4 Ekim 2009 Pazar

"Cem cici çocuğu oynuyor"


Vahşi bir cinayete kurban giden Münevver Karabulut'un 17 yaşındaki erkek kardeşi Enver, ilk kez konuştu.


Münevver Karabulut’un erkek kardeşi Enver’le buluşacağım... Peki nasıl soru soracağım. Küçücük... Ama görseniz nasıl güçlü duruyor. “Anne tarafının tek kız çocuğu Münevver, ben de baba tarafının tek erkek çocuğuyum. O yüzden ailede ikimiz de çok değerliyiz.” Böyle diyor. “Çocuğuydu” değil, “çocuğu”. Münevver derken gözleri ışıldıyor. Bazen “Abla” diyor. Bence tam farkında değil olan bitenin.Albümlerinden bir bir gazetelere taşınan özel fotoğraflar, onlar belki de doğmadan yıllar önce bu mesleği seçmiş avukatlar, testler, raporlar, metrekareye destesi düşen mikrofonlar, flaş sesleri... Alacakaranlık kuşağı gibi geliyor.


-Nasıl bir ruh hali içindesiniz?
İnsanları kırmak istemiyorum ama duygularımı kendi içimde yaşamayı tercih ederim. Röportajlara da çok sıcak bakamıyorum. Bu istisna oldu. Mikrofon tutuyorlar, “Ne hissediyorsun” diye soruyorlar. Ne hissedebilirim ki? Bırakın bana kalsın...
-Peki o yakalandığı zaman “Oh be” dediniz mi?
Demedim ama acım biraz olsun dindi. Adalet yerini buldu, daha da bulacağına inanıyorum.
- Evde hayat normale döndü mü?
Hayat hiçbir zaman normale dönmeyecek. Ama öte yandan hayat devam ediyor, nefes aldığımıza şükrediyoruz. Bir de hiç olmazsa Münevver’in yerini biliyoruz.
- O artık hapiste, “Bizi rahat bıraksınlar” diyor musunuz?
Demiyorum. Büyük yanlışlar yapıldı ama basın olmasaydı sesimizi duyuramazdık. Her meslekte iyiler kötüler olduğu gibi, basında da var.


İKİ KEZ PSİKİYATRİSTE GİTTİM
- 17 yaşındasınız, küçüksünüz, nasıl bu kadar güçlü durabiliyorsunuz?
Allah kimseye kaldıramayacağı yük vermiyor. Çevremiz de gerçekten çok yardımcı oluyor. “Laf olsun” diye söylemiyorum. Avukatımız Rezan Epözdemir ağabeyim gibi. Kamuoyu desteği ortada. Bunlarla ayakta duruyorum.
-Psikolojik destek aldınız mı korkunç olaydan sonra?
Başlarda almıştım. İki seans gittim, sonra ihtiyaç duymadım. Duygularını paylaşabilen biri değilim. Bence insanın doktoru kendisidir. En büyük desteğim annem. Bir de ilaç tedavisi görüyorum, hormonların dengelenmesi için. Ama onların da çok etkisi olduğunu zannetmiyorum.
- Ağlayabiliyor musunuz, yazıya mı döküyorsunuz duygularınızı?
Ergenlik dönemindeyim anlık patlamalar yaşıyorum. Onun adına bir şeyler yaparak kendimi avutmaya çalışıyorum. Mesela Facebook’ta kurduğum “Münevver Karabulut ablamın anısına” grubunun 70 bini aşkın üyesi oldu. Sevdiği yerlere
gidiyorum.
-“Üç buçuk milyon euro’ya satılık kız” pankartına neden aşırı tepki verdiniz. “Hasta ruhlu biri yapmış” deyip geçebilirdiniz.
Benim yerimde siz olsanız ne yapardınız? Pankart konusu açılmışken, babam bulunduğu psikoloji içerisinde duygularını, yaşadıklarını yorumluyor pişiriyor ve medyaya sunuyor. Medya da bunu beğeniyor ya da beğenmiyor. İstediği gibi yazıyor.
- “Üç buçuk milyon” meselesinden sonra evi terk ettiğiniz doğru mu?
Dayımda kalmaya gittim, bir süre sonra döndüm ama babam o dönemki psikolojisiyle öyle zannedip bir açıklama yapmış olabilir.


