24 Ocak 2021 Pazar

TOPRAK VE SU: YAŞAMIN TEMEL KAYNAKLARI

    Toprak ve su yaşamın en temel kaynağı. Biz geleceğimiz için bu iki temel kaynağımız için mücadele etmeli, korumalıyız hayatı. Dünyanın en zeki canlısı olan insan o kadar hoyratça tüketiyor ki toprağı, suyu ne zaman vazgeçip doğaya döneceğiz? 

    “Toprak ve su yaşamın iki temel kaynağıdır. Ancak bugün insanların etkileriyle toprak ve su varlıkları önemli sorunlarla karşı karşıya. Toprak, onu koruyan bitki örtüsünün tahrip edilmesi sebebiyle erozyona uğruyor. Türkiye’de toprak bozulumu sebeplerinin başında hâlâ erozyon geliyor. Erozyonla toprağın en verimli kısmı olan üst toprak taşınıyor. Toprağın verimliliği, biyolojik çeşitliliği, su tutma ve karbon depolama kapasitesi azalıyor. Bugünün ve gelecek kuşakların gıda ve su ihtiyacının karşılanması, iklim değişikliğiyle mücadele edilmesi için erozyonun kontrol altına alınması gerekiyor”

    “Her geçen gün su varlıklarımızın üzerindeki baskı artıyor ve sularımız miktar, kimyasal kalite ve ekolojik açıdan kötü duruma doğru gidiyor. Dünyadaki su varlıkları iklim değişikliği, nüfus artışı ve çevre kirliliği gibi baskılar nedeniyle ilerleyen zamanlarda çok daha kritik bir konuma gelecek. Bu nedenle su üretiminde tartışılmaz önemi olan ormanlar ve mera alanları korunmalı. Bununla birlikte yer altı ve yer üstü sularımız, kalitesine etki eden her türlü kirletici deşarjından korunmalı. Sürdürülebilir su kullanımları için havza bazında etkin planlama ve yönetim mekanizmaları hayata geçirilmeli, planlardaki önlemler ve mevzuat etkin uygulanmalı”

TEŞEKKÜR / ŞÜKÜR

    Şükür binlerce… Hayatın içinde yaşarken fark etmediğimiz ne de çok şey var… Zaten böyle hızlı tüketirken neyin kıymetine varabiliyoruz ki…

    BİNLERCE KEZ ŞÜKÜR

    Etrafınızdaki onlarca ağaç, ağaçların meyveleri, gölgesi, dallarındaki kuşlar, dibindeki karıncalar, yaprakların üzerinden mavi beyazın tüm tonlarını barındıran bulutlar…

    Biraz ötenizdeki çeşmeden akan su, ayağımızı uzattığımız deniz, denizin içinde pulları parıldayan balıklar, salınan yosunlar…

    İçinizi ısıtan güneş, ardından battığı tepe, denizin üzerinde bıraktığı izler…

    Tüm bunları izlerken elinizi tutan eller, o ellerin sahibiyle yaptığınız güzel sohbet…

    Teşekkür ettiniz mi hiç bunlara?

    Ya aldığınız nefes için kutladınız mı kendinizi hiç? Teşekkür ettiniz mi sizi Yaradan’a?

    Önce ama ilk önce kendinizi sevmekle ve kendinizi alkışlamakla, kutlamakla, kutsamakla başlayın doğaya, Yaradan’a ve etrafınızdakilere teşekkür etmeye. Ve haydi sizin de birer dikili ağacı olsun.

23 Ocak 2021 Cumartesi

Gelecek 10 yıl için en olası 10 risk

 

1-   Aşırı hava olayları

2-   İklim krizine yönelik adımların atılamaması

3-   İnsanoğlunun çevresel zararları

4-   Bulaşıcı hastalıklar

5-   Biyoçeşitliliğin yok olması

6-   Dijital gücün tekelleşmesi

7-   Dijital işsizlik

8-   Devletler arası ilişkilerde çatışma

9-   Siber güvenlik krizleri

Geçim sıkıntısı krizleri

 

Kaynak: Dünya Ekonomik Forumu Küresel Riskler Raporu’ndan…

KENDİNİZİ BAŞARIYA KURGULAYIN

    Başarı veya başarısızlık, inançla sıkı sıkıya bağlantılıdır. Başaracağınıza inanmazsanız, sizi başarıya ulaştıracak bütün sinirsel yolları kaparsınız. İnanırsanız, iç kaynaklarınıza sizi harekete geçirecek yollar açarsınız. Zihninizi kurgulayın. Başarıya odaklanın.

