14 Haziran 2017 Çarşamba

*Yalan Rüzgarı, Kin, Nefret Fırtınası*

*Av.Prof.Dr.Nurullah Aydın*
 
*12 Haziran 2017-Ankara*
 
 
 
*Yalan Rüzgarı, Kin, Nefret Fırtınası*
 
 
 
Ülkede yalancılık ideolojisi egemen olmuş durumda. Maskeler ise çeşitli,
kamplaşma artıyor
 
Ülkede kin, nefret, öfke fırtınası yaşanıyor. Fırtına bilinçli bir şekilde
yaşatılıyor.
 
Soyu soğu belirsiz Müslüman maskesi takmış şarlatanlar ülkede insanların
ortak değerlerini altüst etmeye devam ediyorlar.
 
 
 
Şer güçlerin devlet yönetim ipoteği, özel milis güçleri, özel istihbarat
örgütleri, ülke ekonomik kaynaklarının yabancılara devredilmesi
tartışılmıyor. İşbirlikçilere kin nefret öfke duyulmuyor.
 
 
 
Ne yazık ki; rezilliğin dibine vuranlar, toplumun tümünü ya da bir kesimini
rencide edici, kırıcı, yaralayıcı ifadeleri kullanmaktan hiç kaçınmıyor.
 
 
 
*Bilinçli ya da değil gerçekleştirilen çirkinlik kimin eseri diye sormak
gerekir.*
 
 
 
Toplumda artık herkes etnik köken, din mezhep araştırmasına yönelmiş
durumda. Güvensizlik, ayrışma hızla artıyor. Birlik ve beraberlik
söylemleri ciddiye bile alınmıyor.
 
 
 
Kamplaşma artıyor. Toplumda küllenmiş geçmişe ait ne varsa tartışma konusu
ediliyor. İnsanlar şaşkınlık içinde! Ne adına bunlar yapılıyor,
demokratikleşme ve özgürlük adına. Acaba gerçekten öyle mi?
 
 
 
Gerçekleşen rezillikten sadece partiler, gazeteciler, akademisyenler mi,
aydınlar mı sorumlu?
 
 
 
Suç işleyenlere yaşa varolan diyenlerin, hiç bir işlem yapmayanların hiç
suçu yok mu?
 
 
 
Reyting canavarına kurban verdiğiniz topluma aşılanan zehir, etkisini gün
geçtikçe arttırıyor.
 
 
 
TV'deki programların, gazete manşetlerinin, köşe yazılarının, hayatımızı
işgal etmesi, hatta sadece hayatımızla sınırlı kalmayıp hayallerimizi bile
işgal altına alması sıkıntılı bir süreç.
 
 
 
*Düşünen ve üreten beyinler yetiştiremezsek,* gençlerin ellerine hamburger
kolayı verirsek, gerçek başarının iç huzuru ve mutluluk olduğunu unutturan
hayatlar yaşatırsak, sevmezsek/öpmezsek, kendine saygı kavramını
yaşamlarına entegre edemezsek, prensipler geliştirecekleri onurlu hayatlar
yaşatamazsak, sadece para ve bilgisayarla oyalanıp zaman öldürmelerine
müsaade edersek olacağı bu elbet!
 
 
 
Ne olmak istediğini bilmeyen ve hayatının merkezine dizi karakterlerini
oturtan gençler, bizim geleceğimiz. Ama bizler, bugünümüzü ziyan ettiğimiz
gibi geleceğimizi de yok ediyoruz. Küresel ısınma bile, insanlık kadar
dünyaya zarar veremez!
 
 
 
*Değerlerine sahip çıkmayan bir toplumda çözülüş kaçınılmazdır!*
 
 
 
Girişimciliğin en önemli gereklerinden biri özgür düşüncedir. Kafalar ne
kadar özgür olursa düşünceler de o kadar güçlü olacaktır. Özgürlüğün önü
açıldıkça girişimcilikte gelişecektir.
 
 
 
Unutulmamalıdır ki; topluma ve insanlara gem vurulduğunda onlardan
yenilikçi düşünmeleri beklenemez. Amaçsız idealsiz hedefsiz, özgürlükte
ekmekte olmaz!
 