HUKUK OKUYACAĞIM
-Siz ilk kez konuşuyorsunuz, babanız duygularını basınla epey paylaştı. Kızdınız mı ona?
Babam içinden gelen sesi dinledi, saygı duyuyorum...
- Annenizle babanız dışında kim iyi geldi kötü günlerinizde?
Rutkay diye eski okulumdan bir arkadaşım var. Kardeşim gibi ama. Konuşmamıza bile gerek yok. Göz teması yeter...Öyle bir dosttur. Onunla çok vakit geçiririm.
-Okulu toparlayabildiniz mi? Derslerden geri kaldınız mı?
Sınavlarımı sonradan verdim, okul yönetimi ve hocalar çok destek oldu. Toparladım.
-Ne okumak istiyorsunuz?
Küçükken subay olmak istiyordum ama sonra cübbe falan hoşuma gitti, haksızlığa gelemediğimi gördüm ve hukuk okumaya karar verdim. Bu olayla ilgisi yok.
-Yurtdışına gitmeyi düşünüyor musunuz?
Bizim ailede bayağı yurtdışına giden var. Münevver de dil eğitimi için Vancouver’a gitmişti. Gerçi onda bile hoş olmayan haberler çıkmıştı. Tekrar dile getirmek istiyorum, Münevver oraya okul arkadaşları ve hocalarıyla gitti. Masraflarını da ailesi karşıladı. Yaptığı her şey de bizim bilgimiz dahilinde oldu.


GÖRÜNEN KÖY...
-Cem’i ilk tanıdığınız zamanlara dönersek, gerginlikler yaşandı mı? Ablanızı kıskandınız mı ondan?
Sonuçta erkek çocuğuyum, bir ağır ağabeylik, erkeklik durumu vardı. Bir de sevgili ablamdı o. Korumak için elimden geleni yapardım. Birbirimize acayip güvenirdik. Ablası, kız kardeşi olan insanlar onu kendilerinden soyutlamak yerine tanımaya ve anlamaya çalışmalı...
- Cem’in kemik yaşı meselesi uzun süredir gündemde, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Görünen köy kılavuz istemiyor. Bir insana baktığınızda az çok kaç yaşında olduğunu tahmin edersiniz. Tabii bunu belgelendirmek, ispatlamak gerekiyor, büyüklerimiz de bunu için gereken çalışmaları yaptı.
-Gözünün tutmadığı bir durum hatırlıyor musunuz Cem’le ilgili?
Hayır. Ben çok güzel rol yaptığına inanıyorum. Sinemacı, tiyatrocu olsa ödül alırdı. Bayağı cici çocuğu oynadı.
- İkiniz Münevver olmadığı zamanlarda da buluşmuş muydunuz?
Hiç buluşmadık...
ONU HİSSEDİYORUM
Rüyanıza girdi mi ablanız?
Tabii ki girdi. Bizim dünyamızdaki güzellikler onun bulunduğu yerin yanında hiç kalır, öyle bir şekilde girdi. Yerini bildiğimiz için içim rahat. Dünyada yaşayan hiç kimse öbür tarafla ilgili bir yorum yapamaz ama ben iyi bir yerde olduğunu hissediyorum.
- Yukarıdan sizi izlediğine, ruhunun yakınınızda bir yerlerde olduğunainanıyor musunuz?
İnanmayı geçtim, hissediyorum. Ama ne olduğunu söylersem büyüsünün bozulacağını düşünüyorum. Anlık bir şey...
- İkinizin çok sevdiği bir şarkı var mıydı? Ya da şu aralar dinleyince kendinizi iyi hissettiğiniz bir şarkı?
Nev’den “Mühürlü Kaderim”. Çok severdik.
-Hâlâ seviyor musunuz?
Evet, zaman zaman dinliyorum.
-Birbirinize nasıl hitap ederdiniz?
Bana “Paşa”, Enver Paşa’dan dolayı, Münevver’e “Münü” derdik. (Habertürk)



İdam Çıkacak...İbret-i Âlem Olsun Diye İdam...