    Tembel insan yoktur, kendini harekete geçirecek kadar güçlü ilham kaynağı bulunmayan insan vardır. Hedefi olanlar, tembel tembel oturamazlar; onları hedefi çağırır.

    Maxwell, psikosibernetik yönteminden söz eder. Bu yönteme göre beyin, bir hedefe yönelirse amacına ulaşıncaya kadar yoğunlaşmakta, hedefe yönelmekte, tekrar yoğunlaşmakta, tekrar hedefe yönelmektedir. Tanımlanmış bir hedefi yoksa enerjisini boşa harcamaktadır.

    Hedefi olmayan insan, dünyanın en mükemmel arabasına sahipken hiçbir yere gidemeyen insandır. Kapısının önündeki mükemmel araba, bir demir yığını gibidir. Amacımıza ulaşmak için beynimizi ve zihnimizi programlamalıyız. Zihninizde deney yapın, sonra da hayatınıza bunu uygulayın.

    Unutmayın, her başarı ve başarısızlık beyinde düşünülür. Düşüncelerinizi başarıya yönlendirin. Başarısızlıkla ilgili düşünceleri, beyninizden silip atın. Kendinizi başarıya kurgulatın.

Beynini Yönet Kitabından alıntıdır.

1 Ocak 2021 Cuma

Besmele ile başlamak

    Besmele her hayırlı işin başında Allah’ın adını hatırlamaktır. Bismillahirrahmanirrahîm, “Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla işime başlarım.” anlamına gelmektedir. Besmeleye, “Allah’ın adını anmak” anlamına gelen “tesmiye” de denir. İlk nazil olan, “Yaratan Rabbinin adıyla oku!” (Alak, 96/1) ayeti besmeleyi ihtiva etmekte; Hz. Süleyman’ın Sebe kraliçesine gönderdiği mektubun ilk cümlesi de “Mektup Süleyman’dandır ve Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.” (Neml, 27/30) derken besmeleyi zikretmektedir.

    Hz. Peygamber her şeye besmeleyle başlamış (Ebû Dâvûd, Salât, 121), “Bismillah ile başlanmayan her anlamlı iş, bereketsiz ve sonuçsuzdur.” (Süyuti, el-Fethü’l-kebir, II, 303) buyurmuş; ümmetine de her şeye besmeleyle başlamalarını tavsiye etmiştir. Kişi herhangi bir işe başlamadan önce besmele çekmekle Yüce Allah’ın yardımı ve ihsanına muhtaç olduğunu arz eder. Her işimize bismillah ile başlamalıdır. Haram olan söz, iş ya da eylem içinse besmele çekilmemelidir.


Kaynak: Diyanet Takvimi

Yeni Yıl

    Her yeni yıl tertemiz bir yıla başlamanın sevincini yaşatırken, koca bir yılı geride bırakmanın burukluğunu da hissettirir insana. Aslında her yeni yıl, geçmişin tortularından kurutulup yeni bir azim ve şevkle, taze bir güç ve enerji ile temiz, berrak ve şeffaf ömür sayfalarını en güzel duygularla doldurmanın da başlangıcı değil midir? Bir ticaret adamı düşünelim. Elindeki sermayesini şu veya bu şekilde harcamış. Ya azami derecede kar elde etmiş, ya edebilecekken yanlış hareketleri sebebiyle güç bela başabaş kapatmış, ya da iflas etmiş. Önüne yeni bir imkan, beklenmedik bir kredi veya fırsat açılan böyle bir insanın yapacağı İlk iş, herhalde geçmişin îyi bir değerlendirmesini yapıp yeni döneme daha akıllı, tedbirli bir şekilde girmek olacaktır. Dünyaya sanki eğlenmeye gelmişcesine, ne yaptığından, ne yapacağından habersiz bir insan için ne geçen yılın ve ne de yeni yılın bir manası olabilir. "Vur patlasın, çal oynasın!" anlayışı ile hareket eden bir insan acaba dünyada niçin bulunduğunu bir kere olsun düşünmüş müdür ki, elmas değerindeki ömür sermayesini boş yere, lüzumsuz, zararlı bir şekilde harcamakta bir sakınca görmemektedir.

