11 Eylül 2008 Perşembe

Keriz Feneri

Keriz Feneri


Aslında makalenin başlığını “Zenginin Malı Züğürdün Çenesini Yorar” koyacaktım. Ancak evvelki gün Fikrimyok sitesinde Yılmaz Danacı ağabeyin “Keriz Feneri” başlıklı makalesini okuyunca, tamam bu olay iki kelimeyle bundan güzel anlatılamaz dedim ve başlığı arakladım.

Hakikaten biz şimdi neyi konuşuyoruz?

Alan razı, veren razı…

Kimse ben dolandırıldım diye sağa sola müracaat etmemiş. Aynen Konya’da kaçak Kur’an Kursunda LPG patlaması sonucu çocukları ölen ailelerin davranışlarını sergilemişler. Tipik tarikat dayanışması.

Geçen gün Yılmaz Özdil “Deniz Feneri Az! Okyanus Feneri lazım bunlara…” başlıklı makalesinde konuyu çok güzel özetlemişti.

Mealen; bu tip derneklere yardım yapanlar zaten iyilik olsun diye yardım yapmıyor, cennetten tapu satın almak maksadıyla ve tipik tarikat dayanışması mantığıyla yardım yapıyor. İyilik olsun diye yardım yapmak isteseler işte Mehmetçik Vakfı orada. Bebeğine çorap alamadan vatani hizmete koşan Mehmetçiğe yardım etmeyip de Tanzanya’da yoksullara iftar yemeği vermeye çalışan kafaların paralarının böyle dolandırılması sevaptır, demiş.

Bu derneğe para kaptırmış olmanın verdiği sersemlikle bana sövüp sayacaklara önce şunu söyleyeyim. Ben bu parayı toplayanlarda zerre kadar hata bulmuyorum. Adamlar sağ gösterip sol vurmuyor. Dobra dobra bu işi yapıyor. Cumhuriyet’in sermayeli burjuvazisine karşılık, ılımlı dincilerin sermayeli burjuvazisi yaratılıyor. Ne yaparsın, elde para yok… Parayı da sokakta bulacak halleri yok ya. Yandaş ve fikirdaşlardan bu parayı imece usulüyle topluyorlar. Veren de Allah rızası için veriyor, alan da Allah rızası için alıyor…

Bu ilk örnek mi? Yıllardır bu memlekette samimi Müslümanların ihlaslı yardımları din tüccarlarınca paraya tahvil edilmedi mi?

Ve meydanı öyle pratik uygulamalarla boş bıraktılar ki, acıma ve merhamet duygusu gelişmiş temiz insanlarımız bile yardım edeceği bir kurum ortada kalmadığı için bunların safına kaydı.

Kızılay’ın vatandaşın gözünden düşürülerek, meydanın boş bırakılması sadece din tüccarlarının gayreti ile olmadı ki… Gazete koleksiyonlarına bir bakın. Kızılay’daki rant nedeniyle kavgasız gürültüsüz geçen bir başkanlık seçimi gördünüz mü? Beceriksiz yönetimlerce 2nci Dünya Savaşından kalma malzemeler depolarda hala bekletilmiyor muydu? Millet hastanelerde röntgen cihazı sırası beklerken Kızılay’ın depolarında en son teknoloji röntgen cihazları nasıl buharlaştırıldı? Kızılay yönetiminde yolsuzluk yapanların büyük bir kısmı hala yargılanmıyor mu?

Benim bile başıma geldi. 13 defa Kızılay’a kan bağışında bulunmama rağmen, kız kardeşimin ameliyatı için bir ünite kan lazım olduğunda; kan bağış kartımla birlikte İzmir Kızılay Kan Merkezine müracaat etmiş, ancak kan bulunmadığı yanıtı almıştım. Ardından bir aracı bulup, para vermiş ve aynı kan merkezinden parayla kan almıştım. Bu olaydan sonra Kızılay’a kan bağışını bıraktığım gibi bağışlayacaklara da engel oldum.

Özet olarak, Kızılay gibi bin bir emekle kurulmuş kurumlar bu hale düşünce milletin bir kısmı böyle din tüccarları tarafından aldatıldı.

Aslında bu mazeret değil. Zira gözümüzün önünde kanlı canlı örnekler vardı.

Bosna halkı için toplanan paralar nasıl hortumlandı? Hortumlayanlara da ne oldu? Ya YİMPAŞ, KOMBASSAN, Jet Fadıl olayları ne çabuk unutuldu.