İdam Çıkacak...İbret-i Âlem Olsun Diye İdam...


Hak ve Eşitlik Partisi (HEPAR) Genel Başkanı Osman Pamukoğlu, iktidar olmaları halinde idamın ilk çıkarılacak yasalardan biri olacağını belirterek, ''Öldürmeyi kendinde hangi siyasi sebeple hak görüyorsan, bu devlet seni idam etmek için kendinde niye hak görmüyor.''


Pamukoğlu, partisince Kocaeli'de Perşembe Pazarı alanında düzenlenen mitingde yaptığı konuşmada, iktidara gelmeleri halinde ilk yapacakları işin halkın ekonomik gücünü artırmak olacağını söyledi.


Beslenme ve barınma derdini öncelikle ve ağırlıkla ele alacaklarını ifade eden Pamukoğlu, bunun için çiftçiye, esnafa ne gerekiyorsa yapacaklarını, onları destekleyip sübvanse edeceklerini dile getirdi.


''İşimiz sıkıntı çeken halk, zorda olanlar'' diyen Pamukoğlu, cehalet ve yoksulluğun yıllardır kaldırılamadığını kaydetti.


Pamukoğlu, şöyle konuştu:


''Karma ekonomi esastır. Ülkenin ekonomik ve mali yönetimi için düşündüğümüz sistemde, hem devlet, hem de özel sektör olacak. Karma ekonomi, partimizin esas politikasıdır. Özel sektörün giremediği her yerde, devletin ve halkın ihtiyaç duyduğu her alanda devlet üretimde ve istihdam içinde olacak. İşlenmeyen bir karış dahi toprak kalmayacak, hayvan görülmeyen tek bir yayla dahi bırakmayacağız. Çiftçinin, tarımla uğraşanların, köylülerimizin üç meselesi var. Birincisi mazot, ikincisi gübre, üçüncüsü tohum. Gübre ve tohum, birkaç devletin tekelinde, bu tekeli kesinlikle kıracağız.''


''İlk çıkaracağımız yasalarla siyasi ve bürokratların dokunulmazlıklarını kaldıracağız. Dokunulmazlık kalkanını delik deşik edeceğiz'' diyen Pamukoğlu, çalınan, çırpılanları da yapanların yanlarına kar bırakmayacaklarını vurguladı.


-''İDAM İLK ÇIKARILACAK YASALARDAN BİRİ OLACAK''-


Ülkenin baş sıkıntılarından birisinin ''bölücülük'' faaliyetleri olduğuna işaret eden Pamukoğlu, şöyle devam etti:


''Terör, siyasi bir mücadelenin savaş aracıdır. Avrupa'nın isteği ve desteğiyle, batının güdümünde, bu ülkede yaşayan Kürt şovenistler terörü var ettiler ve başını çektiler. Dağdaki elinde silahla dolaştığı sürece azmaya devam edecekler. Dağlar temizlenecek. Öldürmeyi kendinde hangi siyasi sebeple hak görüyorsan, bu devlet seni idam etmek için kendinde niye hak görmüyor. İdam, ilk çıkarılacak yasalardan biri olacak. İbreti alem için olacak.''


Pamukoğlu, ''darbe tartışmaları'' hakkında da iktidara gelmeleri halinde ordunun, direkt veya dolaylı, en küçük bir siyasi meseleye dahil olmayacağını sözlerine ekledi.

Adil Gür: AKP oy kaybediyor


A&G Araştırmanın sahibi Adil Gür GAZETEPORT’a yaptığı açıklamada baharda baskın veya sonbaharda erken seçim olacağını düşündüğünü, ancak ister baskın, ister erken veya ister zamanında olsun bir dahaki genel seçim sürecinde AKP’ye seçmen desteğinin hızla azalacağını öngördüğünü söyledi.