 
 
Bugün dünyada, gıda, su, enerji güvenliği, döviz kuru savaşları
tartışılırken, daha fazla nasıl zenginleşiriz, işsizliği nasıl çözeriz
sorularına yanıt aranırken, Türkiye'de anlamsız gereksiz konular
tartışılıyor. Enerjimizi o kadar lüzumsuz şeylere veriyoruz ki...Doğru
şeyleri tartışmalıyız, gereksiz konulara takılıp kalmamalıyız.
 
 
 
*Cumhuriyetin Türk insanına kazandırdığı en önemli şey, fırsat eşitliğidir.*
 
 
 
Eğer biz iyi hazırlanabilirsek o güneş bu topraklardan doğacak, dünyanın
siyasi, askeri ekonomik lideri Türkiye olacaktır.
 
 
 
Başarılı bir girişimci olmak için nelere ihtiyaç vardır?" sorusunu herkes
soruyor. Özgüvene, paraya, yenilikçi düşünceye, iyi eğitime ihtiyaç vardır.
 
 
 
Gençler kendilerine güvenmeli ve kendilerinden daha akıllı insanlarla
çalışmalıdır.
 
 
 
*Başarı için*; hedef belirleyecek ve hayal kurulacak, çalışılacak. Çünkü
çalışmadan belirlenen hedefe ulaşmak mümkün değildir. Yılmadan çalışmak
gerekir.
 
 
 
Zenginlik önemlidir. Ülkeler zenginleştikçe işsizlik azalır. Ancak asıl
zenginlik güç ve vicdandır. Herkes birbirini mutlaka sevmesi gerekir.
Ayrılıkta azap birlikte rahmet vardır.
 
 
 
*Empati yapmayı öğrenmeliyiz*. Birbirimizi, dışlamaya hakkımız yok. Bu
bizim zenginliğimiz ve birbirimizi kucaklamak zorundayız.
 
 
 
Bunları sağlayacak ülkenin duyarlı bilinçli insanları, ortak değerlerde
buluşarak, birlikte hareket etmek zorundadırlar.
 
 
 
*Günün Sözü;* Hayalleri, hedefleri olan insan çalışarak başarıya ulaşır.

Market kasalarında niye tahminimizden fazla ödüyoruz?

Büyük marketlerin akıl oyunları
 
*Alışveriş merkezleri ve bilhassa büyük marketler bir virüs gibi her yeri
sardı. Onlar yaygınlaştığından beri de mutfak masraflarımız arttı. Bu
artışı hayat pahalılığına yoruyoruz. Ama gerçek bu mu? Bu fazlalık
alışveriş tuzağına düştüğümüz için olabilir mi?*
 
*Kabul edelim avm ve büyük marketlere (ve onların küçük şubelerine) girince
ihtiyacımızdan fazla alışveriş yapıyoruz. Bunu şuurlu yapmıyoruz. Markete
girdiğimizde aklımız ve şuuraltımız sistematik bir yönlendirme
bombardımanına uğruyor. Tüketim ekonomisinin vatanı olan batıda uzun
araştırmalar sonucu bulunan tüketim pompalama usûlleri ile bizi tuzağa
düşürüyorlar. *
 
1. Kırmızı rengi "indirimle özdeşleştirme"nize sebep olurlar.
 
AVM’lerin otoparklarında ve broşürlerinde kırmızının hâkim olduğu indirim
ilânlarından bulunur. Bu da daha alışverişe başlamadan önce şuuraltınızda
kırmızı rengi indirimle özdeşleştirir. Halbuki içerde indirimde olmayan,
satışını hızlandırmak istedikleri bazı ürün etiketleri de kırmızıdır. Yani
kırmızı etiketler hem indirimdeki hem de indirimde olmayan ürünler üzerinde
bulunur. Siz de bu ürünleri satın almaya daha meyilli olursunuz.
 
