5 Temmuz 2023 Çarşamba

Haziran ayı enflasyon rakamları açıklandı


Tüketici fiyat endeksi (TÜFE) yıllık %38,21, aylık % 3,92 oldu.

TÜFE'deki (2003=100) değişim 2023 yılı Haziran ayında bir önceki aya göre % 3,92, bir önceki yılın Aralık ayına göre % 19,77, bir önceki yılın aynı ayına göre % 38,21 ve on iki aylık ortalamalara göre % 59,95 olarak gerçekleşti.

TÜFE değişim oranları (%), Haziran 2023

Bir önceki yılın aynı ayına göre en az artış gösteren ana grup % 14,76 ile konut oldu. Buna karşılık, bir önceki yılın aynı ayına göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise % 67,22 ile lokanta ve oteller oldu.

TÜFE ana harcama gruplarına göre aylık değişim oranları (%), Haziran 2023

Ana harcama grupları itibarıyla 2023 yılı Haziran ayında bir önceki aya göre en az artış gösteren ana grup %1,21 ile sağlık oldu. Buna karşılık, 2023 yılı Haziran ayında bir önceki aya göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise %11,13 ile alkollü içecekler ve tütün oldu.

Endekste kapsanan 143 temel başlıktan (Amaca Göre Bireysel Tüketim Sınıflaması-COICOP 5'li Düzey) 2023 yılı Haziran ayı itibarıyla, 20 temel başlığın endeksinde düşüş gerçekleşirken, 6 temel başlığın endeksinde değişim olmadı. 117 temel başlığın endeksinde ise artış gerçekleşti.

Özel kapsamlı TÜFE göstergesi (B) yıllık %46,63, aylık %3,45 oldu

İşlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç TÜFE'deki değişim, 2023 yılı Haziran ayında bir önceki aya göre %3,45, bir önceki yılın Aralık ayına göre %23,64, bir önceki yılın aynı ayına göre % 46,63 ve on iki aylık ortalamalara göre %59,18 olarak gerçekleşti.

3 Temmuz 2023 Pazartesi

Fosil Yakıtlardan Çıkış ve Karbonsuzlaştırmanın Sağlık Faydaları

 

Fosil yakıtlara bağlı olan ekonomimiz hem canlı sağlığını hem de yaşadığımız çevreyi olumsuz etkiliyor. Bu bağımlılığın sonlanması ile birlikte varılacak noktada daha temiz ve sağlıklı bir çevrede yaşam mümkündür. Sağlık ve Çevre Birliği’nin 2022 yılı raporuna göre “Türkiye 2030 yılına kadar kömürden çıkmayı tercih ederse, 102.601 erken ölüm önlenebilir”.

Fosil yakıt kullanımı iklim değişikliğini de tetiklediği için kirlilik dışında farklı problemlerin de ana kaynağıdır. Örneğin son yıllarda yaşadığımız sert sıcak dalgaları iklim değişikliğinin görülen bir sonucudur ve insan sağlığı üzerinde ağır etkilere neden olabilir. Sıcak dalgalarının klasik sağlık etkileri deri döküntüleri, sıcak yorgunluğu, sıcak krampları, sıcak senkopu, sıcak bitkinliği ve sıcak çarpmasıdır. Bunların yanı sıra kalp-dolaşım sistemi, sinir sistemi ve solunum sistemi üzerinde etkilere sahip olup ölümle sonuçlanabilecek durumlar ortaya çıkabilir.

Özellikle son yıllarda şiddetli biçimde hissedilen sıcak dalgalarının bir diğer etkisi de orman yangınlarıdır. Son yıllarda Türkiye’de hektarlarca ormanlık alan bu sebeple yok oldu. Özellikle uzun süreli bölgesel kuraklıklar ile birleşen sıcak hava dalgalarının, orman yangınlarının sıklığı ve şiddeti ile net bir bağlantısı vardır. Daha yüksek sıcaklıklar, orman yangınlarının daha sık, daha geniş alanlı ve şiddetli olmasına yol açabiliyor. Orman yangınları içinde yaşayan canlıları doğrudan etkilemesinin dışında sebep olduğu hava kirliliği sebebiyle etrafta yaşayan diğer canlıları da etkiliyor. Avrupa Yeşil Mutabakatının gerekleri dikkate alındığında hem iklim eylemine fayda sağlanacak hem de canlılar için çok sayıda sağlık kazanımı olacaktır

Döngüsel Ekonomi

 

Avrupa Birliğinin 2050 yılında iklim nötr olma yolunda gerçekleştirmesi gereken hedeflerin başında ekonominin bütüncül bir yaklaşımla dönüştürülmesi geliyor. Döngüsel ekonomi, malzeme ve kaynakların kullanımları sonrasında ürün döngüsüne geri kazandırılması yoluyla ürünün değerinin korunduğu ve aynı zamanda atık miktarının asgari seviyede tutulduğu bir ekonomik yaklaşımın benimsenmesini gerektiriyor.