Biz de hiçbir şey olmaz. Nihayetinde bu keriz avcıları kendi yandaşlarının 41 milyon eurosunu hortumlamışlar. Bu parayla ancak kıytırık bir holding kurulur.

Şikayetçi olan da yok. Kime ne? Bunu ancak Almanya gibi ciddi devletler sorun edip, göz göre göre yapılan bir hortumlamaya müsaade etmezler. Sadece ciddi devletler.

Bakın bakalım, vatandaştan bu kadar büyük paralar toplamış bu dernek İç İşleri Bakanlığınca bir kere denetlenmiş mi?

Güldürmeyin adamı.



Böyle bir yolsuzluk bile bu ülkede tencere dibin kara atışmasına dönüştü. Yuh olsun…

Bir tarafta böyle bir yolsuzluk varsa, millet adına bu işi araştırmakla görevli Başbakan, diğer tarafta yolsuzlukları ancak kendi menfaatleri zarar gördüğünde açıklayacak cesarete sahip bir medya patronu. İkisi de birbirine demediğini bırakmadı. Merak etmeyin kısa sürer. Yeni bir rant konusu açıldığında veya birbirlerinin kuyusunu kazacak yeni bir belge ele geçirilene kadar ateşkes ilan ederler.

Bu işin soruşturmasından da kimse zarar görmez. Ne Deniz Fenerciler, ne de Aydın Doğan bu işten zararlı çıkmaz. Biz de fuzuli yere çenemizi yorarız. Kimsenin masum rolü oynamasına gerek yok, arif olan anlar meselinde olduğu gibi biz göreceğimizi gördük. Bizim gibi ülkelerde böyle yolsuzluk konularının sonuca ulaştırılması mümkün değil. Bundan da bir şey çıkmayacak. Her zaman olduğu gibi ölen öldüğüyle, çalan çaldığıyla kalır.

Baksanıza, Deniz Feneri Yöneticisi yaptığı basın toplantısında yarım saat Almanya’daki Deniz Feneri Derneği ile herhangi bir ilişkilerinin olmadığını anlattıktan sonra; bir gazeteci, “siz Almanya’daki Deniz Feneri’nden yardım aldınız mı” diye sorunca, “Evet aldık, sadece 6 milyon küsur euro, ancak hepsinin belgesi var” cevap vermiş. Nasıl hiçbir ilişkileri yokmuş, bende anlamadım! Acaba bu Almanya’daki Deniz Feneri biz istesek bize 10 euro verir mi?

Buna karşılık, Deniz Fenercileri de Aydın Doğan Hilton arazisine istediği imar tadilatını yaptıramadığı için böyle bir kampanya başlattı diye serzenişte bulunuyorlar. Yok daha neler? Bu mesele yaklaşık 2 yıl önce çeşitli basın organlarında dile getirildi ama çıkarlar bir yerde kesiştiği için kısa sürede hasır altı edildi.

Hilton arazisindeki imar tadilatını bir kenara bırakın, ben hayatım boyunca Hilton gibi bir otelde bir gece kalmadım, kalamam da… Aydın Doğan’da menfaatleri için önüne kim çıkarsa basını dozer gibi kullanarak ezmeyi alışkanlık haline getirmiş biri. Göreceksiniz, ortak bir nokta bulup sulh edecekler.

Olan millete oluyor. Enerjimizi böyle tüketiyoruz. Milletin paraları böyle havada uçuşturulurken, Türkiye yılda 10 milyon euro aidat ödeyemediği için CERN merkezinde yapılan “Büyük Hidron Çarpıştırıcısı” deneyine katılamadı. Bizdeki “Büyük Çarpışma” Başbakanla Doğan grubu arasında olduğu için böyle küçük şeylerle uğraşmıyoruz.

●●●●●

Hakikaten son dakika aklıma geldi. Arkadaşları toplasam da, adı Keriz Feneri olan yeni bir yardım derneği kursam, halk benim samimiyetime inanır mı? Gerçekten de yardım gönderenlere açık ve samimi bir şekilde keriz muamelesi yapacağız. Biz de iki yüzlülük yok…
Sedat ONAR
11.09.2008

7 Eylül 2008 Pazar

bir söz...

Boş zaman yoktur
boşa geçen zaman vardır.