*2. Gerektiğinden büyük alışveriş sepetleri kullanırlar.*1938’den beri
kullanılan alışveriş arabaları, ortalama bir ailenin bir haftalık
ihtiyacını karşılayacak ebattan daha büyük olacak şekilde tasarlanır. Bol
bol almışsınızdır. Ama daha araba dolmadığı için az aldınız algısı vardır.
Kasada toplam ödeme miktarı gözlerinizi açar. Ama onu da hayat pahalılığına
verir, hükümeti, işvereni suçlarsınız.
*3. Meyve ve sebzeleri girişe koyarlar.*Meyve ve sebze rafları genelde
marketlerin giriş kısmında bulunur. Esasen bu konum sıralaması lojistik
mantığa aykırıdır. Çünkü taze gıdaların ezilmemesi için önce daha ağır olan
ihtiyaçlarınızı satın alıp meyve sebzeyi en son alıp en üste koymanız
gerekir. Ama adamlar sizi değil, satışlarını düşünürler. Alışverişe
başlarken renkli, güzel kokulu ve sağlıklı ürünler almak daha iyi
hissetmenizi sağlar. Üstelik başta sağlıklı gıdalar aldığınız için
alışverişin devamında içiniz rahat bir şekilde daha fazla abur cubur satın
alırsınız.
*4. Farklı fiyatlandırmalarla kafanızı karıştırırlar.*Açıkta satılan meyve
ve sebzeler için kilo fiyatı verirler ancak paketli olanlarda fiyatı pakete
göre hesaplar ve etiketlerler. Böyle yaparak kilo fiyatı size yüksek
geldiğinde, "buyurun, ucuzu da var" demiş gibi davranırlar. Halbuki
paketlenmiş az miktarda olanların da kilo fiyatı aynıdır.
*5. Raftaki sebze ve meyvelerin taze olduğu hissi yaratırlar*Sebze ve
meyveleri tahta kasalara koyarak çiftlikten yeni gelmiş hissi uyandırırlar.
*6. Sebze meyvelere su sıkarlar.*Sebze meyve raflarına belli aralıklarla su
püskürterek daha parlak, sağlıklı ve tâze görünmelerini sağlarlar.
*7. Sizi çiçeklerle kandırırlar.*Marketin girişinde sebze ve meyvelerden
daha geniş alanlara çiçekler yerleştirerek sizde mahallenizdeki bir
dükkânda imişsiniz hissi uyandırırlar. Böylece marketin devasalığından daha
az rahatsız olursunuz.
*8. Aç hissetmenize sebep olurlar.*Fırından çıkma ekmek ve unlu mâmüllerin
bulunduğu kısmı giriş/çıkış kapılarına yakın kısma koyarlar. Taze ekmek
kokusu tükürük bezlerinizi çalıştırır ve düşünmeden, dürtüsel olarak
ihtiyacınızdan fazla alışveriş yapmanıza sebep olur.
*9. Sizi tüm marketi gezmeye zorlarlar.*Ekmek, süt, yumurta gibi temel
ihtiyaçlar, market içerisinde birbirinden uzak noktalara yerleştirilir.
Böylece basit bir alışveriş için bile içerde hayli dolaşmanız gerekir.
*10. Aslında öyle değilken hızlı gittiğinizi düşünmenizi sağlarlar.*Daha
pahalı ürünlerin bulunduğu raflarda daha küçük yer karoları kullanırlar.
Böylece alışveriş arabasının karolardan geçerken daha sık ses çıkarır ve
şuuraltınız hızlı yürüdüğünüzü düşünerek yavaşlamanıza, bu raflarda daha
fazla zaman harcamanıza neden olur.
*11. Peyniri en arkaya saklarlar.*Süt ürünlerinin bulunduğu raflar genelde
marketin dip/arka bölmelerinde bulunur. Bu da sadece günlük ihtiyaçlarınızı
almak için girdiğiniz markette sizi bütün marketi dolaşmaya zorlar. Tabi bu
arada hiç farkında olmadan ihtiyacınız olmayan şeyleri de almış olursunuz.
*12. Gizli bir sağ-sol formülü kullanırlar.*Büyük marketler sizin marketi
sağdan sola doğru gezmenizi isterler ve bu da doğal olarak koridorun
sağındaki ürünlerin daha fazla dikkatinizi çekmesine sebep olur. Aynı
ürünün daha pahalı olanı, her zaman sağ tarafta bulunur.
 
*13. Çocuklarınızı istismar ederler.*Marketlerdeki pahalı ürünler göz
seviyesine (1.60 cm) yerleştirilir. En ucuz ürünler genelde en alt raflarda
bulunur. Ha, çocukların dikkatini çekecek ve onları cezbedecek ürünler de
onların göz seviyelerine (80-100 cm civarı) yerleştirilir.
 