Kontrolsüz ekonomik kalkınma çevresel yıkıma yol açarak iklim değişikliğini körükleyebilir ve bu da sağlığı etkiler. Bunu adil, eşit ve kapsayıcı bir modele dönüştürmek ve aynı zamanda insanlara yeşil ve güvenli iş sahaları oluşturmak hedef doğrultusunda atılabilecek önemli bir adımdır. Bunun dışında üretim süreçlerini de kapsayan bütüncül ekonomi eylem planı altında sürdürülebilir ürünler tasarımı, üretim süreçlerinde döngüsellik, tüketicilerin güçlendirilmesi konularında 30’dan fazla eylem öngörülüyor. Elektronik, paketleme, tekstil, inşaat ve gıda gibi sektörler önceliklidir.

AB Yeşil Mutabakatının Temel Bileşenleri

 

Doğa ve canlıların yaşamakta olduğu çok kapsamlı krize karşı çözüm olabilecek olan Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamlı bir strateji olması sebebiyle farklı unsurlar içeriyor. 

Bunlar; 

• 2030 ve 2050 için AB’nin iklim hedefini arttırmak, 

• Temiz, düşük maliyetli ve güvenli enerji sağlanması, 

• Temiz ve döngüsel bir ekonomi için endüstriyi harekete geçirmek, 

• İnşaat ve yenilemede enerji ve kaynak verimli bir yol, 

• Sürdürülebilir ve akıllı ulaşıma geçişi hızlandırma, 

• “Tarladan Sofraya”: Adil, sağlıklı ve çevre dostu gıda sistemi, 

 • Biyoçeşitlilik ve ekosistemlerin korunması ve onarımı, 

• Zehirsiz bir çevre için sıfır kirlilik hedefidir.

Yeşil Mutabakat Nedir?

 

    Yeşil mutabakat yaklaşımı ilk olarak 1930’lu yıllarda dönemin ABD Başkanı Roosevelt’in öncülük etmesi ile, o zamanki adıyla “Yeni Mutabakat” olarak ortaya çıkmıştır. Son yıllarda genişleyerek dünyanın farklı bölgelerinde gündeme gelmiştir. Avrupa kıtasında, Avrupa Yeşil Mutabakatı olarak geçen politika seti, temelde doğanın ve canlıların her anlamda iyi olma halini gözeten bir yaklaşımdır. Avrupa’yı 2050 yılında sera gazı emisyonlarının sıfırlandığı ve ekonomik büyümenin kaynak kullanımından ayrıştırıldığı modern, kaynak açısından verimli ve rekabetçi bir ekonomiye sahip, adil ve müreffeh bir topluma dönüştürmeyi amaçlamaktadır.

    2019 yılında Avrupa Komisyonu tarafından duyurulan Avrupa Yeşil Mutabakatı, iklim değişikliğinin etkilerine, biyoçeşitliliğin azalmasına ve orman ve okyanusların tahrip edilmesine yönelik bir çözüm niteliği taşımaktadır.1 Aynı zamanda vatandaşların sağlık ve refahını da gözeten, herkesi kapsayan mutabakat, sektörler ve ülkeler arası işbirliğinin uygulanması ile tam olarak amacına ulaşabilir. Avrupa kıtasının tek başına karbon nötr olması her ne kadar doğaya çok büyük fayda sağlayacak olsa da, işbirliği içinde atılacak olan tüm adımların kazanımı daha geniş bir fayda sağlayacaktır.

   Avrupa Yeşil Mutabakatının kapsayıcı ve adil bir dönüşüm ile insana yaraşır yeşil iş sahaları oluşturmasının yanı sıra, temiz ve düşük maliyetli enerji arzı ile hem modern bir endüstri oluşturulacak hem de 2050 yılında karbon nötr olma yolunda önemli bir adım atılmış olacaktır. Bunun yanında biyoçeşitlilik üzerinde de olumlu katkıları olacak olan Avrupa Yeşil Mutabakatının ulaşım ve gıda sistemlerini de adil ve sağlıklı bir geçişe doğru yönlendirmesi hedeflenmiştir. 

     Sektörel ve uluslararası işbirliği, insanlar ve çevre için verimli ve uzun süreli faydalar elde etmenin anahtarıdır. Yeşil mutabakat ile doğrudan ilintili olan iklim değişikliğinin insan sağlığı üzerindeki etkileri kanıtlanmış ve bu etkiler şiddetini gün geçtikçe arttırmaktadır. Doğaya ve toplumlara daha yeşil, adil ve karbon nötr bir çözüm planı sunması ve bu sayede doğa tahribatının en aza indirgenmesi ile birlikte Avrupa Yeşil Mutabakatının sağlık faydaları da hissedilir düzeyde artacaktır.