Tagore

5 Eylül 2008 Cuma

SELAM VER :))

SELAM VER

Her sabah evinden işe çıkarken
Kapına, bahçene dur da selam ver
Yol boyunca devam edip giderken
Kuşlara ,dostlara dur da selam ver

Kötüye ve iyiye selam vermeyi
Öğret herkese de selamlamayı
Sonrada cebinden çıkartıp aynayı
Unutma kendine de selam vermeyi

Kendinle barışık ol,güne başlarken
Düşünki başka mutluluk yok ,yaşarken
Bölüş herkesle mutluluğu dost iken
Böylece mutlu ol,mutlu kıl yaşarken

Kaybettiklerimiz...

Bunları bilseydik ormanların yaprağına dokundurmazdık herhalde:

* Ormanlar yazın ısıyı 5-8 C düşürür, kışın 1-5 C yükseltir.
* Bugünlerde bol bol yaktığımız bir hektar Ladin ormanı 32 ton, Kayın ormanı 68 ton,

*Çam ormanı ise 40 ton toz emer.

* 25 m boyun bir Kayın ağacı saatte 1,5 kg oksijen üretir.
*100 yaşındaki bir Kayın ağacı 40 kişinin (kirlettiği) çıkardığı karbondioksiti yok eder.

* 100 yaşındaki bir Kayın ağacı yılda 30 ton su çekerek erezyonu ve seli önler.

* Kan kanserinden ölme riskini 5'te bire düşüren bitkilerin yayılma alanlarının % 90'ı yok edilmiştir. Tabi bizler tarafından.

* Türkiye'de, koruma altındaki ormanlar tüm ormanlarının % 2'sini oluşturmaktadır. Gerisi insan kılığındaki orman katillerinin insafına bırakılmıştır.

* Ormanlardan elde edilen 1 ton kağıt için;

* 30 yaşında 60 ağaç,

* 300 Kwh enerji,

* 60,000 Lt su,

* 400 kg fuel oil

tüketilmektedir.


* Türkiye 1980 yılında en çok ormanı olan ülke sıralamasında
33 üncü idi, 1990 yılında 55 inciliğe düştü..!

* Türkiye yani bizler dünyada ormanlarını en hızlı tüketen ülkeler sıralamasında 2 nci durumdayız. Birinci ise İRAN. Herhalde bu derece ile gurur duydunuz.

* Ormanlar azalmakta bundan sonra ne yapacağız, tozu kim emecek, karbondiositi kim yok edip yerine oksijen üretecek, selleri kim önleyecek, kağıdı nereden bulacağız vs vs vs

* İYİ DÜŞÜNÜN, geleceğinizi yani çocuklarınızı ve torunlarınızı düşünün!

Sordum Hayat Nedir? Dediler ki;

Hayat mutlu yaşamaktır
Ölüme hazır olmaktır
Hayat değer vermektir
Dost kıymetin bilmektir
Hayat su gibi akmaktır
Ve denize kavuşmaktır
Hayat bir limandır
Kısa bir zamandır
Hayat yaşamayı bilmektir
Şehadet ederek ölmektir
Hayat bir içim sudur
Yaşama tutkusudur
Hayat ertelemedir
Bilinmez neye gebedir
Hayat bir tutkudur
Allah'ın lutfudur
Hayat aşık olmaktır
Bir yere tutunmaktır
Hayat hep merak etmektir
Merakını gidermektir
Hayat hazırlanmaktır
Birazcık zorlanmaktır
Hayat nefes alıp vermektir
Ölürken günahsız ölmektir
Hayat bilmediğini bilmektir
Ve öğrenmeye devam etmektir
Hayat elinle kalem tutmaktır
Hakkıyla talebe okutmaktır
Hayat bir misyon yüklenmektir
Sabırsızlıkla beklenmektir
Hayat ölümü bilmektir
Ölüme gülümsemektir
Hayat dimdik durmaktır
Haktan yana olmaktır
Hayat bir süre yaya yürümektir
Yaşlanıp ayağını sürümektir
Hayat herkese selam vermektir
Tüm insanlara gülümsemektir
Hayat günahlara dalmaktır
Sonra dönüp pişman olmaktır
Hayat yaşarken uyumaktır
Ancak ölümle uyanmaktır
Hayat bir gaflete dalmaktır
Kendinden intikam almaktır
Hayat candır canandır
Allah'a kul olmandır
Hayat yaşamaktır
Hep canlı olmaktır
Hayat kısa bir çizgidir
Ya da yanık bir ezgidir
Hayat insanları sevmektir
Güzel yaşamak ve ölmektir
Hayatın manevi bir yönü vardır
Hayat ölümle son bulmayacaktır
Hayat yokuşa tırmanmaktır
Her şeyi hak edip almaktır
Hayat bir alış veriştir
Belki karlı bir iştir
Hayat belki her şeydir
Belki de hiçbir şeydir
Hayat zorlu bir imtihandır
Ölüm zilin çaldığı andır
Hayat sorumluluktur
Sosuz bir mutluluktur
Hayat yemek içmektir
Nefsani bir istektir
Hayat yaşamaktır
Yaşamak sanattır
Hayat bence paradır
Parasız hayat çok zordur
Hayat sağlıktır, sevgi, saygıdır
Yarına duyulan derin kaygıdır
Hayat hoşgörüdür ve özgürlüktür
Hayattan ders almamak bir körlüktür
Hayat kimine göre kafayı çekmektir
Sarhoş olup demlenip kendinden geçmektir
Tiryakiye sorarsan derin bir nefes almaktır
Çıkan acı dumanda keyifle boğulmaktır
Hayat yerle gök arasında sıkışıp kalmaktır
Geçmişten ders alıp, geleceğe uzanmaktır
Hayat her gün dikleşen merdiveni çıkmaktır
Her gün doğan yeni güne umutla bakmaktır
Hayat bize verilen sınırlı bir zamandır
Aslında bizim için ÇETİN bir imtihandır
Hayat mezardan sonrasını görmektir
O günler için bonus biriktirmektir