 
*14. Ucuz olmayan şeyleri ucuz gibi gösterirler.*Aceleniz varsa genelde
koridor sonundaki fırsat sepetlerindeki ürünlere yönelirsiniz. Oysa ki
buraya aslında nâdiren gerçekten ucuz ürünler yerleştirilir. Çoğunlukla her
zamanki fiyattadırlar, ortada fırsat filan yoktur.
 
 
*15. Et ve balık reyonlarını beyaz duvarların önüne koyarlar.*Et ve balık
reyonları beyaz fayans duvarların önüne konur. Bu duvarın sağladığı ışık
yansıtması bu ürünlerin daha taze görünmesine sebep olur.
 
 
*16. Daha fazla para harcamanız için pahalı ürünleri pahalı dekorlarla
süslerler.*Lüks ürünlerin bulunduğu kısımlara tahta raflar yerleştirmek,
daha kaliteli ışıklandırma yapmak gibi özel tasarımlar yaparlar. Böylece bu
ürünlerin daha kaliteli olduğunu düşünerek daha fazla para ödemeye ikna
olursunuz.
 
 
*17. Daha çok para harcamanız için müzik çalarlar.*Yavaş müzikler içeride
daha uzun kalmanıza, klasik müzik ise daha fazla para harcamanıza sebep
olur. Araştırmalara göre satışını artırmak istedikleri ürünlere göre bile
müzik çalıyorlar. Ha, bu arada o şarkıların telif ücretlerini de
ödemediklerinden sanatçılar beş para kazanamıyor.
*18. Temel ihtiyaçlardan birer tutam kasaya yakın yerleştirirler.*Çorap,
deodorant gibi sürekli kullandığınız şeyleri kasaların yakınına koyarlar.
Böylece alışveriş sonunda bu ürünlere nasılsa bir gün ihtiyacınız olacağını
düşünerek, aslında ihtiyacınız olmayan bir şeyi son anda sepete
atıverirsiniz. Eve gidip torbaları boşaltırken de onu niye aldığınızı
düşünür durursunuz.
 
*19. Pisboğaz yönünüzü kullanırlar.*Ödeme kuyruğunu beklediğiniz bölgeye
çikolata, şeker, dondurma gibi pisboğaz tarafınızı harekete geçirecek
ürünler yerleştirirler. Böylece alışverişi tamamladığınız için ödül olarak
bu ürünlerden satın alma olasılığınız yükselir.
 

SELAM KAVRAMI

Selam, insanlık hayatının en nezih, “iletişim…” kavramı!
 
Selam sözlükte, “Barış ve esenlik dileği.”
 
“Teslimiyet, selamet, güvenlik.”
 
“Her türlü ayıp ve noksanlıktan uzak olma hali.”
 
Halkımız arasında yaygın bir söz vardır;
 
“Bir selam, bin hatır yapar!”
 
Selam sözünde, “muhabbet…”
 
Selam sözünde, “rahmet ve bereket…”
 
Selam sözünde, “sağlık ve esenlik…”
 
Selam sözünde, “güven ve emniyet…” vardır.
 
Bir tıplulukta söze başlamadan önce ne deriz;
 
“Önce selam, sonra kelam…”
 
Cenab-ı Allah’ın doksan dokuz esmasından birisi de, “Es-Selam”dır.
 
Es-Selam; “Her türlü arızadan, noksanlıktan uzak olan…
 
Kullarını bütün tehlikelere karşı koruyan…
 
Selamete çıkaran…”
 
*** ***
 
Hadis, “Selam vermek sünnet, selam almak farzdır!”
 
Demek ki, “selam…” inancımızda önemli bir konuma sahiptir.
 
Bir selam sözünde neler yok ki?
 
“Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun…”
 
Selam; mükemmel bir dilek, temenni ve “karşılıklı duadır!”
 
Yunus bir şiirinde ne diyorlar?
 
“Biz dünyadan gider olduk, kalanlara selam olsun.”
 
Allah Resulünün (asv) sıklıkla kullandığımız bir hadislerinden;
 
“Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki;
 
İman etmeden Cennete giremezsiniz,
 
Birbirinizi sevmeden de iman etmiş olmazsınız.
 