29 Mart seçim sonuçları sonuncusu olmak üzere, yıllardır seçim sonuçlarını doğru bilen A&G Araştırmanın sahibi Adil Gür GAZETEPORT’a süren erken seçim tartışmaları konusunda çok önemli değerlendirmelerde bulundu. Adil Gür’ün değerlendirmeleri şöyle:


2010 SONBAHARI DAHA YÜKSEK İHTİMAL, 2010 BAHARINDA BASKIN SEÇİM YÜKSEKÇE BİR İHTİMAL
“Erken seçim bekliyorum. Hatta 2010 baharında baskın seçim olması da yüksekçe bir ihtimal. Ancak daha ziyade 2010 sonbaharında bir erken seçim gerçekleşeceğini düşünüyorum. Yani, şu an için 2010 sonbaharında erken seçim olması daha kuvvetli bir ihtimal.


ERKEN VEYA BASKIN SEÇİM OLACAĞINI 4 ANA OLGUDAN ÇIKARIYORUM
Erken veya baskın bir seçim gerçekleşecek olmasını 4 ana faktörle açıklıyorum.


KÜRT AÇILIMI OY KAYBETTİRDİ
Hükümet, farkındaysanız, Kürt açılımı meselesini artık ağzına almıyor. Bunun dışında Başbakan’ın da Anayasa değişikliği düşünmediklerini açıklamış olması da Hükümetin Kürt meselesini seçim sonrasına bırakmayı planladığını gösteriyor. Hükümet açılım tartışmalarının AK Parti’ye zarar verdiğini ve oylarını düşürdüğünü ve bu konunun riskli bir konu olduğunu gördü. Bu nedenle bu konuyu taze güç toplayacağını umduğu seçim sonrasına bırakmayı planlıyor. Ayrıca, ufak projelerle sonuç alınabilecek bir konu değil bu. Örneğin PKK’nın dağ kadrosuna af gibi bir şey olmadan teröre karşı etkili sayılabilecek bir sonuç almak mümkün değil. Ve, AK Parti bir seçimle taze kan kazanmadan bu konuda artık ilerlemeyecek. Kürt meselesinde sonuç alıcı radikal bazı adımları seçim olmadan atmayı çok riskli buluğdu için, önce seçimi bekleyecek.


EKONOMİK GÖSTERGELER 2011 VE 2012’DE DAHA KÖTÜ OLACAK
İkinci ana faktör ekonomik durum. Ali Babacan’ın geçenlerde yaptığı açıklamalardan da görülüyor ki, Hükümet 2011 ve 2012’deki ekonomik göstergelerin 2010’dakinden daha iyi olmayacağını, hatta daha kötü olacağını görüyor. İşsizlik buna çok iyi bir örnek. Hükümet, bu durumda, ekonomik tablo daha da kötüleşmeden seçime gitmeyi uygun buluyor


MUHALEFET SEÇİME HAZIRLIKSIZ
Üçüncü ana faktör ise, muhalefetin durumu. Şu anda seçime hazır tek parti AK Parti. MHP de biraz olsun hazır seçime ama özellikle Ana Muhalefet Partisi CHP seçime çok hazırlıksız. CHP henüz il kongrelerini ve ancak bundan sonra yapabileceği büyük kongresini yapmadı. AK Parti ise, il kongrelerini tamamladı ve 3 Ekimde büyük kongresini yapacak. AK Parti 3 Ekimdeki kongresinde partisini seçim sürecine götürecek ve onu bu süreçte yönetecek kadroyu belirleyecek. Parti kongreleri partileri diri tutma ve taze kan taşıma anlamında çok önemli. AK Parti bunu 3 Ekimde yapmış olacak. Deniz Baykal’ın, “Erken seçim olacağını sanmıyorum” demesi (Baykal’ın Gazeteport’a yaptığı açıklamayı sormamız üzerine-SU) onun açısından bir handikap. Bir ana muhalefet partisinin seçime her zaman hazırlıklı olması gerekir. CHP ise, en azından kongreler manasında seçime çok hazırlıksız