En Büyük Nimet

 

Aklımızın ermediği şeyler çoktur. Bunu yüce Rabbimiz bildiği için en büyük nîmet olarak bizlere Peygamberleri gönderdi... Rabbimizin üzerimizdeki nîmetlerini saymakla bitiremeyiz. Nasıl sayabiliriz ki; kavuştuğumuz, fakat bilmediğimiz nîmetler, bildiklerimizden daha çoktur... Bu nîmetlerin büyüklerinden olan akıl nîmeti, büyük önem taşır. Fakat o da tek başına bir şey yapamaz, onun da diğer organlarımız gibi belli bir kapasitesi vardır. Gözümüzle belli bir mesafeyi görebiliriz, kulaklarımız belli bir mesafeden sesi duyabilir. Burnumuz gene öyle... Aklımızın da ermediği şeyler vardır ve çoktur. Bunu yüce Rabbimiz bildiği için, bizlere acıdı ve en büyük nîmet olarak bizlere Peygamberler gönderdi. Kitaplar indirdi... Aklımıza kalsaydı; iyi ile kötüyü, hayır ile şerri nasıl ayırt edebilecektik, gözlerimizle göremediklerimizi nasıl tanıyacaktık? Meselâ: Îmânın şartlarından biri olan Meleklere îmânı, nasıl elde edebilecektik? Rabbimizi ve O'nun sıfatlarını, kıyamet gününü, tekrar dirileceğimizi ve yaptıklarımızdan hesaba çekileceğimizi onlar bildirmese idi, aklımızla ne zaman kavrayabilecektik?

Peygamberlerin toplam sayısı 124.000’den fazla, bunlardan 313’ü Resuldür. Hepsi îmânın 6 şartını (Yâni Amentü'yü) kavimlerine bildirdiler. Bunun içindir ki; bu Peygamberlerin birini inkâr, hepsini inkâr demektir.


Bütün Peygamberlerin bildirdikleri hususlar şunlardır:
1- Bizleri ve bütün kâinatı yaratan ve yaşatan Rabbimizin varlığına ve birliğine îmân etmek.
2- Rabbimizin emirlerini, neleri yapmamızı, neleri yapmamamızı bildirdiler. Nasıl hareket edersek Cennete veya Cehenneme gireceğimizi öğrettiler.
3- Yerde ve gökte ne varsa hepsi bizim için yaratılmış, bize hizmet etmektedirler. Bizi de O'nu tanıyıp O'na ibâdet etmemiz için yarattığını bildirdiler.
4- Yaşamakta olduğumuz bu dünya hayatının geçici olduğunu, bir imtihan salonu olduğunu öğrendik. Gerçek hayatın âhıret hayatı olduğunu, o hayatın ebedî olduğunu ve yaptıklarımızdan hesap vereceğimizi, karşılığını göreceğimizi yine o mübârek zatlardan öğrendik...

M. Said ARVAS

TÜRKİYE GAZETESİ  

31.03.2022 

Arap Baharı'ndan Avrupa Baharı'na mı?

 

17 Aralık 2010 Tunus'ta genç bir işsiz olan Muhammed Buazizi'nin, polisin ticaretini yaptığı meyve sepetlerini elinden almasından sonra yaşadığı umutsuzluk ve öfkenin bir ifadesi olarak kendini yakması sonrasında “Arap Baharı” adı verilen süreç başladı.

Ardından diğer ülkelere de yayılarak birçok ülkede liderlerin değişmesine neden oldu.

Arap Baharı sonrasında Tunus'ta, uzun süre iktidarda kalan Zeynel Abidin Bin Ali, 14 Ocak 2011 tarihinde halk protestoları sonucunda görevinden istifa etmek zorunda kaldı.

Mısır’da uzun süre iktidarda kalan Hüsnü Mübarek, 11 Şubat 2011 tarihinde halk protestoları sonucunda görevinden istifa etti. Mübarek'in ardından yapılan seçimlerle Mursi göreve gelmiş, ancak 2013 yılında askeri darbeyle görevden alındı. Darbenin ardından Sisi iktidara geldi ve hâlâ Mısır'ın lideri olarak devam ediyor.

Libya'da da liderlik değişimi yaşandı. Uzun süre iktidarda kalan Muammer Kaddafi, 2011 yılında başlayan iç savaş ve NATO müdahalesi sonucunda devrildi. Kaddafi'nin öldürülmesinin ardından Libya'da siyasi istikrarsızlık ve çatışmalar dönemi başladı. BM’nin tanıdığı Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni devirmeye çalışan Hafter güçleriyle yoğun bir güç mücadelesi yaşanıyor.