Size yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir işi göstereyim mi?
 
Selamı aranızda yaygınlaştırınız.”
 
Selam, “kalbi yakınlığı…” artırır.
 
Selam, “kırgınlıkları…” siler.
 
Selam, “muhabbettir…”
 
Selam, “konuşmadan öncedir!”
 
Selam, “nezaketin, kibarlığın, izzet ve ikramın…” ta kendisidir.
 
Hadislerde, “selam vermenin de…” kuralları olduğunu görüyoruz.
 
“Binitli yürüyene, yürüyen oturana, az olan guruba selam verir.”
 
“Küçükler, büyüklere selam verir.”
 
“Müslüman’ın Müslüman üzerindeki altı haktan biri de selam vermektir.”
 
Selam vermeyenler, inancımızda kınanıyor!
 
“İnsanların en acizi dua etmeyen, en cimrisi selam vermeyendir.” (Hadis)
 
Bir başka hadiste, “Birbirinizi sevmek için çok selamlaşınız.”
 
Cennetin kapısını neler açıyor?
 
“Tatlı dilli olmak, selamlaşmak ve yemek yedirmek, Cennete götürür” (Hadis)
 
*** ***
 
Kur’an da, selam ile alakalı, “36 ayet…” yer alıyor.
 
Ayet, “Siz bir selam ile selamlandığınız zaman,
 
Siz de ondan daha güzeliyle karşılık verin
 
Veya verilen selamı aynen iade edin.” (Nisa, 86)
 
Cennette de, “iletişimin ana temasında…”
 
“Selam…” vardır.
 
Ayet, “Orada onların duası; “subhaneke Allahümme”
 
(Ey Rabbimiz olan yüce Allah! Sen bütün noksan sıfatlardan
münezzehsin! Demeleri)dir.
 
Dualarının sonu ise; “Elhamdülillahi Rabbilalemin”
 
(Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur demeleri)dir.” (Yunus, 10)
 
*** ***
 
Selam kavramında neler anlaşılıyor?
 
“Sabrettiğiniz için size selam olsun.” (Ra’d, 24)
 
“Oradaki dirlik temennileri “selam”dır” (İbrahim, 23)
 
“Selam size, yapmış olduğunuz güzel işlerin mükâfatı…” (Nahl, 32)
 
“Onlar orada boş bir söz işitmezler. Ancak “selam” işitirler” (Meryem, 62)
 
“Selam doğru yolda gidenleredir.” (Tâ-hâ, 47)
 
“O’na kavuşacakları gün müminlere esenlik dileği selâmdır” (Ahzap, 44)
 
“Ey iman edenler! Sizde ona teslimiyetle salât ve selâm edin” (Ahzap, 56)
 
“ (onlara) Rahim olan Rab’den “selâm” sözü vardır. (Ya-Sin, 58)
 
“Gönderilen bütün peygamberlere selam olsun” (Sâffât, 181)
 
Birbirimizle, “selamı…” ve “duayı…” yaygınlaştıralım!
 
Birbirimizle, “muhabbeti…” artıralım!
 
Sözün özü, “selametle kalınız!”