29 Aralık 2020 Salı

Covid-19 Sürecinden Yeni Bir Paradigmaya Doğru

    II.Dünya Savaşı’ndan bu yana, dünya ciddi ekonomik durgunluklarla karşı karşıya kalmıştır. Bugüne kadar tüm dengesizliklerin aynı anda bu kadar sert yaşandığı bir zaman ise hiç olmamıştır. Bu yazımda Covid-19‘un getirdikleri ve bilimsel bağlamdan yola çıkarak ekonomik ve sosyolojik boyutları çerçevesinde nasıl bir yeni paradigma oluşturulabilir konularını analiz edeceğim.

    COVID-19 salgını tüm dünyada yayılırken, salgın sonrası dünyada spekülasyonlar başladı. COVID-19’dan sonraki dünyanın, benzeri görülmemiş ekonomik zorluklar ve yaygın sosyal kaygıların yeni normal hale gelmesiyle farklı ve zor bir dünya haline geliyor. Bununla birlikte, pandemi aynı zamanda rotamızı düşünme ve gözden geçirme ve birçokları için adil olacak bir alternatif bulma şansı da sunuyor.

    Pandemi, beraberinde yoğunlaştırılmış yurttaş gözetimi ve bireysel özgürlüklerin kısıtlanması ve tehlikeye atılmasını getiriyor. Ayrıca pandemi, uzun vadede küreselleşmeye, serbest ticarete, çok taraflılığa ve kalkınma işbirliğine ciddi zararlar verecektir. Peki tüm bunlara salt Covid-19 yol açıyor diye düşünebilir miyiz? Cevabımız hayır.

Alternatif Bir Dünya Doğru mu?

    Aslında şu an yaşanan krizin temeli neoliberal şirket kapitalizminin tıkanmasıdır. Bu salgının, içinde yaşadığımız derin eşitsizlik ve hileli dünyanın bizi bir kez daha farkına varmasını sağladığını hatırlatmak önemlidir. Evet, bu zamanda bir araya gelen ve birbirlerine yardım eden insan şefkatinin taştığını gördük. Evet, pandeminin ön saflarında gece gündüz çalışan sağlık çalışanlarını gördük; sık sık başkalarının hayatını kurtardığı için kendi hayatlarını tehlikeye atıyorlar.

    Ama çitin diğer tarafını da gördük. Kendini tecrit etmenin ve sosyal mesafenin sadece küçük bir azınlığın karşılayabileceği ayrıcalıklar olduğunu gördük. Sanayi kentlerinde mahsur kalmış göçmenlerin, virüse yakalanmaktan çok işlerini kaybetmekten endişelenen uçuş görevlilerinin, açlığın koronavirüsten önce onları öldürebileceği endişesinin yürek burkan hikayelerini okuduk.

    Bu trajik hikayeler, herhangi bir yere veya bölgeye özgü değildir. Mumbai’den Manila’ya, Manhattan’a kadar her yerdeler. Başka bir deyişle, bu kriz çalışan yoksulların, iş ekonomisine karışmış Y kuşağının trajedilerini ayrıntılı bir şekilde belgeledi ve sergiledi.

    Covid-19’un tüm dünyayı sarmaladığı, beraberinde daha pek çok olumsuzluğu getirdiği, gittikçe kötüleşen küresel sorunların derinleştiği günümüzde mutluluğumuzu geri getirecek bir dünya düzenine ihtiyacımız var. Bu oluşturulacak yeni dünya düzeninin ekonomik, sosyal, politik bağlamının oturacağı bilimsel temelli yeni bir paradigmayı oluşturmamızın tam zamanı. Covid-19 bunun için bir fırsat olarak düşünülmeli.

Nil GÜREL

Kaynak: Matematiksel.org