, her aşamasında geleceğin yetişkinine duyulan saygıyı yansıtmakta iken gençlerle iletişimi ise çok daha derin ve etkileyiciydi. Kendilerine has bir ruh hâli içerisinde olan gençler, istek, arzu, heyecan, gurur, şiddet gibi duyguları yoğun biçimde yaşamalarına rağmen, aynı zamanda tecrübesizdirler. Bunu bilen Rahmet Peygamberi, gençlerle ilişkisinde onurlandırıcı, güven verici, cesaretlendirici, akılcı ve ılımlı bir tarz benimsemişti. Kısaca o, çocuk ve gençlerin geleceğin sorumluluğunu yüklenebilecek nitelikte yetişmesi için gayret etmişti.

Kaynak: Diyanet Takvimi

19 Mayıs 2025

17 Mayıs 2025 Cumartesi

Sonuç olarak; getirisi bitmeyen kazanç, insana, insanın eğitimine yatırım yapmakla sağlanır. İnsanın ne zaman, nerede, nasıl ve ne şekilde olması/bulunması gerektiğini belirlemeden yapılan anlaşma ve birliktelikler süreklilik arz etmez ve uzun süreli olamaz. Türk Ortak Pazarı olarak da nitelendirebileceğimiz Türk Devletleri Teşkilatı, geleceğinin teminatı olan insanı yetiştirmek durumundadır. Amacı bütün bireylerince anlaşılmamış, özümsenmemiş hiçbir birliktelik kalıcı olamaz. Ancak ortak menfaatler ortak ülkülere dönüşür, siyasi ve ekonomik birliktelik kültürel bakımdan güçlenerek kültür ve ülkü birliği sağlanırsa, böyle bir birliktelik güçlenerek kalıcılığını sürdürür. 

Bunun yolu ise eğitimden geçer. Bu bakımdan Türk Devletleri Teşkilatına üye ülkelerin alanlarında yetkin ve yeterli kişileri tarafından güçlü bir eğitim programı oluşturulmalı, eğitimin her alanında ortak amaçlar doğrultusunda programlar hazırlanmalıdır. Bunun için de bütün mesaisini buna harcayacak, başka herhangi bir kurumla idari bağı ve sorumluluğu olmayan, mikro siyaset, menfaat ve ideolojiden uzak, Türklüğü her bakımdan özümsemiş, varlığını Türk varlığına armağan edebilecek akademisyen ve uzmanlar tercih edilmelidir.