20 Ekim 2016 Perşembe

MEB'in Siber Güvenlik Oyunu, EBA'da yayınlandı

Milli Eğitim Bakanlığınca (MEB), Erasmus Plus programı kapsamında, internet ortamının güvenli kullanımının yaygınlaştırılması amacıyla geliştirilen Siber Güvenlik Oyunu, Eğitim Bilişim Ağı'nda (EBA) yayınlandı.
MEB'den yapılan yazılı açıklamaya göre, Yenilik ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğünce (YEĞİTEK) çalışmalarına iki yıl önce başlanan "Siber Zorbalıkla Mücadele" projesi tamamlandı. Ortakları arasında İngiltere, Norveç, İtalya, Çek Cumhuriyeti, Güney Kıbrıs, İspanya ve Portekiz'in de olduğu ve Afyon İl Milli Eğitim Müdürlüğünce koordine edilen proje 9-16 yaş arasındaki çocukların internet ortamını güvenli kullanımını sağlamayı amaçlıyor. Projenin hedef kitlesi arasında ebeveyn ve öğretmenler de yer alıyor.
Proje kapsamında başlatılan literatür taraması ve ihtiyaç analizi doğrultusunda, pedagog ve sosyologların da görüşleri alınarak hedef gruplar üzerinde olumlu etkisi olacak üç çıktı geliştirildi.
Projenin birinci ürünü olan mobil uygulamalı Siber Güvenlik Oyunu'nun senaryo, grafik ve kodlama çalışmaları YEĞİTEK tarafından yapıldı. İnternet ortamının güvenli kullanımının yaygınlaştırılmasını amaçlayan oyun, EBA ve Google markette de yerini aldı.
- Öğrenciler siber alemde daha güvende olacak
Uygulama, öğrencilere güvenli internet kullanımını oyun yolu ile aşılamayı hedeflerken siber alemde güvende olmalarını sağlayacak öğütler veriyor.
Projenin ikinci ürünü olarak da öğrenciler için bir el kitapçığı ile okul ve ebeveynlere yönelik rehber kitap hazırlandı.
Konuyla ilgili ebeveyn ve öğretmenlere yönelik tavsiyelerin aktivitelerle birlikte sunulduğu kitaba, projenin internet sayfası "www.becybersafe.org" adresinden e-kitap olarak da ulaşılabiliyor.

Damacanalarla ilgili önemli karar

 Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu, İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında yönetmelikte değişiklik yaptı.Damacanaları kullanma süresi uzadı, 3 yıldan 5 yıla çıktı
Buna göre içme-kullanma sularının dezenfeksiyonunda klorun yanı sıra klorlu bileşikler de kullanılabilecek. Su deposunda suyun debisine ve basıncına göre ayarlanabilen otomatik klorlama cihazları ile dezenfeksiyon işlemi yapılacak. Uç noktada yapılacak ölçümlerde serbest klor düzeyi 0.2 mg/L’nin altında olamayacak. Klorun üst sınırı ise yine 0.5 mg/L olarak aynı kaldı.
OTOMATİK KLORLAMA CİHAZI 8 AYDA TAKILACAK
Belediyeler, suyun debisi ve basıncına göre ayarlanabilen otomatik klorlama cihazlarını 8 ay içinde taktırmakla yükümlü kılındı.
DAMACANALAR 5 YIL KULLANILABİLECEK
2013 yılında yapılan yönetmelik değişikliğiyle damacanaların üretim tarihinden itibaren en fazla üç yıl veya 75 kez kullanılabileceği hükmü getirilmişti. Ancak bugünkü Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren yönetmelikle 3 yıl sınırı ‘5 yıl’ olarak değiştirildi. En fazla 75 kere kullanılabileceği hükmünde ise değişiklik yapılmadı.

İhracat fiyatları arttı

Ülke sınırları içinde üretimi yapılarak ihraç edilen malların üretici fiyatlarındaki değişimi ölçen yurt dışı üretici fiyat endeksi (YD-ÜFE), Eylül ayında bir önceki aya göre yüzde 0.06 arttı.
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, fiyatlar bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 3.61 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 2.10 düşüş ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 6.76 artış gösterdi.
Sanayinin iki sektörünün bir önceki aya göre değişimleri; madencilik ve taşocakçılığı sektöründe yüzde 0.16 artış, imalat sanayi sektöründe ise yüzde 0.06 artış olarak gerçekleşti.
Aylık en fazla artış kok ve rafine petrol ürünlerinde gerçekleşti
Bir önceki aya göre endekslerin en fazla artış gösterdiği alt sektörler; yüzde 2.34 ile kok ve rafine petrol ürünleri, yüzde 1.59 ile gıda ürünleri, yüzde 0.50 ile diğer madencilik ve taşocakçılığı ürünleri oldu.
Buna karşılık, bilgisayarlar ile elektronik ve optik ürünlerde yüzde 2.10, kimyasallar ve kimyasal ürünlerde yüzde 1.70, diğer mamul eşyalarda yüzde 1.41 ile fiyatların en fazla düşüş gösterdiği alt sektörler oldu.
Ana sanayi grupları sınıflamasına göre de Eylül ayında en fazla aylık artış enerji mallarında gerçekleşti.