DİĞER PARTİLER KURULUŞ AŞAMASINDA
CHP ve MHP dışında kalan diğer partilerin durumu da bundan farksız değil. DP ve ANAVATAN henüz birleşme sürecinde. Abdüllatif Şener’in Türkiye Partisi ile Mustafa Sarıgül’ün Türkiye Değişim Hareketi henüz oluşum ve hazırlık aşamasında, TDH henüz parti haline gelmedi bile. Tüm bunlar AK Parti’nin kendisi açısından avantaj olarak gördüğü durumlar.


HÜKÜMET İMF’DEN ALACAĞI PARAYLA HAZİNEYİ RAHATLATARAK, PİYASADA SICAK PARA DOLAŞIMI SAĞLAYACAK
Dördüncü faktör ise, İMF ile anlaşma. Hükümet 7-8 Ekim tarihlerindeki toplantıda İMF ile anlaşırsa, bu da başlı başına bir erken seçim göstergesi olacak. Hükümet İMF’den alacağı 15-20 Milyar Doları iç borç ödemeleri için kullanarak, Hazine’nin iç borç yükünü azaltacak ve böylelikle piyasada dolaşan sıcak parayı artıracak. Piyasada dolaşan sıcak paranın artması ise, krizin etkilerinin hissedilmesini azaltacak.


ERKEN VEYA ZAMANINDA SEÇİM, AK PARTİ’YE DESTEK SEÇİM SÜRECİNDE HIZLA AZALACAK
Seçimin baskın, erken veya zamanında olması seçim sonuçlarına etki etmeyecektir. İster baskın, ister erken veya isterse zamanında olsun, seçmenin AK Parti’ye desteği seçim sürecinde hızla azalacak.


SEÇMEN ARTIK AK PARTİ’YE KIZGIN, BU KIZGINLIK SEÇİM SONUCU SÜRPRİZİ YARATABİLİR
Çünkü seçmen artık AK Parti’ye kızgınlık noktasına geldi ve bıçak kemiğe dayandı. Seçmenin AK Parti’ye kızgınlığının sebebi ise şu; seçmen Ocak 2008’de şikayet etmeye başlamıştı. Bu dönemde daha henüz küresel kriz konuşulmuyordu. Küresel krizin etkileri 2008 Eylül’ünde konuşulmaya başlandı. Hükümet seçmenin ekonomiye ilişkin şikayetleri 0cak 2008’de bariz bir şekilde duyulur hale gelmiş olmasına rağmen, önce Türban yasası, kapatma davası, Anayasa değişiklikleri, ardından da Kürt meselesi gibi konularla uğraştı. Bunlar seçmeni günlük yaşamında ilgilendirmeyen konular. Seçmen AKP’yi kendi gündemi olan ekonomi gündemi için bir şey yapmak yerine, gündemi bu konularla işgal ettiğini düşündüğü için AK Parti’ye kızgın. O nedenle seçim ne zaman olursa olsun, bu kızgınlık seçim sonuçlarına yansıyacak. Hatta seçmen sırf bu kızgınlık nedeniyle şu anda oy vermeyi düşünmediği partilere oy verebilir. Bundan dolayı da bir dahaki genel seçimlerde ortaya beklenmedik sürpriz seçim sonuçları çıkabilir.” (Gazeteport)



AK Parti çakıldı, CHP uçtu !