alıntı..

4 Eylül 2008 Perşembe

Rusya Krizi ve AKP\'nin Beceriksizliği

Rusya Misilleme (mi) Yapıyor?

Rusya Federasyonu, Gürcistan ile yaşadığı gerginliğe paralel olarak Türkiye\'den gider mallara ambargo(!) koymaya başladı. Daha açıkçası Türk mallarını gümrüklerde tek tek saymaya başladı. Bunun anlamı Türkiye\'ye zorluk çıkarmak ve malların zamanında girişini engellemektir. Tabii Rusya bunu durup dururken yapmadı. Daha önce de yaş sebze ve meyve ile ilgili benzer sorunlar yaşanmıştı. Şimdi ise başka bir uygulamayla karşı karşıyayız. Bunun, Türkiye\'nin Gürcistan\'ı desteklemesi ve ABD gemilerinin boğazlardan geçişine izin vermesine misilleme olarak yapıldığı medyada tartışıldı. Hatta İngiliz The Guardian gazetesi ve Reuters haber ajansı gibi uluslararası kuruluşlar bu değerlendirmelere sayfalarında yer verdi. Nedeni ne olursa olsun, ortada bir sorun var ve ihracatçılarımız mağdur olmuş durumda. Kimse bu sorunun nasıl çözüleceğini bilmiyor.

Kürşat Tüzmen\'in Sözde Resti(!)

Hafta başında Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen, kulağımıza hoş gelecek şekilde karşılıklılık esasına dayalı olarak Türkiye\'nin de önlemler alacağını söyledi. Bu önlemlerin neler olacağını söyleyenlere de \"bekleyin görürsünüz!\" dedi. Tüzmen daha sonra \"Türk ihraç ürünlerine Rusya\'da neler uygulanıyorsa biz de aynı şekilde Rusya\'nın ürünlerine aynı şeyleri uygulayacağız\" diye konuştu.
\"Biz de gümrüklere talimat verdik. Karşı yaptırım uygulayacağız. Böylelikle Rusya\'nın eline pimi çekilmiş bomba verdik\" diyen Tüzmen ziyarette bulunduğu Çin\'deki Sincan Uygur Bölgesi\'nden benzer bir açıklama yaptı ve \"Rus ürünleri bugünden itibaren kırmızı hatta alındı\" dedi. Yani Tüzmen uygulamanın başladığını söylüyordu.

AKP\'nin Kafa Karışıklığı: Tüzmen\'i Yalanlayan Yalanlayana!