Elektrikte 125 TL'lik faturaya indirim

 Düşen limitlerle birlikte, serbest tüketiciliğe geçen elektrik aboneleri her geçen gün artıyor. Son olarak sayıları 1 milyonu geçen serbest tüketiciler, ulusal tarifeden daha ucuza elektrik tüketebiliyor. Sözleşmeli tarifeye geçiş için ise limit 3600 kWh, yani yaklaşık ayda 125 lira.
1 Ocak 2012 tarihi itibarıyla 42 bin olan serbest tüketici sayısı Ağustos 2016 ayı sonunda 1 milyon 84 bin 411’e çıktı. Serbest tüketici niteliğindeki tüketicilere ait sayaç sayısı 1 Ocak 2012’de 168 bin 235 iken Ağustos 2016 sonu itibarıyla 2 milyon 373 bin 692’e ulaştı.
Aylık limit 125 TL
Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) kararı ile serbest tüketici limiti 2016 YILI için 3 bin 600 kWh’a düşürülürken, belirlenen bu limit değere karşılık gelen potansiyel, tüketicilerin yüzde 85.8’i olarak hesaplanıyor.
Yeni belirlenen serbest tüketici limitine göre, aylık elektrik tüketimi 3600 kWh’ın üzerinde olan veya aylık elektrik faturası yaklaşık 120-130 TL mertebesinde ve üzerinde olan tüketicilerin serbest tüketici niteliğini haiz olduğu öngörülüyor.
Serbest tüketici olmak isteyen bir abonenin, öncelikle bir önceki yıl en az 3600 kWh elektrik tüketmiş olması ya da içerisinde bulunulan yıl bu miktarda tüketimi yapacağını taahhüt etmesi gerekiyor. Bu da bir aile için aylık ortalama 125 TL’lik bir faturaya karşılık geliyor.
Sayaçlar sökülmüyor geçmiş borç olmamalı
- Eğer serbest tüketici olma hakkınızı kullanmazsanız sadece bağlı olduğunuz bölgenin görevli tedarik şirketinden elektrik enerjisi satın almak zorunda kalırsınız. Bu nedenle tükettiğiniz elektrik, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) tarafından belirlenen tarifeler üzerinden faturalandırılır.
- Elektrik tedarikçisini seçme hakkına sahip olan ‘serbest tüketici’ler ise EPDK ulusal elektrik fiyatları yerine indirimli
(piyasa) fiyatlardan yararlanabiliyor.
- En azından 125 lira aylık fatura ödemek serbest tüketici olmak için ilk şart.
- Bu şartları sağlayan abonenin, hizmet aldığı önceki elektrik şirketine de borcu olmaması gerekiyor.
- Şartları sağlayan abone, elektrik şirketlerinin şartlarını incelerek, sözleşme yapmak istediği elektrik şirketini belirliyor.
- Anlaşma yapılan şirket, aboneye sözleşmeyi gönderdikten sonra iki taraf da sözleşmeyi imza altına alıyor.
- Bu noktadan itibaren serbest tüketiciliğe geçiş başlamış oluyor.
Ev sahibi, kiracı ayrımı yapılmıyor
- Serbest elektrik tüketicisi, ev sahibi olabildiği gibi, kiracı da olabiliyor. Serbest tüketiciliğe geçen abonenin sayacı sökülmüyor.
- Abonenin anlaştığı yeni şirket, hizmetini aynı sayaç üzerinden vermeye devam ediyor. Ancak, yeni sözleşmeyle birlikte faturada yazan şirket ismi de değişiyor.
- Şirketini değiştiren abone, hiçbir elektrik kesintisi yaşamıyor.
- Geçiş işlemlerini genelde yeni şirket yürütüyor. 1-2 ay içinde yeni tarifeye geçiş tamamlanıyor.
- Sabit tarifedeki bir abone, EPDK’nın belirlediği ulusal tarife üzerinden elektrik satın alırken, serbest tüketicinin ödeyeceği fatura, şirketin sunduğu indirim vaadine göre değişiyor.
- İletim, dağıtım ve kayıp Kaçak bedelleri, serbest tüketicilerde de var. Ancak, perakende satış hizmet (PSH) bedeli, serbest tüketim sözleşmesi yapan şirketler için mecburi değil.
- Tarife ücretlendirmesinde herhangi bir değişiklik olduğunda aboneye en az 30 gün önceden e-posta veya SMS ile bilgilendirme yapılıyor.