Sonar Araştırma Şirketi?nin 1-20 Eylül tarihlerinde yaptığı araştırmaya göre seçmenler, açılımlar nedeniyle MHP ve CHP?yi tercih etmeye başladı. Eylül ayı verilerine göre, CHP 29 Mart seçimlerinde aldığı yüzde 23''lük oy oranı 27.21''ye, MHP ise yüzde 15''lik oy oranını 19.03''a çıkardı. 29 Mart yerel seçimlerinde "İl Genel Meclisi" oyları itibarıyla yüzde 38 oy alan AKP''nin oy oranı aradan geçen 6 ayda yüzde 34''lere kadar düştü. Sonar Araştırma Şirketi''nce 1-20 Eylül tarihlerinde "Türkiye Siyasi Eğilimler ve Beklentiler: Eylül 2009" başlığı ile gerçekleştirilen araştırma, İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Antalya, Denizli, Diyarbakır, Edirne, Eskişehir, Gaziantep, Kayseri, Konya, Mersin, Samsun ve Van illerindeki 20 ilçe ve 20 köyde yaşayan 3 bin kişinin katılımıyla yapıldı. ?Açılım''ın etkisi Araştırmaya göre, Ağustos 2009''da parlamento dışı siyasi partilere oy verme eğilimi gösteren seçmenler, Kürt açılımı nedeniyle Eylül ayında MHP ve CHP''yi tercih etmeye başladı. Ağustos ayında yüzde 35 oy oranına sahip olan AKP ise 30 günlük periyotta yüzde 1''lik düşüşle yüzde 34''lere geriledi. Eylül ayı araştırma verilerine göre, CHP 29 Mart seçimlerinde aldığı yüzde 23''lük oy oranı 27.21''ye, MHP ise yüzde 15''lik oy oranını 19.03''a çıkardı. DTP''nin oy oranı ise yüzde 1''lik bir artışla yüzde 6.08 olarak belirlendi. En önemli sorun "Türkiye''nin en önemli sorunu ne?" sorusuna katılımcıların yüzde 66.7''si işsizlik ve istihdam, yüzde 50.2''si pahalılık, yüzde 24.8''nin ise güvenlik yanıtını vermesi, yurttaşların oy tercihlerinin değişmesindeki en büyük etkenin ekonomik istikrarsızlık olduğunu ortaya koydu. Hükümetin Kürt açılımı çalışmalarının gelecek 6 aylık dönemde siyasi partilerin oy oranları üzerinde belirgin bir değişiklik yaratması bekleniyor. Tek parti dönemi bitebilir Araştırma verilerine göre, ilk genel seçimlerde AKP''nin yüzde 34 oranında oy alması durumunda yeterli milletvekili sayısı sağlayamayacağı için parlamentodaki "AKP iktidarı" dönemi sona erecek. CHP, MHP ve DTP''nin eylül ayı araştırma sonuçlarına paralel bir oy oranına sahip olmaları durumunda ise AKP''siz bir koalisyon kurulmasının önü açılacak.

Kaynak: Cumhuriyet



Özel sektörün rüzgar elektrik üretim santralları yapmak için merakla beklediği teknik düzenlemeler, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından tamamlandı.


Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) aptığı toplantı ile aynı bölgede kurulmak üzere başvuran binlerce megavat kurulu gücündeki özel sektör rüzgar santralı yatırımları arasında yapılacak yarışmanın usul ve esaslarını onaylayarak, lisans yönetmeliğini değiştirdi.


EPDK Başkanı Hasan Köktaş, TEİAŞ ile birlikte hazırlandıktan sonra onayladıkları yarışma yönetmeliği çerçevesinde tüm teknik düzenlemelerin tamamlandığını bildirirken, belirlenen kapasiteler çerçevesinde, 20 yıl boyunca bir kilovatsaat için en yüksek katkı payını teklif eden özel şirketlerin sisteme bağlantı hakkını elde edeceğini ifade etti.


Türkiye'de rüzgar santralları kurulu gücünün son birkaç yılda 25 kat birden artarak 500 megavat düzeyini aştığına dikkati çeken Köktaş, 10-15 yıllık süre zarfında bu 500 megavatlık gücü de, 20 bin megavata çıkarmak gibi çok iddialı bir hedef taşıdıklarını vurguladı.


Bu amaçla özel sektörün rüzgara milyarlarca dolarlık yatırım yapacağına işaret eden Köktaş, ''son düzenlemelerimiz ile bu yatırımların yapılmasına yönelik sağlıklı bir sistemin altyapısını kurmuş olduk'' diye konuştu.


Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve bağlı kuruşlarla birlikte bu yarışma sürecinin önümüzdeki birkaç ay içerisinde tamamlanmasının hedeflendiğini bildiren Köktaş, şunları kaydetti:


''Kurumumuza 1 Kasım 2007 tarihinde 78 bin 151 megavat kurulu gücünde 751 proje için lisans başvurusu yapılmıştı. İletim şirketi TEİAŞ'ın belirlediği trafo kapasitesi sınırlılığı içinde şirketler bu kurulu güçlerini 28 bin megavatlara kadar düşürerek revize ettiler. Halen 682 adet başvuru var. TEİAŞ'ın belirleyeceği trafo kapasitesi çerçevesinde bu rakam biraz daha düşebilir. Bu şirketler TEİAŞ tarafından yapılacak yarışmanın sonucunda sisteme bağlantı hakkını elde edecekler ve ardından Kurumumuzdan lisans alacaklar. Yani 600'ün üzerinde rüzgar yatırımcısı trafo kısıtları çerçevesinde en yüksek katkı payını vermek için yarışacak''


İHALE SÜRECİ NASIL OLACAK?
Önümüzdeki günlerde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girecek olan düzenleme çerçevesinde ihale süreci şöyle işleyecek:


-TEİAŞ, EPDK tarafından kendisine bildirilen başvurular kapsamında talep edilen trafo merkezlerine bağlanabilecek rüzgar santrali kapasitesini, yüksek gerilim ve orta gerilim baraları bazında belirleyecek ve ilan edecek.


-İlan edilen trafo kapasitesinin üzerinde kurulu gücü olan başvurulardan güçlerini düşürerek revize etmeleri istenecek. EİE'nin teknik değerlendirmesi ve EPDK değerlendirmesi sonucunda aynı bölge veya aynı trafo merkezi için birden fazla yapılan başvurular TEİAŞ'a gönderilecek.


-Yarışmaya katılma hakkı elde edenler TEİAŞ tarafından internet sayfasında ve Resmi Gazetede ilan edilecek.


AÇIK ARTTIRMA YOK
Yarışmaya katılacaklar, yarışmaya esas kurulu güçlerinin her bir megavatı için 10 bin lira tutarında teminat mektubu sunacaklar.


TEİAŞ'ın yapacağı yarışma, tek oturumda ve kapalı zarf esasına göre uygulanarak anormal fiyatların oluşması engellenecek. İlk adımda teklifler en yükseğinden en düşüğüne doğru sıralanacak.


İkinci adımda çakışan (bir santral sahasının diğer bir santral sahasının tamamını kapsaması hali) projelerden hangisinin yarışmaya devam edeceği belirlenecek.


Çakışan projelerden, en yüksek rüzgar elektrik santrali (RES) Katkı Payını teklif eden proje sıralamaya alınacak, çakışan diğerleri ise yarışma dışında kalacak.


EPDK, 1 Kasım 2007 tarihinde rüzgar lisans başvurularını kabul etmiş ve Türkiye'nin ve dünyanın önemli şirketleri bu kapsamda 70 bin megavatın üzerinde rekor bir başvuruda bulunmuştu.







"Eski sevgiliye sakın dönmeyin"

Tuğba Özerk'ten altın öğütler


Tuğba Özerk ''Şarkılardan 3 ders çıkardım. Bunları paylaşmak istiyorum'' dedi. Daha sonra Tuğba Özerk şarkılarından çıkardığı bu 3 dersi şöyle sıraladı:


Bir: Ayrıldığınız sevgilinize bir daha şans vermeyin. Denenmişe dönmeyin,


İki: Hiç bir erkeği hayatınızın merkezi yapmayın., ihanete uğrarsınız.


Üç: Erkek arkadaşınıza ''Hayatımın sonuna kadar seninim'' mesajı vermeyin. Sizi garanti görürse başka heyacan arar!

CHP`in Ocak 1999`daki "DOĞU VE GÜNEYDOĞU RAPORU " ile fark nerede?