Ancak, Tüzmen\'in bu resti havada kaldı! Hükümet Sözcüsü Devlet Bakanı Cemil Çiçek, bakanını yalanladı. Çiçek şöyle dedi: \"Dış ticaretten sorumlu bakan arkadaşımız Sayın Tüzmen\'in bu olumsuz gelişmeler karşısında mukabil tedbirlerin alınmasına yönelik bir talebi söz konusu olmuştur. Bakanlar Kurulu\'nda bu da değerlendirildi. Bu konuda olumlu bir karar almadık. Biz ilişkilerin en iyi şekilde sürdürülmesini arzu ediyoruz. Sayın Tüzmen kendi yönünden talebini iletmiştir ama biz ona olumlu cevap vermedik. Öyle bir karar almadık.\"
Çiçek\'in bu sözleri, Tüzmen\'in Rusya\'yla ilgili açıklamalarını hükümetin onayı olmaksızın yaptığı şeklinde yorumlandı. Ancak, kesin olan bir şey var ki; Tüzmen\'in söylediği şey yalanlanmış oldu.
Tüzmen\'e başka bir yalanlama da Gümrük Müsteşarı Mehmet Emin Zararsız\'dan geldi! Zararsız böyle bir uygulamanın olmadığını söyledi. Bu arada Dış Ticaret Müsteşarlığı\'nın 29 Ağustos Cuma günü Gümrük Müsteşarlığı\'na gönderdiği yazıda, \"Konunun aciliyeti ve ülkemizin ekonomik ve ticari haklarının korunmasını teminen uluslararası kurallara ve teamüllere uygun olarak Rusya Federasyonu\'ndan yapılan ithalatın gümrüklerde sıkıntıya yol açmayacak şekilde, kademeli olarak kırmızı hatta yönlendirilmesi ve gümrük işlemleri prosedürünün Rus tarafının tutumuna bağlı olarak mütekabiliyet esasıyla sonuçlandırılması uygun olacaktır\" şeklinde talepte bulunduğu ajanslar tarafından duyuruldu.
Bakanlar Kurulunda, Rusya\'ya karşı gümrüklerdeki uygulamayla ilgili bir açıklama yapılacaksa bile bunun Tüzmen tarafından değil, gümrüklerin bağlı olduğu Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı tarafından açıklanabileceğinin konuşulduğu kulislerde ifade ediliyor. Bu kapsamda, Tüzmen\'in \"gümrüklerin kendisine bağlı olduğu 59\'uncu Hükümet döneminden kalma alışkanlıklarını sürdürdüğü\" yorumu yapılıyor.

Erdoğan\'dan Tüzmen\'e: \"Ne yapmaya çalışıyor bu adam?\"