Yemen'de de liderlik değişimi yaşandı. Uzun süre iktidarda olan Ali Abdullah Salih, 2011 yılında halk protestoları ve çatışmalar sonucunda görevinden ayrıldı. Ancak Yemen'deki çatışmalar devam etmekte ve ülkede hâlâ istikrarsızlık devam etmektedir.

O dönemde Suriye'de de kitlesel protestolar başlamıştı. Ancak Esed rejimi, protestolara şiddetle yanıt verdi ve ülkede iç savaş başladı. DEAŞ, PKK/PYD ve HTŞ terör örgütleri ülkedeki iç karışıklıktan faydalanarak istikrarsızlığın devam etmesine önemli ölçüde etki ettiler.

Arap Baharı'nın ardından Avrupa'ya yönelen göç dalgası, büyük bir insan hareketliliğine neden oldu. İç savaşlar, siyasi istikrarsızlık, ekonomik zorluklar ve insan hakları ihlalleri gibi faktörler, ülkesinden kaçan insanları, Avrupa'ya sığınma arayışına yönlendirdi. Göç dalgası, 2011 yılından itibaren önemli ölçüde artış gösterdi.

Suriye'deki iç savaş, Arap Baharı sonrası Avrupa'ya yönelen göç dalgasının en büyük nedenlerinden biri oldu.

Bu dalgaya ek olarak, diğer Arap ülkelerinden gelen göçmenler de Avrupa'ya ulaşmak için çeşitli yolları denedi. Libya'daki iç savaş ve siyasi istikrarsızlık da büyük bir göç akışına neden oldu. Libya, Afrika'dan Avrupa'ya geçiş noktası haline geldi ve birçok göçmen, Akdeniz'i aşarak İtalya veya diğer Avrupa ülkelerine ulaşmayı denedi.

Tüm bu olayların öncesinde Avrupa’nın Ortadoğu’da ve Afrika’da uyguladığı sömürgeci politikaların etkisiyle Avrupa’ya göç yaşanmaktaydı. Ancak Arap Baharı sonrasında yaşanan yoğun göç dalgası İslamofobi ve ırkçılığın yükselmesine neden oldu.

2008 küresel finans krizinin ardından 2009 yılında Yunanistan'da ortaya çıkan mali krizle başlayan Avrupa borç krizi Yunanistan, kamu borçlarındaki artış, yüksek bütçe açıkları ve ekonomik büyümenin durması gibi sorunlarla başladı. Yunanistan'daki mali kriz, diğer euro bölgesi ülkelerine de sıçradı ve 2010 yılında İrlanda ve Portekiz de benzer sorunlarla karşı karşıya kaldı. Bu ülkelerin kamu borçları ve bütçe açıkları, finansal piyasalardaki güvensizlik nedeniyle arttı. 2011 yılında İspanya ve İtalya da mali sorunlarla karşı karşıya kaldı ve borç krizi daha da derinleşti. Avrupa borç krizi, 2009-2013 yılları arasında en şiddetli dönemini yaşadı. Bu süre zarfında birçok Avrupa ülkesi, mali kurtarma paketleri ve kemer sıkma önlemleriyle desteklenmek zorunda kaldı.

Avrupa’da yaşanan borç krizi, göç dalgası gibi etkenlerle artan milliyetçi politikalar Trump’ın ABD Başkanı seçilmesi, BREXIT, Pandemi ve Rusya-Ukrayna Savaşı gibi diğer olaylarla birlikte arttı. Yabancılara karşı uygulanan sert uygulamalar geçen hafta Fransa’da büyük bir krize neden oldu. Fransa'da 27 Haziran'da 17 yaşındaki siyahi bir gencin polis tarafından öldürülmesi ülkede ayaklanmalara yol açtı. Yaşanan olaylarda 1300'den fazla kişi gözaltına alındı, 79 polis ve jandarma yaralandı. Birçok iş yeri kundaklandı. Arabalar yakıldı. Fransa'da sokağa çıkma yasağının uygulandığı kent sayısı ise 10'u buldu. Bunun yanında Fransa'daki olayların sıçradığı Belçika'da 64 kişi gözaltına alındı. BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Sözcüsü Shamdasani, "Fransa'nın, kolluk kuvvetlerindeki derin ırkçılık ve ayrımcılık sorunlarını ciddi şekilde ele almasının zamanıdır." ifadesini kullandı.

Yaşanan süreç “Avrupa Baharı” mı geliyor sorularını akıllara getirdi…

Alıntıdır..