Tüzmen\'in \"Kırmızı Hat uygulamasına başladık. Rusya\'nın eline pimi çekilmiş bir bomba verdik\ " şeklindeki sözleri hükümet için bardağı taşıran son damla olmuş gibi görünüyor. Başka bir deyişle pimi çekilmiş bomba Tüzmen\'in kendi elinde kalmış gibi görünüyor. Bakanlar Kurulu\'nda da bu konunun gündeme alındığı, Başbakan Erdoğan\'ın dış politikada yaşanan kritik günlerde Tüzmen\'in bu açıklamalarına büyük öfke göstererek \"ne yapmaya çalışıyor bu adam\" dediği ve bunun üzerine Bakan Tüzmen\'in hükümet olarak yalanlanması gerektiğine karar verildiği belirtiliyor.
Milliyet Gazetesi yazarı Fikret Bila\'ya konuşan Başbakan Erdoğan Rusya ile yaşanan krizle ilgili olarak şöyle bir değerlendirme yapmış:
\"Şimdi Gürcistan olayından sonraki süreçte bizi bir tarafa doğru itmeye çalışıyorlar. Bazıları tümüyle ABD\'nin, bazıları tümüyle Rusya\'nın tarafına itmeye çalışıyor. Oysa biri en yakın müttefikimiz olan ABD, diğeri ise enerji başta olmak üzere önemli ticaret hacmimizin bulunduğu Rusya. Ben Türkiye\'nin tümüyle bir tarafa itilmesine müsaade etmem. Türkiye\'nin ulusal çıkarları neyi gerektiriyorsa ona göre hareket ederiz. Şimdi Rusya dediğiniz zaman bizim için önemli bir enerji kaynağı. Ayrıca çok önemli seviyede ticaretimizin olduğu bir ülke. 10 binin üzerinde TIR\'ımız bekliyor orada. Doğalgaz alımımız, enerjiye olan ihtiyacımız belli. Şimdi bunları yok sayabilir misiniz? Sayamazsınız. Rusya ile ekonomik, ticari ilişkilerimize baktığınızda Rusya\'yı göz ardı edemezsiniz. O halde Türkiye kendi çıkarları doğrultusunda bir denge gözetecektir. Taraflardan birine doğru itilmesi doğru değildir. Ayrıca, işte biz enerji bağımlılığımız olmasın, enerji kaynaklarımız zenginleşsin diye bu nedenle uğraşıyoruz. Yenilenebilir, temiz kaynaklara yöneliyoruz. Rüzgâr, su kaynakları, güneş ve nihayet nükleer enerji gibi. Bütün amacımız enerjiyi kendi kaynaklarımızla üretmek.\"
Bundan Sonra Ne Olur? Ne Yapılmalı?
Yukarda yazılanlar durumun ciddiyetini, AKP Hükümetinin ciddiyetsizliğini ve kafa karışıklığını yansıtıyor. Aslında bu kafa karışıklığı arasında Başbakan Erdoğan\'ın söyledikleri en mantıklı sözler gibi görünüyor. Ancak, çok gecikmiş ve her zaman olduğu gibi bıçak kemiğe dayandıktan sonra yapılan açıklamalar, sanki hükümet içi bir çekişme gibi kamuoyuna yansımıştır. Evet, bir ölçüye kadar Başbakan\'ın söyledikleri doğrudur, ama çok gecikmiştir. Hükümet, sanki Lavrov\'un söyleyeceklerini bir görelim sonra bir tavır belirleriz anlayışı içindedir.
Evet Rusya ticari ve siyasi ilişkilerimiz açısından önemli bir ülkedir. Rusya\'daki Türk yatırımları 5 milyar doları, üstlenilen müteahhitlik projeleri ise 25 milyar doları aşmıştır. Rusya ile ticaret hacminin 2008 yılı sonunda 38 milyar dolara ulaşması bekleniyordu. Türkiye, geçen yıl Rusya\'ya 4.7 milyar dolar ihracat gerçekleştirirken, 23.5 milyar dolar da ithalat gerçekleştirdi. Türkiye, 6.7 milyar dolarlık doğalgaz, 4.9 milyar dolarlık ham petrol, 4.4 milyar dolarlık petrol yağı ve bitümenli minerallerden elde edilen yağ ithal etti. Yani ithalatın yaklaşık % 64\'ü petrol ve doğalgaz ürünlerinden oluşuyor.
Kısacası, Rusya Türkiye için önemli bir ticari partner, ama bizim Rusya\'ya bağımlığımız daha fazla. Yani, bir misilleme durumunda bizim zararımız Rusya\'dan çok daha fazla ve ciddi olacaktır. Yani \"Ruslar ile Rus Ruleti\" oynamak tehlikeli görünüyor. \"Pimi çekilmiş bomba\" kendi elinde kalan ve Rusya\'ya değil, kendisine \"kırmızı hat\" uygulanan Tüzmen\'in çıkışı ilk bakışta yüreğimize su serpse de, uzun vadede zararları ciddi olabilir.
Bu konuların diyalogla çözümlenmesi en doğru yoldur. Ancak, bunun için de önceden hazırlanmış bir strateji gereklidir. Her konuya günübirlik çözümlerle yaklaşan AKP Hükümeti maalesef bu konuda da benzer bir yaklaşım içindedir. İnşallah bir an önce sorun çözülür ve ihracatçılarımızın zararları ciddi boyutla ra ulaşmaz.
Belki bu kriz bize enerjide ne kadar Rusya\'ya bağımlı olduğumuzu (petrolde % 40, doğalgazda %64!) hatırlatır da enerji arz güvenliği açısından bazı önlemler almamıza vesile olur inşallah! (Hiç ümidim yok, ama yine de \"Amin!\" diyelim...)

Doç. Dr. Mehmet Günal

1 Eylül 2008 Pazartesi

Gözlerin arasındaki ilişkiyi biliyor musun?

Onlar birlikte göz kırparlar, birlikte ağlarlar, her şeyi birlikte görürler ve birlikte uyurlar.

Buna rağmen asla birbirlerini görmezler.

Arkadaşlık bunun gibi olmalı.

Arkadaşsız hayat cehennem gibidir.

Dünyanın en iyi arkadaşı haftası.

Senin en iyi arkadaşın kim?

Bunu bütün iyi arkadaşlarına gönder.

Eğer ben de onlardan biriysem bana da gönder.

Eğer üçten fazla gelirse sen gerçekten sevilen birisin...



SEVGİLERİMLE...